HÂLÂ ANLAMIYORUM…
HÂL ANLAMIYORUM Bir vakitler “Anlamıyorum” diye bir yazı kaleme almıştım. Baktım, üzerinden hayli zaman geçmiş, lakin ben anlama hususunda bir arpa boyu yol katedememişim. Hatta bırakın katetmeyi, daha birçok konuda anlamadığım şeyler kafama doluşmuş da haberim yokmuş. Aslında insan ve toplum gün geçtikçe daha da anlaşılmaz daha da müşevveş hâle geliyor ve bu yüzden üzerinde düşÃ¼nüldükçe kafaların daha da karışması sebepsiz değil. Efendim, benim evveliyetle şikayet ettiğim husus şu oldu bu aralar: İnsanlar, adalet ve eşitlik gibi faziletlerini hızla yitiriyorlar. Huzur ve mutluluk istiyor, bunun için kuralların ihdas edilmesini tabî karşılıyorlar fakat bu kuralları çiğnemekte bir beis görmüyor ve daha fenası, bunlar için yapılan denetimlerden de kendilerinin muaf tutulmasını arzu ediyorlar. Nakliyatla uğraşan en yakın akrabalarımdan birisi, şu an bulunduğum ildeki sıkı trafik denetimlerinden şikayetçiymiş. Bana diyor ki; “Söyle de denetlemesinler.” (Arkadaş beni Emniyet Genel Müdürü ile karıştırıyor herhalde.) Şimdi düşÃ¼nüyorum, böyle bir şeyden şikayetçiyse kaideleri ihlâl eden bazı eksik yahut yanlışların mevcut olduğu ortada. Bir başka yakınım da yine şehrin dışında büyükçe bir mahallede yapılan trafik denetimleriinden dert yanıyor, hem de hakeretâmiz ifadelerle. Neymiş efendim, daha mahallede denetim mi olurmuş, adama sabahleyin daha gözünü açmadan emniyet kemerini takmadı diye ceza mı yazılırmış, işte o ilin polisi çok acımasızmış da mış mış mış… Bir başka gün, düzenli olarak gittiğim spor salonunda pazuları beyinlerinden büyük olan birkaç genç yine trafik polislerden yakınıyor, hem de küfürleri cümlelerin başına itinayla koyarak. Onlara kulak kabartıyorum, polis ceza yazmış, yalnız yine haklı gerekçelerle… Bu örnekleri niye verdim? Eminim siz de etrafınızda bu veya benzeri tutarsız yakınmaları sıkça duyuyorsunuzdur, hatırlatayım diye. Bu nasıl bir mantıktır ki, devletin koyduğu kurallara uymayanlar değil de, onlara uymayanlara ceza verenler bu kadar sitemi, saygısızlığı ve dahası küfrü hakedebiliyor. Devlet sana “emniyet kemerini tak” demişse kendi keyfi için dememiştir herhalde. Zaten devlet öyle “Latif DoğanÂ’la Küstüm Şov” izleyip keyiflenecek somut bir varlık da değil, onu da söyleyeyim unutmadan. Bir Emniyet raporuna göre; “2002 yılında ülkemizde meydana gelen 80.570 ölümlü-yaralanmalı trafik kazası değerlendirildiğinde; sürücülerin emniyet kemeri takılı olan kazalardaki ölüm oranı %3,3 iken, takılı olmayan kazalardaki ölüm oranının %12,2 olduğu tespit edilmiştir. Başka bir değişle ölümlü-yaralanmalı kazalardaki ölüm oranı emniyet kemeri takılmadığı takdirde 4 kat artmaktadır. Emniyet Kemeri Takanların 100 km/s hızına kadar olan kazalarda kurtulma şansı vardır. Emniyet Kemeri takmadan yolculuk edenlerin 20 km/sÂ’den itibaren kaza anında ölme riski vardır.” Dünyanın hemen her medeni ülkesinde devlet, vatandaşını trafikteki olası risklerden muhafaz etmek için böyle kurallar koyar, bu devlet olmanın en doğal icabıdır. Ama bizdeki kadar “kurallar çiğnenmek içindir” kör mantığıyla hareket edip, devletle -deyim yerindeyse- inatlaşıp “Yok arkadaş, ben kemer takmayacağım, ölmek istiyorum.” diyen trafik canavarlarının bu kadar bol olduğu kaç ülke vardır acaba? Ölüm değil de trafik polisi korkusuyla kemer takan ve “Trafik var, kemerini tak!” diyen insanlardan bu mümtaz ülke dışında hangi ülkelerde bulunur, merak ediyorum doğrusu. Devlet istediği kadar kural koysun, Cumhurbaşkanı bile trafik için reklam yıldızı olsun… Boşverin canım siz bu akılla devam edin. Sizi her yanınızda doksan dokuz melek koruyor nasıl olsa, size bir şey olmaz… Bürokraside çalışıyorsanız, hele bir de ileride mühim makamlar işgal etme potansiyeliniz varsa, etrafınızda daha şimdiden çoluk çocuğuna, doğmuşuna doğacağına, dostuna akrabasına yer yapmaya çalışan âkil zatlardan olmaması neredeyse imkansızdır. Bu insanlar yıllarca devleti bir istihdam kapısı olarak gördükleri ama hiç de kendinlerine yardımcı olacak bir “el”e sahip olmadıkları için bu eli kaçırmak istemezler. Ve senden “Ben bir gün olur da böyle insan seçecek bir noktaya geldiğimde tanıdığı, eşimi, dostumu değil de işe ehil olanı, hak edeni tercih etmek isterim.” dediğinizde belli etmezler ama hayalkırıklığına uğrarlar. İsterler ki, başkaları olunca adalet olsun ama söz konusu kendileri ya da türevleriyse kayırmacılık (elin adamı buna “nepotizm” demiş) normal karşılansın. Netice itibariyle devlet hepimizin devleti, yani hepimiz aynı gemide gidiyoruz, unutmayalım. “Her millet layık olduğu devlete sahiptir.” diyen Joseph de Maistre ne kadar da haklı! Geçenlerde ülkemizde hem elim hem de utanç verici bir hadise yaşandı. Sanat dünyasında Pippa Bacca ismiyle tanınan 33 yaşındaki Milanolu sanatçı Giuseppina Pasqualino di Marineo, Gebze yakınlarında ölü bulundu. Üstelik daha yüz kızartıcısı, öldürülmeden önce katili M.K. tarafından tecavüz edildiği de anlaşıldı. Medya günlerce bu konuyu işledi. Hemen herkes olayın bilinen yönleri üzerinde durdu. İşte, ne zaman, nasıl, niçin, kimlerle ülkemize geldiği, nasıl öldürüldüğü vs. Ama neredeyse hiç kimse ülkemizde tecavüz vakalarının neden bu kadar arttığı üzerinde durmadı. Son yıllarda ülkemiz –çok özür diliyorum- minicik bebelere bile tecavüz edilen bir memleket haline gelmişken, ülkemize barış mesajı vermek için gelmiş bir kızcağızın tecavüz edilip katlediği, hemen her gün ülkenin farklı yanından bu tür haberlerin alındığı bir dönemde biz yine cevizin kabuğunda kaldık, yine kabuğu kırıp cevizin içine giremedik. “Ne oluyor bu ülkenin insanına Allah aşkına?” diye soramadık gene. Nasıl bir çelişki içinde olduğumuzu düşÃ¼nebiliyor musunuz? Kızlarımıza “namus” uğruna yapmadığımızı bırakmadık; onları eve hapsettik, okuma haklarını ellerinden aldık, yaşamlarını kabusa döndürdük ama “erkek adam” dediğimiz oğullarımıza hiç toz kondurmadık. DüşÃ¼nün lütfen, bu ülkede kızlarımız gece dışarı çıkamıyor, gündüz tenha yerlerde dolaşamıyor, trafikte sürekli tacize uğruyor, kalabalık mekanlarda bile “avını arayan ayı”ların, gözü dönmüş sapıkların, kurbanı olabiliyorlar ama nedense bunlar toplum olarak hep görmezden geliniyor. DüşÃ¼nün bir kere, BaccaÂ’ya tecavüz edip öldüren M.K. gibi daha kaç tane potansiyel katil ve mütecaviz bu sokaklarda saatli bomba gibi dolaşıyor. Ve daha -Allah korusun- kaç tane kızımız BaccaÂ’nınki gibi akıbetle karşılaşma riskiyle hayatını sürdürüyor bu toplumda? Ama ilginçtir ki biz hep kızlarımızın namus bekçiliğini iyi yaptığımızda meseleyi basit yoldan çözebileceğimizi zannına kapıldık ya da oğlumuza-kızımıza uyguladığımız çifte standartımız bizi böyle düşÃ¼nmeye zorladı. Bir ömür kendi kendimizi kandırdık yani. Bu ülkede örnekleri çoğaltmak o kadar kolay ki, size daha pek çok benzer olayı misal olarak arz edebilirim. Tamam, biz gerçekten fakir bir ülkeyiz, belki yasalarımız da ekonomik gücümüzü aşan, toplumsal karakterimizi zorlayan kurallarla dolu, kabul ediyorum. Ancak bunlar ne adalet ne eşitlik ne de mantıktan ve akılcılıktan ödün vermemizi şart kılmıyor. Yoksa kılıyor mu? Bu memleket artık mantıksız ve dengesiz insanların yuvası olmamalı. Tam da bu noktada kendini çevreye, trafiğe, etiğe ya da en azından birarada yaşama mefkuresine karşı duyarlı hisseden insanlar artık bıkmadan, usanmadan, yorulmadan kendini bir misyoner saymalı ve o yönde çalışmalı. Yaşlısı-genci, kadını-erkeği, yetkilisi-yetkisizinden korkmadan, çekinmeden doğruyu haykırabilmeli, yanlışlar söz konusu olduğunda uyarabilmeli, eleştirebilmeli… İnsanımız yapıcı eleştiriyi ve daha da mühimi özeleştiriyi öğrenmezse ve daha kötüsü belli başlı konularda şuur sahibi olan insanlar da bazı fedakarlıkların altına girmekten kaçınırsa, siz daha çok böyle saçma sapan yazılar okursunuz ve dahi çocuklarınız, torunlarınız da okur korkarım. O yüzden gücümüzün yettiğince elimizi taşın altına koymaktan çekinmeyelim. Emin olun bu, meydanlarda kuru milliyetçilik, vatanseverlik nâraları atmaktan çok daha fazla saygı ve takdiri hak eden bir fedakarlıktır. Daha yaşanabilir bir ülke için… alidoğan / 3 Mayıs 2008
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın