inicio mail me! sindicaci;ón

Ask, seks ve merak / A Altan





Ask, seks ve merak

Nar agacinin altinda bir kaplumbagaya rastladim.

Utangac bir yagmur yagiyordu.

Cimenler kaygan bir yesillikle parliyordu.

Kizil misketler gibi dallara asilmis minik narlarin opusecek gibi acilmis catalli uclarinda asili kalmis su damlalari, kirmizi yansimalarla pirildayarak dusmeyi bekliyorlardi.

Cimenlerin ustunde kayan kaplumbaga arada bir fitrattan kirisik boynunu kabugunun disina uzatarak merakla cevresine bakiniyordu.

Durdum.

Kaplumbagaya baktim.

Zorla bir iki adim atti, sanirim beni fark edip durdu, basini icine cekti.

Seyrek damlalarla yagan yagmurun omuzlarimi islatmasina aldirmadan oradaki bir tasa oturdum.

Bu tenha bahcede ikimizden baska kimse yok.

O benden korkuyor, ben onu inceliyorum.

Bana cok caresiz ve onemsiz gozuken bu canlinin bir hayati var.

Ot yiyor, bir yerden bir yere gidiyor, korktuklarindan sakinip hayatta kalmaya ugrasiyor, turunun devamini saglamak icin ciftlesiyor.

Hakkinda bildiklerim bu kadar.

Onun varliginin tabiatin buyuk carklarinin isleyisi acisindan mutlaka bir islevi var.

Benim de var.

Aramizdaki benzerlik de galiba burada bitiyor.

O yaratildigi dunyaya bir katkida bulunmuyor, milyonlarca yildir ayni hayati yasiyor, belli zamanlarda belli amaclarla ciftlesiyor, kaprisleri, ihtiraslari, utangacliklari, zevkleri yok, asik olmuyor, duygusal acilar cekmiyor.

Her davranisini bedeninin ihtiyaclari belirliyor.

Benim turum oyle degil.

Biz yaratiyor, bize verilen hayati bizden sonrakilere mutlaka bir seyler ekleyerek aktariyoruz, hayatimizi bedenimiz kadar duygularimiz da belirliyor asik oluyoruz, sadece uremek icin degil zevk icin de sevisiyoruz.

Ask, baglanmak, ozlemek, kiskanmak, sahiplenmek, sadakat beklemek gibi duygularimiz oldugu icin kaplumbagalarin ciftlestigi bir dunyada biz sevisiyor ve bu sevismelere bir kaplumbaganin aklina gelmeyecek anlamlar yukluyoruz.

Ruhumuzla tenimiz arasindaki iliskileri hic durmadan kurcaliyoruz.

Kaplumbaga asik olmayi bilmiyor.

Iki kisinin yildiz yagmurlari arasinda bir gunahkar hayalden bir baska gunahkar hayale los bir odada terli bedenleriyle meteor alevleri sacarak dolasmasini, ruhlarini bedenlerinin arzularina teslim etmesini, zihnin bulaniklastikca aydinlanan gizliliklerinde sakli olan isteklerin fisiltilarla paylasilmasini, her seyin mumkun oldugu sihirli vahalarda her agacin altinda baska biri olunmasini, en siddetli yasaklarin en cilgin zevklerle parcalanmasini da bilmiyor.

Bu iki duygudan hangisi daha guclu diye de sormuyor kendisine?

Bunlarin arasinda insanlarin iddia ettikleri kuvvetli baglar var mi diye de sorgulamiyor.

Yuzlerce yildan beri bircok filozof, bircok psikiyatr askin arkasinda sevismenin hayalinin bulundugunu soyluyor.

Ama kimse bundan emin degil.

Hic sevismedigi birine asik olabiliyor insan.

Hic asik olmadigi biriyle de sevisebiliyor.

Ustelik delice asik oldugu biriyle sonuk sevismeler yasayip, hic de asik olmadigi biriyle delice sevisiyor.

Schopenhauer gibi filozoflar, Freud gibi doktorlar askin koklerinde bedensel arzularin izlerini surerken, neredeyse butun kadinlar sevismeyle aski siki baglarla birbirine baglamaya calisirken nasil oluyor da hayat bu iki grubun da iddialarini boylesine sarsici bir bicimde yalanlamaya ugrasiyor?

Freud, ruhun, bedenin arzularini degisik bicimlerde tercume ettigini iddia ederken kadinlar da, bedenin ruhun arzularini ifade etmekte bir arac oldugunu soylemeye yatkin duruyorlar genellikle.

Aslinda kadinlari anlamak daha kolay.

Beden insanlar tarafindan oylesine hakir gorulmus, onun arzulari oylesine asagilanmis ki bir kadin ruhundan bir sey katmadan yalnizca bedeninin isteklerine ayak uydurdugunda butun “erdemini ve namusunu” kaybettigini ogrenerek buyumus.

Binlerce yildir boyle bu.

Bir iki kusakta kolayca degisebilecek bir inanc degil.

Asksiz bir sevismenin, bir kadinin bilincinin gizli bolmelerinde nasil degerlendirildigini, kendisini bundan dolayi farkinda olmadan nasil suclayabilecegini kim bilebilir?

Bir kadin sadece sevismek icin degil ama “o erkekle” sevismek istedigi icin, “o erkegi” sevdigi icin sevistigini dusundugunde, ruhun her zaman affedilmeye hazir istekleri, bedenin her zaman suclanan arzularina kendi damgasini vurmus oluyor, “ask” sevismeyi kutsuyor, onu ruhun erdemli cesmesinde yikayarak yeniden vaftiz ediyor.

Belki de bircok kadin, sevistigi erkege asik olduguna ya da en azindan onu sevdigine kendisini bu yuzden inandiriyor.

Sanirim her kadin, yalniz kaldiginda “Sen aslinda bir orospusun” diyen kotu kalpli bir cadi tasiyor ruhunda ve hic kimseden korkmadigi kadar korkuyor ondan.

Ve surekli olarak onu kandirmaya ugrasiyor.

“Ben sevismekten hoslandigim icin sevismiyorum. Ben onunla sevismekten hoslandigim icin sevisiyorum.”

Acaba iclerindeki suclayan cadiyi kandirabilmek icin sevistikleri bir erkegi sevdiklerine inanan kadinlar, kendi etkilerinde kalarak gercekten de asik olurlar mi sevistiklerine?

Sevisme ya da biraz daha gercekci olarak soylersek, iyi bir sevisme askin kapisini acar mi kadina?

Peki kendi kendine soylenen bir yalandan gercek duygular cikabilir mi?

Eger boyleyse, cinsellikle ask arasinda kuvvetli bir bag kuran Freud en azindan kadinlar konusunda hakli cikabilir.

Ama erkekler…

Onlarin boyle bir cadilari yoktur iclerinde, erdemle sevisme arasinda bir iliski de kurmazlar pek.

Ama onlarin da cok iyi sevistikleri kadinlara baglandiklarini goruyoruz bazen.

Adina ask diyemeyecegimiz bedensel bir arzu, ruhu da yatistirip huzura kavusturan bedensel bir mutluluk bir erkegi bir kadina baglayabilir mi?

Boyle bir bagliligin adi ask olur mu?

Ve hangisi daha uzun surer, ask mi bedensel baglilik mi?

Ask, en yakici, en guclu, en siddetli haline basladiktan cok kisa bir sure sonra ulasabiliyor, cok suratli bir sekilde kendi sinirlarina dayaniyor, daha basladiginda gidebilecegi, acilabilecegi cok fazla alan kalmiyor.

Buyuk bir imparatorluk gibi neredeyse butun ruhu ve bedeni kapliyor.

Her duygu gibi hareket etmek, kipirdamak, yeni bicimlere girmek isteyen askin basladiktan bir sure sonra yaptigi her harekette gerilemekten baska bir caresi kalmiyor.

Belki de bu yuzden bir askin ancak “engellendikce” surebilecegini soyluyorlar, o engelin kilitledigi kapinin ardinda yeni bir dunya olduguna duyulan inanc, askin daha buyuyebilecegine inanmasi, surekli olarak mucadele edecegi bir hedefi olmasi onu canli tutuyor, gerilemek yerine hep ileri atilmaya calisiyor.

Geri cekilmesine vakit kalmiyor.

Sevismeler, buyumek ve canli kalmak icin engellere muhtac degil.

Aksine, o, onundeki engeller cekildikce gucleniyor, yarattigi bagimliligi artiriyor.

Cunku, sanilanin aksine sevisme sadece bedenle ilgili bir duygu degil.

Zekayla ve hayal gucuyle de ilgili.

Ve, hayal gucu neredeyse sonsuzdur.

Insanlarin koydugu o kadar cok yasak vardir ki bunlari bedeninizle asmaniz cok zordur ama hayal gucu her yasagi asar, yapilamayacak her seyi, terden gumusi isiklara batmis iki beden hayallerini birlestirerek yapabilir.

Sanirim, iki bedeni sevismenin salincaginda en guclu bicimde sallayan, yasaklari birlikte yok eden ortak hayal gucleridir.

Hayal gucu bedenden de ruhtan da daha guclu ve dayaniklidir, ruhla beden yoruldugunda bile o yorulmaz, aksine surekli olarak kendi diriligini, arzusunu, canliligini ve en karanlik yerlere yolculuk etme istegini bedene ve ruha kabul ettirir.

Seffaf bir karanligin kapladigi gulumsemeleriyle ayni hayalin icinde surekli degisip bir baskasi olarak, bir baskasinin govdesinin bilinmeyen ama sezilen urpertilerini yasayarak, karsisindaki govdenin bicim degistirip bir baskasina donustugunu, bir baskasinin ellerinin kendisine dokundugunu hissederek, cogalip kalabaliklasarak, butun bu degisimi, kalabaligi, tek bir govdeye yuklemek, o govdeye oylesine sonsuz ve tahmin edilemez hazlar verir ki bu hazdan vazgecmek neredeyse imkansizlasir.

Bu, ask midir?

Degildir bence.

Bu, asktan daha gucsuz bir duygu mudur?

Degildir bence.

Bu, aska donusur mu?

Donusebilir.

Peki, asiklar boyle bir sevismeyi yasayabilir mi?

Bunun cevabini tam olarak bilebilmek kolay degil ama ask sahiplenmek isteyen endiselerle, huzursuzluklarla, kuskularla dolu bir duygudur, bu endiseler hayal gucunu surekli yolundan saptirir, bir batakhanede sevisme hayalinin yerine sakin bir evin hayalini tercih eder, sevdiginin govdesini hayalinde bile olsa bir baskasinin govdesi yerine koymaktan cekinir, sevismeleri hayal gucunun sonsuzlugundan belli ve huzurlu bir hayalin sakin sularina cekmeye ugrasir.

Hazzin gucunu azaltabilir ask.

Onun yerine ruhun firtinalarini, ozlemlerini, kendi varligini bir baskasinin varligiyla doldurmanin baska hicbir seyle kiyaslanamayacak olaganustu tecrubesini, bir sureligine de olsa olumun urkutuculugunu yok etmeyi, mutluluk hayallerinin doyumunu, bedeniyle degil ruhuyla dokunmanin sefkatle sehveti harmanlayan zevkini koyar.

Bir hazzi bozar, bir baska haz yaratir.

Bir sevismeden geriye unutulmaz sahneler kalirken, bir asktan geriye unutulmaz duygular kalir.

Asik oldugun biriyle, sanki o asik olmadigin biriymis gibi sevisebilir misin?

Gunduzleri kurdugun mutlu hayaller, geceleri yerini hayal gucunun sonsuzlukta dolasan siddetli degisimlerine birakabilir mi?

Her zaman mucizeler olur.

Sevismeler aski dogurabilir bazen, asklar sevismeleri…

Ve bazen ikisi birlesiverir.

Bunun ne zaman, nerede, nasil olacagini kimse bilemez.

Olup olmayacagini da.

Ama sanirim surekli bunu arariz biz.

Asik oldugumuz biriyle, sanki o asik olmadigimiz biriymis gibi sevismek.

Kaplumbaganin bilmedigi bir istek bu.

Hic aramadigi.

Kafasini cikartip arada bir bana bakiyor.

Onu nar agacinin altinda birakip kalktim.

Onunkinden daha zor hayatimiz, onunkinden daha karmasik.

Ve onunkinden daha zevkli.

Biz onun hic aramadigi bir seyi…

Bir mucizeyi arayarak yasiyoruz.

Ahmet Altan

“Kimseyi kendi olculerinle yargilama, herkesi kendi olculeriyle yargila,”

Ask, seks ve merak



Nar agacinin altinda bir kaplumbagaya rastladim.

Utangac bir yagmur yagiyordu.

Cimenler kaygan bir yesillikle parliyordu.

Kizil misketler gibi dallara asilmis minik narlarin opusecek gibi acilmis catalli uclarinda asili kalmis su damlalari, kirmizi yansimalarla pirildayarak dusmeyi bekliyorlardi.

Cimenlerin ustunde kayan kaplumbaga arada bir fitrattan kirisik boynunu kabugunun disina uzatarak merakla cevresine bakiniyordu.

Durdum.

Kaplumbagaya baktim.

Zorla bir iki adim atti, sanirim beni fark edip durdu, basini icine cekti.

Seyrek damlalarla yagan yagmurun omuzlarimi islatmasina aldirmadan oradaki bir tasa oturdum.

Bu tenha bahcede ikimizden baska kimse yok.

O benden korkuyor, ben onu inceliyorum.

Bana cok caresiz ve onemsiz gozuken bu canlinin bir hayati var.

Ot yiyor, bir yerden bir yere gidiyor, korktuklarindan sakinip hayatta kalmaya ugrasiyor, turunun devamini saglamak icin ciftlesiyor.

Hakkinda bildiklerim bu kadar.

Onun varliginin tabiatin buyuk carklarinin isleyisi acisindan mutlaka bir islevi var.

Benim de var.

Aramizdaki benzerlik de galiba burada bitiyor.

O yaratildigi dunyaya bir katkida bulunmuyor, milyonlarca yildir ayni hayati yasiyor, belli zamanlarda belli amaclarla ciftlesiyor, kaprisleri, ihtiraslari, utangacliklari, zevkleri yok, asik olmuyor, duygusal acilar cekmiyor.

Her davranisini bedeninin ihtiyaclari belirliyor.

Benim turum oyle degil.

Biz yaratiyor, bize verilen hayati bizden sonrakilere mutlaka bir seyler ekleyerek aktariyoruz, hayatimizi bedenimiz kadar duygularimiz da belirliyor, asik oluyoruz, sadece uremek icin degil zevk icin de sevisiyoruz.

Ask, baglanmak, ozlemek, kiskanmak, sahiplenmek, sadakat beklemek gibi duygularimiz oldugu icin kaplumbagalarin ciftlestigi bir dunyada biz sevisiyor ve bu sevismelere bir kaplumbaganin aklina gelmeyecek anlamlar yukluyoruz.

Ruhumuzla tenimiz arasindaki iliskileri hic durmadan kurcaliyoruz.

Kaplumbaga asik olmayi bilmiyor.

Iki kisinin yildiz yagmurlari arasinda bir gunahkar hayalden bir baska gunahkar hayale los bir odada terli bedenleriyle meteor alevleri sacarak dolasmasini, ruhlarini bedenlerinin arzularina teslim etmesini, zihnin bulaniklastikca aydinlanan gizliliklerinde sakli olan isteklerin fisiltilarla paylasilmasini, her seyin mumkun oldugu sihirli vahalarda her agacin altinda baska biri olunmasini, en siddetli yasaklarin en cilgin zevklerle parcalanmasini da bilmiyor.

Bu iki duygudan hangisi daha guclu diye de sormuyor kendisine?

Bunlarin arasinda insanlarin iddia ettikleri kuvvetli baglar var mi diye de sorgulamiyor.

Yuzlerce yildan beri bircok filozof, bircok psikiyatr askin arkasinda sevismenin hayalinin bulundugunu soyluyor.

Ama kimse bundan emin degil.

Hic sevismedigi birine asik olabiliyor insan.

Hic asik olmadigi biriyle de sevisebiliyor.

Ustelik delice asik oldugu biriyle sonuk sevismeler yasayip, hic de asik olmadigi biriyle delice sevisiyor.

Schopenhauer gibi filozoflar, Freud gibi doktorlar askin koklerinde bedensel arzularin izlerini surerken, neredeyse butun kadinlar sevismeyle aski siki baglarla birbirine baglamaya calisirken nasil oluyor da hayat bu iki grubun da iddialarini boylesine sarsici bir bicimde yalanlamaya ugrasiyor?

Freud, ruhun, bedenin arzularini degisik bicimlerde tercume ettigini iddia ederken kadinlar da, bedenin ruhun arzularini ifade etmekte bir arac oldugunu soylemeye yatkin duruyorlar genellikle.

Aslinda kadinlari anlamak daha kolay.

Beden insanlar tarafindan oylesine hakir gorulmus, onun arzulari oylesine asagilanmis ki bir kadin ruhundan bir sey katmadan yalnizca bedeninin isteklerine ayak uydurdugunda butun “erdemini ve namusunu” kaybettigini ogrenerek buyumus.

Binlerce yildir boyle bu.

Bir iki kusakta kolayca degisebilecek bir inanc degil.

Asksiz bir sevismenin, bir kadinin bilincinin gizli bolmelerinde nasil degerlendirildigini, kendisini bundan dolayi farkinda olmadan nasil suclayabilecegini kim bilebilir?

Bir kadin sadece sevismek icin degil ama “o erkekle” sevismek istedigi icin, “o erkegi” sevdigi icin sevistigini dusundugunde, ruhun her zaman affedilmeye hazir istekleri, bedenin her zaman suclanan arzularina kendi damgasini vurmus oluyor, “ask” sevismeyi kutsuyor, onu ruhun erdemli cesmesinde yikayarak yeniden vaftiz ediyor.

Belki de bircok kadin, sevistigi erkege asik olduguna ya da en azindan onu sevdigine kendisini bu yuzden inandiriyor.

Sanirim her kadin, yalniz kaldiginda “Sen aslinda bir orospusun” diyen kotu kalpli bir cadi tasiyor ruhunda ve hic kimseden korkmadigi kadar korkuyor ondan.

Ve surekli olarak onu kandirmaya ugrasiyor.

“Ben sevismekten hoslandigim icin sevismiyorum. Ben onunla sevismekten hoslandigim icin sevisiyorum.”


Acaba iclerindeki suclayan cadiyi kandirabilmek icin sevistikleri bir erkegi sevdiklerine inanan kadinlar, kendi etkilerinde kalarak gercekten de asik olurlar mi sevistiklerine?

Sevisme ya da biraz daha gercekci olarak soylersek, iyi bir sevisme askin kapisini acar mi kadina?

Peki kendi kendine soylenen bir yalandan gercek duygular cikabilir mi?

Eger boyleyse, cinsellikle ask arasinda kuvvetli bir bag kuran Freud en azindan kadinlar konusunda hakli cikabilir.

Ama erkekler…

Onlarin boyle bir cadilari yoktur iclerinde, erdemle sevisme arasinda bir iliski de kurmazlar pek.

Ama onlarin da cok iyi sevistikleri kadinlara baglandiklarini goruyoruz bazen.

Adina ask diyemeyecegimiz bedensel bir arzu, ruhu da yatistirip huzura kavusturan bedensel bir mutluluk bir erkegi bir kadina baglayabilir mi?

Boyle bir bagliligin adi ask olur mu?

Ve hangisi daha uzun surer, ask mi bedensel baglilik mi?

Ask, en yakici, en guclu, en siddetli haline basladiktan cok kisa bir sure sonra ulasabiliyor, cok suratli bir sekilde kendi sinirlarina dayaniyor, daha basladiginda gidebilecegi, acilabilecegi cok fazla alan kalmiyor.

Buyuk bir imparatorluk gibi neredeyse butun ruhu ve bedeni kapliyor.

Her duygu gibi hareket etmek, kipirdamak, yeni bicimlere girmek isteyen askin basladiktan bir sure sonra yaptigi her harekette gerilemekten baska bir caresi kalmiyor.

Belki de bu yuzden bir askin ancak “engellendikce” surebilecegini soyluyorlar, o engelin kilitledigi kapinin ardinda yeni bir dunya olduguna duyulan inanc, askin daha buyuyebilecegine inanmasi, surekli olarak mucadele edecegi bir hedefi olmasi onu canli tutuyor, gerilemek yerine hep ileri atilmaya calisiyor.

Geri cekilmesine vakit kalmiyor.

Sevismeler, buyumek ve canli kalmak icin engellere muhtac degil.

Aksine, o, onundeki engeller cekildikce gucleniyor, yarattigi bagimliligi artiriyor.

Cunku, sanilanin aksine sevisme sadece bedenle ilgili bir duygu degil.

Zekayla ve hayal gucuyle de ilgili.

Ve, hayal gucu neredeyse sonsuzdur.

Insanlarin koydugu o kadar cok yasak vardir ki bunlari bedeninizle asmaniz cok zordur ama hayal gucu her yasagi asar, yapilamayacak her seyi, terden gumusi isiklara batmis iki beden hayallerini birlestirerek yapabilir.

Sanirim, iki bedeni sevismenin salincaginda en guclu bicimde sallayan, yasaklari birlikte yok eden ortak hayal gucleridir.

Hayal gucu bedenden de ruhtan da daha guclu ve dayaniklidir, ruhla beden yoruldugunda bile o yorulmaz, aksine surekli olarak kendi diriligini, arzusunu, canliligini ve en karanlik yerlere yolculuk etme istegini bedene ve ruha kabul ettirir.

Seffaf bir karanligin kapladigi gulumsemeleriyle ayni hayalin icinde surekli degisip bir baskasi olarak, bir baskasinin govdesinin bilinmeyen ama sezilen urpertilerini yasayarak, karsisindaki govdenin bicim degistirip bir baskasina donustugunu, bir baskasinin ellerinin kendisine dokundugunu hissederek, cogalip kalabaliklasarak, butun bu degisimi, kalabaligi, tek bir govdeye yuklemek, o govdeye oylesine sonsuz ve tahmin edilemez hazlar verir ki bu hazdan vazgecmek neredeyse imkansizlasir.

Bu, ask midir?

Degildir bence.

Bu, asktan daha gucsuz bir duygu mudur?

Degildir bence.

Bu, aska donusur mu?

Donusebilir.

Peki, asiklar boyle bir sevismeyi yasayabilir mi?

Bunun cevabini tam olarak bilebilmek kolay degil ama ask sahiplenmek isteyen, endiselerle, huzursuzluklarla, kuskularla dolu bir duygudur, bu endiseler hayal gucunu surekli yolundan saptirir, bir batakhanede sevisme hayalinin yerine sakin bir evin hayalini tercih eder, sevdiginin govdesini hayalinde bile olsa bir baskasinin govdesi yerine koymaktan cekinir, sevismeleri hayal gucunun sonsuzlugundan belli ve huzurlu bir hayalin sakin sularina cekmeye ugrasir.

Hazzin gucunu azaltabilir ask.

Onun yerine ruhun firtinalarini, ozlemlerini, kendi varligini bir baskasinin varligiyla doldurmanin baska hicbir seyle kiyaslanamayacak olaganustu tecrubesini, bir sureligine de olsa olumun urkutuculugunu yok etmeyi, mutluluk hayallerinin doyumunu, bedeniyle degil ruhuyla dokunmanin sefkatle sehveti harmanlayan zevkini koyar.

Bir hazzi bozar, bir baska haz yaratir.

Bir sevismeden geriye unutulmaz sahneler kalirken, bir asktan geriye unutulmaz duygular kalir.

Asik oldugun biriyle, sanki o asik olmadigin biriymis gibi sevisebilir misin?

Gunduzleri kurdugun mutlu hayaller, geceleri yerini hayal gucunun sonsuzlukta dolasan siddetli degisimlerine birakabilir mi?

Her zaman mucizeler olur.

Sevismeler aski dogurabilir bazen, asklar sevismeleri…

Ve bazen ikisi birlesiverir.

Bunun ne zaman, nerede, nasil olacagini kimse bilemez.

Olup olmayacagini da.

Ama sanirim surekli bunu arariz biz.

Asik oldugumuz biriyle, sanki o asik olmadigimiz biriymis gibi sevismek.

Kaplumbaganin bilmedigi bir istek bu.

Hic aramadigi.

Kafasini cikartip arada bir bana bakiyor.

Onu nar agacinin altinda birakip kalktim.

Onunkinden daha zor hayatimiz, onunkinden daha karmasik.

Ve onunkinden daha zevkli.

Biz onun hic aramadigi bir seyi…

Bir mucizeyi arayarak yasiyoruz.
Ahmet Altan
“Kimseyi kendi olculerinle yargilama, herkesi kendi olculeriyle yargila,”
Free Animations your email - By IncrediMail! Click Here!

__._,_.___


==
*TaKLiT,TaKDiRiN eN SaMiMi iFaDeSiDiR.. BuTuN TaKLiTLeRiMiZe, Te$eKKuRLeRiMiZLe*
http://www.egruplar.com/portal/grup_read.asp?id=155
==
SIKI DoSTLaRiMiZ:
*~* GULBEN ERGEN FANCLUB *~*
www.gulbenergenfanclub.com
GOCEK BOCEGI MUYAT:
groups.yahoo.com/group/hilkat
CANIM KOM$UM YANi:
groups.yahoo.com/group/yanis
DJ TUNCH VE ARKADA$LARIYLA KALITELI EGLENCE:
groups.yahoo.com/group/bahtsizdeve
MAILLERINIZI TIARA’YLA SUSLEYIN:
groups.yahoo.com/group/tiarastags
FIRESTARTER’LA POSTAKUTUNUZ ALEV ALEV:
groups.yahoo.com/group/MissBaby/
groups.yahoo.com/group/SeXium/
groups.yahoo.com/group/YAVRULAR-2
==
Bize katilmak icin funlimited_2002-subscribe@yahoogroups.com adresine bo$ ve konusuz bir mail atin, gelen maili reply edip bi$ey yazmadan gonderin

==
Funlimited sanal alemin garip rekabet ve hirslarindan uzak, uye sayisina degil sadece uyelerine kaliteli ve duzeyli bir ortam sunmaya odakli, internet ortaminda cok sevilen, hep ornek alinan/taklit edilen, interaktif & samimi bir eglence ve payla$im grubudur.. lutfen a$agidaki grup kurallarini dikkate aliniz

*DAHA ONCE BA$KASI TARAFINDAN GONDERILMI$ MAILLER, maillerden yerli yersiz alinmak, terbiye/ho$goru sinirini a$an tarti$malar, toplumun hassas oldugu konularda ki$kirtma ve propaganda, diger yuzlercesinden bir farki olmayan resimler, ic karartici yazilar, ozel gun ve kutlamalarda kuru/birbirinin ayni mesajlar, internette aranabilicek bi$eyi ille gruptan istemek, kaynagi/dogrulugu belirsiz bilgiler burada kabul gormez.

*Esprili/sanatsal erotizm serbest. Konu kismina uyari koyarsaniz istemeyen bu mailleri acmadan silebilir

*Mailiniz yayinlanmami$sa bu maddelerden birine takilmi$tir, lutfen israrci olmayiniz. Grubumuzun tarzi tarti$maya acik degildir, kurallar kimseye ayrica ozel olarak aciklanmayacaktir, sorun cikaranin grupla ili$kisi kesilir

==
Ayrilmak icin katilma i$leminin aynisi $u adrese:
funlimited_2002-unsubscribe@yahoogroups.com


Recent Activity

Visit Your Group

Y! Messenger

All together now

Host free online

conference IM.

Ads Yahoo!

Learn more now.

Reach customers

searching you.

Connect w/Parents

on Yahoo! Groups

Get support and

share information.

.

__,_._,___

faint_grain.jpg

kalem212.jpg

cat_side_en.gif