HAİNLERDEN DAHA FAZLA ZARARI KİM VEREBİLİR?

  Aytun ÇIRAY
Tüm Yazılarını Göster
HAİNLERDEN DAHA FAZLA ZARARI KİM VEREBİLİR?
“Bugün basın dışından Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef alan söylemlerin, ülke adına terörle mücadele eden ve şehitler veren bir kuruma haksız ve seviyesiz saldırılar olarak değerlendirilmiştir. Siyasi kişi ve kurumlarla hiçbir zaman polemiğe girmek istemeyen Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 yıldan bu yana devam eden terörle mücadele sürecinde, ilk defa bu tür anlamsız saldırılara hedef yapılmak istenmektedir. Bu saldırılar Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadele azmine, hainlerden daha fazla zarar vermektedir.”
 
***
 
Genelkurmay’ın yukarıdaki açıklaması hazırlanırken hainler TBMM’de idi.
“Yeşil, sarı, kırmızı” simge türbanları ile poz veriyorlardı.
Bir başka yerde ise defile görüntüsü altında, AK Partililerin alkışladığı anlaşılan bir kışkırtma yapılıyordu.
O yüzden ne Liboş, ne Irkçı, ne Dinci olmayan, dindar bir Atatürk milliyetçisi olarak…
Genelkurmay Başkanlığından CHP ve MHP’yi hedef alarak “hainlerden daha fazla” zara verdiğini söylmesi beni yaralamıştır.
Bu açıklama Türk halkını da yaralayacaktır.
 
***
 
Bu açıklama yapılırken gazeteciler konuşuyordu.
Daha önce “e-muhtıtra”yı eleştirenler, şimdi muhalefete verilen “e-muhtıra”yı alkışlıyorlar.
Ve hüzün verici bir şekilde, -ne demekse- “Kürt sorununa siyasi çözüm”ü askerlerin getirebileceğini işaret ediyorlardı.
Yandım Allah!
 
***
 
Bu açıklama yapıldığında ben aşağıdaki satırları çoktan yazmıştım.
Taktirinize sunuyorum.
 
***
 
Son günlerde olan bitenler şaşırma duygumun körelmesine neden oluyor adeta.
Önce KKK sanki daha seçim öncesinde onlar teklif etmemişler gibi, hükümeti hareketsizlikle suçlayanlara sabır tavsiye ediyor.
Sonra da Genelkurmay Başkanı alışılmadık bir biçimde, konuşmaları ile adeta siyasi sorumluluğu üstleniyor.
 
***
 
TBMM’den Kuzey Irak’a girme kararı çıkmış, orduya yetki verilmiş.
Başbakan, “Bir de gidip Bush’la konuşayım” demiş.
Olabilir, müttefikiz…
Halbuki karardan önce tüm temaslar yapılmış olsa, dünyaya sanki Bush, TBMM’nin kararının üzerindeymiş gibi yanlış bir izlenim verilmemiş olacak.
Tam bu esnada bir beyanat daha…
Genelkurmay Başkanı’ndan:
“Sayın Başbakan bir ABD’ye gitsin gelsin bakalım.”
 
***
 
ABD Savunma Bakanı daha Canberra’da bize, “Çekilin” demeye başlamış…
Bizim savunma Bakanı’ndan ses seda yok.
Dışişleri bakanları konuşuyor…
Bizimkinde ses seda yok.
Başbakan ise konuşmasını hazırlatmış, bekliyor.
Bush “Get out!” diyor…
Başkomutan Gül ise tam beş gün sessiz kalıyor olan bitenlere.
Bir tek Genelkurmay Başkanı “Ben kimsenin avukatı değilim” diyerek sürekli konuşuyor.
 
***
 
Deniz Baykal kürsüde coşmuş, kelimeler ağzından değil kalbinden dökülüyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyinden sürpriz bir şekilde çekilmesine ilişkin pek çok sorunun akıllara takıldığını söylüyor.
Genelkurmay Başkanı’nın basın toplantısında dile getirdiği, “Görevimizi siz mi belirliyorsunuz, görevimiz ne?” açıklamalarına da yanıt veriyor:
“Sen ne hakla konuşuyorsun. Silahlı kuvvetlerimize bu görevi veren heyetin bir parçasıyım ben. O tezkerenin altında benim de imzam var. Milletin iradesi var orada.”
İşte konuşmayı tarihi yapan yer burası…
Baykal yıllardır başlarına dert olan “Resmi Merkez partisi” yakıştırmasını yerle bir edip, “Milli Merkez partisi” olduğunu gösteriyor.
Eklenme Tarihi :04 Mart 2008 Salı

VALILER YASADA YERI OLMAYAN BU YASAGI KALDIRMALIDIR !

BASI  ORTULU  OGRENCILERE  DAYATILAN  BU  YASAK  YURUTME  VE VALILER  TARAFINDAN  SONLANDIRILMALIDIR !

 28 Subat sureciyle birlikte Turkiye de, normal hukuk duzeninin yaninda, ikincil bir hukuk duzeninin, bizim tabirimizle, bir sanal hukuk duzeni nin olusturuldugunu sik sik ifade ediyoruz.

 Bilindigi uzere, Turkiye de hukuk duzeni, hukuk kurallarina, yani, anayasaya, kanunlara ve diger mevzuata dayanan bir hukuk duzenidir. Devlet kurumlarinin uygulamalarinda gerekce, sadece hukuk kurallaridir.

 Asil duzen bu olmakla beraber, 28 Subat surecinde, hukuk kurallarini belirleme iktidarini, yani yasama iktidarini kaybeden kesimler,  bir iktidar kaymasi saglayarak, sanal bir yasama iktidari olusturmaya calistilar.

 Sadece kurallarin uygulanmasini denetlemekle yetkili yuksek mahkemeler uzerinden, kendilerine, hukuk kurallarini belirleyici bir iktidar alani acmaya calistilar. Bu faaliyet neticesinde Turkiye nin yargiclar iktidari na suruklenmek istedigini muteaddit defalar yazdik.
 Sozunu ettigimiz bu temel sorunun icinde, asil onemli olan sey, hukuk sisteminin olagan isleyisinin tahrip edilmesi, hukuk kurallarinin sistematiginin, harmonisinin bozulmasi, uygulamada dengenin kaybolmasidir. Yine basortusuyle ilgili yasak uygulamasi cercevesinde bu meseleyi ayrintili hale getirelim.
 Basortusu ile universitelere girmenin engellenmesi 28 Subat surecinde gerceklesmistir. Yasak uygulamasinin aciklanan dayanagi Anayasa Mahkemesi kararidir. Anayasa Mahkemesi karari 1991 tarihlidir. Yasak uygulamasi ise 1998 sonlarinda Turkiye de yayginlasmistir.
 O halde, Anayasa Mahkemesi karari tam yedi yil, yasak getiriyor diye anlasilmamis ve uygulanmamistir. Ayrica bir hukuk bilgisi gerektirmeyen bir mantik islemiyle soruyoruz; Anayasa Mahkemesi karari basortusu icin bir yasak getiriyorsa, neden 1991 ile 1998 yillari arasinda uygulanmamistir?

 Mahkeme karari bir yasak getirmiyorsa, neden 1998 den sonra uygulanmistir? Yasak ya vardir ya yoktur. Yasak varsa, 1991 ile 1998 yillari arasinda bu yasagi uygulamayan rektorler hakkinda hangi islemler yapilmistir?

 Bu sorular cevabini bildigimiz sorulardir aslinda. Ve bu sorular, basortusu yasaginin dayanagi olarak gosterilen Anayasa Mahkemesi kararinin hukuki etkisini acikca ortaya koymaktadir. Burada ayrintida kalan ve kaybolan bir konuya deginmek istiyoruz.
 Basortulu ogrencilerin universitelere alinmamasi, basortusunun yasak olup olmamasindan bagimsiz bir meseledir. Basortusu serbest olsa da, yasak olsa da, basortulu ogrencilerin universite kampuslarina girmeleri engellenemez.

 Son degisiklikler yapilmadan once de, ayni durumun gecerli oldugunun altini ciziyoruz. Basortulu ogrenciler, universite ogrencisidir; universite kampuslarina ise, universite ogrencileri girebilir. Ogrenci kimligi bulunan herkes, kimlik denetimi yapildiktan sonra universite kampuslarina ve binalarina girme hakkina sahiptir.
 Eger, basortusu ile ogrencilik yapmak sucsa, bu suc sadece bir disiplin sucudur. O halde, universiteye giren ogrenci, eger bir disiplin sucu isliyor ise, eylemiyle ilgili, diger disiplin suclari icin yapilan islemler ve prosedur cercevesinde isleme tabi olmalidir.
 Basortulu olmak bir disiplin sucu ise, universite binalarina giris engellenemez; sadece basortulu ogrenciler hakkinda bir tutanak tutulur ve gerekli disiplin sorusturmasi yapilir. Bu islemler sonunda eger basortulu ogrenci ogrencilik sifatini kaybederse, o zaman universiteye girmesi engellenebilir.

 Izaha calistigimiz bu cerceve, anayasada yapilan son degisikliklerden onceki durum icin de gecerlidir.
 Anayasa degisikliklerinden sonra, basortulu ogrencilerin universiteye girisleriyle ilgili, var olsun olmasin, her turlu yasak kalkmistir. Anayasanin 42. maddesi hukmu aciktir; yasaklama sadece kanunla yapilir ve acik bir ifade icermelidir.
 Bu anayasa degisikliginin dogrudan uygulanmasi gerektigi, ayrica bir kanun degisikligine, yani 2547 sayili Yuksekogretim Kanununun ek 17. maddesinin de degistirilmesine gerek yoktur. Bu husus, anayasa degisikliklerinin iptali icin Anayasa Mahkemesinde dava acan mill etvekilleri tarafindan da acik bir sekilde ifade edilmistir.
 CHP ve DSP li milletvekilleri de, son anayasa degisikliklerinin basortusu yasagini kaldirdigini, ayrica bir kanun duzenlemesine gerek olmadigini dilekcelerinde ifade etmektedirler. O halde, anayasada, bir temel hak konusu olarak duzenlenen yuksek ogrenim hakkinin engellenmesi, artik ceza hukuku anlaminda bir suca donusmustur.
 Turk Ceza Kanununun, Egitim ve ogretimin engellenmesi  baslikli 112. maddesi su sekildedir:
 MADDE 112. - (1) Cebir veya tehdit kullanilarak ya da hukuka aykiri baska bir davranisla;
      a) Devletce kurulan veya kamu makamlarinin verdigi izne dayali olarak yurutulen her turlu egitim ve ogretim faaliyetlerine,
      b) Ogrencilerin toplu olarak oturduklari binalara veya bunlarin eklentilerine girilmesine veya orada kalinmasina,
     engel olunmasi halinde, bir yildan uc yila kadar hapis cezasina hukmolunur.
Bu duzenleme karsisinda, hukuka aykiri bir sekilde egitim ve ogretim faaliyetlerine ve universite binalarina girilmesine ve oralarda kalinmasina engel olunmasi suctur. Daha once de bunu ifade etmistik; bu sucun disiplin hukuku bakimindan takibi Yuksekogretim Kurulu nun, ceza hukuku bakimindan takibi ise savciliklarin yetkisindedir.
 Bununla birlikte, 28 Subat ta ortaya cikan hukuk tahribatinin neticesi olarak, hukuk duzeninin bir kull (butun) halinde algilanmasi yetenegi kayboldugundan, meselenin baska boyutlari gozden kacirilmaktadir. Bir sucun islenmesi halinde, takibi savciliklarin yetkisindedir.

 Ancak, guvenlik guclerinin ve idarenin bir sucun islenmesini onlemek gibi bir gorevleri de vardir. Idari kollugun gorevlerinin basinda,  suc islenmesini onlemek  yer almaktadir. Son anayasa degisikliklerinden sonra,  basortulu ogrencileri universite binalarina almamak eylemi Turk Ceza Kanununun 112. maddesine gore suc olusturdugundan, hafta ici mesai saatleri icinde bu sucun universite kapilarinda islenmeye devam etmesi mulki amirler tarafindan engellenmek zorundadir.
 5442 sayili Il Idaresi Kanununun 11 / A maddesine gore,

 Vali, il sinirlari icinde bulunan genel ve ozel butun kolluk kuvvet ve teskilatinin amiridir. Suc islenmesini onlemek, kamu duzen ve guvenini korumak icin gereken tedbirleri alir. Bu maksatla Devletin genel ve ozel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teskilat amir ve memurlari vali tarafindan verilen emirleri derhal yerine getirmekle yukumludur.

 Yani, vali, suc islenmesini onlemek icin gereken tedbirleri alir ve bu maksat icin devletin genel ve ozel kolluk kuvvetlerini istihdam eder.
 Basortulu ogrencileri universite binalarina sokmamak sucu rektorlerin emir ve talimatlariyla islendigi halde, bu sucu fiilen isleyenler universite girislerinde kimlik denetimi yapan ozel guvenlik birimlerine bagli personeldir.
 Bu personel ise, 5188 sayili Ozel Guvenlik Hizmetlerine Dair Kanun hukumlerine gore, Icisleri Bakanligi ile valiliklerin denetimindedir. Kanunun 22. maddesi acik bir sekilde bu denetim yetkisinden ve denetimin cercevesinden soz etmektedir.
 Icisleri Bakanligi tarafindan cikartilan ve 07.10.2004 tarihli ve 25606 sayili Resmi Gazete de yayimlanan, Ozel Guvenlik Hizmetlerine Dair Kanununun Uygulanmasina Iliskin Yonetmelik te, Mulki Idare Amirlerinin Yetkisi baslikli 13. maddeye gore ise,
 Mulki idare amirleri, ozel guvenlik uygulamasini ve ozel guvenlik tedbirlerini halkin can ve mal guvenliginin ve kamu hurriyetlerinin korunmasi amaciyla denetlemeye, ozel guvenlik gorevlilerinin yetkisini asan uygulamalari kaldirmaya ve alinan guvenlik tedbirlerinin degistirilmesini veya ilave tedbirler alinmasini istemeye yetkilidir.
 Butun bu cerceve icinde, anayasa degisikliginden itibaren, basortusu ile universitelere girebilmek, anayasanin 42. maddesinde duzenlenen bir temel haktir ve kamu hurriyetleri niteligindedir. Bu hakkin kullaniminin engellenmesi Turk Ceza Kanununun 112. maddesine gore suctur. Sozkonusu sucun islendigi yerler de universite kampuslarinin girisleridir.

 Bu mekanlarda, suc olan fiili gerceklestirenler ozel guvenlik gorevlileridir. Ozel Guvelik Hizmetleri Kanununa ve ilgili yonetmelige gore, ozel guvenlik gorevlilerinin denetimi mulki idare amirlerine verilmistir.

 Ozel guvenlik mevzuati cercevesinde, mulki idare amirleri, yani valiler ve kaymakamlar, kamu hurriyetlerinin korunmasi amaciyla ozel guvenlik gorevlilerinin yetkisini asan uygulamalari kaldirmaya yetkilidir; hatta bunu yapmakla yukumludur. Ayrica, Il Idaresi Kanununa gore de bir sucun islenmesini onlemek gorevi valiliklerdedir.

 Burada kisaca gostermeye calistigimiz uzere, universite girislerinde basortulu ogrencileri iceri almayan ozel guvenlik gorevlilerinin bu uygulamasini degistirmek tamamen valiliklerin yetkisindedir. Universite rektorlerinin guvenlik gorevlilerine vermis olduklari talimatlar, sadece, ogrencilerin iceri alinmasi bakimindan hukum ifade eder.
 Basortulu olanlar da ogrenci statusunde bulundugundan, ozel guvenlik gorevlilerinin universitenin ogrencisi olan kisileri iceri almamak gibi bir yetkileri yoktur. Anayasada yapilan degisikligin uygulanmasi, yani yururlukteki hukuk kurallarinin uygulanmasi universite rektorlerinin tamamen keyfi tutumlarina birakilmis bir husus degildir; olamaz.
 Herkes, gorevini ve yetkisini, sinirlarini bilmelidir. Hukuk kurallarinin hakimiyetini saglamak da hukumetin gorevidir.
BASI  ORTULU  OGRENCILERE  DAYATILAN  YASAK  YURUTME  VE VALILER  TARAFINDAN  SONLANDIRILMALIDIR !
VALILER  YASADA  YERI  OLMAYAN  BU YASAGI  KALDIRMALIDIR  !

[desifre] Masonlar hakkında çok ilginç bir yorum

Degerli Ahmet Kardesim, Masonlarin basina Mustafa Kemal yonetimi boyunca sunlar geldi: 1. Cumhuriyet, Masonluk prensipleri uzerine oturtuldu, 2. Hukumet, Masonlardan kuruldu. 3. Devlet mekanizmasi, Masonlara emanet edildi. 4. CHP, mason denetimine verildi. Bu gun basortusune karsi savasan Masonluk, bunu dar kafali Siyonizm adina yapmaktadir. CHP, devlet ordu ve yargidaki derin zerzevatin da dahil oldugu Siyonist aparatin sadece bir aktorudur. abudeyam
To: tarih-toplum-siyaset@yahoogroups.com; turkroggistihbaratmerkezi@gmail.com; UNITED-TURKS@yahoogroups.com; Diyarbakirlilar-Grubu@yahoogroups.com; Netpano@yahoogroups.com; desifre@yahoogroups.com; sanalsiyaset@yahoogroups.com; inanc@yahoogroups.com; SiyasetMeydani@yahoogroups.com; LifeMaster@yahoogroups.com; AdaletveKalkinma@yahoogroups.com; Yukselen-Turkiye@yahoogroups.com; Sansursuz-Siyaset@yahoogroups.com; liberal-izmirliler@googlegroups.com; noreply@googlegroups.com; sivil-anayasa@yahoogroups.com; adaletvekalkinmapartisi@yahoogroups.com; malcolm_x@googlegroups.com; haberonline@googlegroups.com; karadenizliyunuslar@googlegroups.com; dusunceplatformu@googlegroups.com; derin_devlet@yahoogroups.com; islamvebilim@googlegroups.com; BURAKCANLI@googlegroups.com; gizlibelge@yahoogroups.com; yorumcumm@googlegroups.com; islamfazileti@googlegroups.com; CIATURK@yahoogroups.com; komikvideo@googlegroups.com; objektif_gurup@yahoogroups.com; yarenlermeclisi@yahoogroups.com; mirdad@googlegroups.com; dtdilekagaci@googlegroups.com; tdtkb@googlegroups.com; milliyetci@mynetgrup.com; kelebeklervadisinde@googlegroups.com; mnecdettaskin@hotmail.com; mucahitler@googlegroups.com; e7.saadetgeliyor@gmail.com; pax-ottomana@googlegroups.com; masal-diyari@googlegroups.com; ikincicumhuriyet@googlegroups.com; bozoktv@yahoogroups.com; kirmizigunluk@googlegroups.com; KelimelerSozler@googlegroups.com; islamtoplumu@googlegroups.com; islamin-dogusu@googlegroups.com; sende-yaz@googlegroups.com; turancatli@googlegroups.com; geceninmavisi@googlegroups.com; demokratz-biz@googlegroups.com; cihan-turk-olsun@googlegroups.comFrom: ahmetdogan.simsek@gmail.comDate: Fri, 29 Feb 2008 20:01:11 +0200Subject: [desifre] Masonlar hakkında çok ilginç bir yorum

Masonlar hakkındaki şu faragraf dikkatimi çekti ve bana çok ilginç gerdi. Acaba Mason localarının Atatürk zamanında başına gelenler tekrar gelebilirmi. Doğrusu çok da mantıklı gelmiyor ama burası Türrkiye her şey mümkündür. Hele bir de bu konuda dış destek de varsa, neden olmasın. Çünkü dünya değişiyor. Başka bir dünya kuruluyor. “Başörtüsü yasağı bütünüyle locaların güdümünde sürdürülüyor” tezinin sahibi dostum, Hürriyet’te çıkan değinme üzerine sabahın köründe aradı beni. “Kendisiyle Rodos’a yol arkadaşlığı yapmıştın, ben sorsam ‘Kim bu herif?’ tepkisini verebilir, en iyisi o yolculuk hatırına senin sorman” deyip kafasını kurcalayan şu soruyu bana emanet etti: “Türkiye’de bugünün şartları Mustafa Kemal’in ‘devrim’ adını alacak reformları gerçekleştirdiği döneme benziyor. O dönemde mason localarını kapatma ihtiyacı duymuştu Atatürk; acaba o dönemde masonlar ne yaptılar da locaların kapatılmasına yol açan süreç yaşandı?” A.D.Şimşek

Mutlu, mesut ve bahtiyar oldum
Taha Kıvanç
Okunan bir gazeteci olmak hoş bir duygu kuşkusuz; bu duyguyu bana sıkça yaşatan muarızlarıma teşekkür ederim.
Dün, Hürriyet’in Fatih Altaylı’nın boşluğunu doldurmak üzere devreye soktuğu, Emin Çölaşan kovulunca onun üslubunu da benimseyen yazarı önceki gün burada çıkan yazıma takılıyordu. Türban karşıtı rektörleri, ‘mason localarından aldıkları emirleri yerine getiren insanlar’ olarak gösteriyormuşum. Bir yandan ‘üst makamın emrini uygulamak zorunda olduklarını’ hatırlatıyor, diğer yandan da teker teker isimlerini yazarak hedef gösteriyormuşum… Arkadaş, bunun, ‘İslâmcı basının çok sevdiği bir yöntem’ olduğunu özellikle belirtiyordu. Ayıp oluyor ama… Maaşınızı Aydın Doğan’dan alıyorsunuz, aynı gazetede yazıyorsunuz, fakat birbirinizi okumuyorsunuz… Gerçekten ayıp oluyor… Okuyanlar hatırlayacaktır. O yazımda bu yılın temmuz ayında 22 rektörün görev süresinin biteceğini yazmış ve o rektörlerin isimlerini vermiştim. Arkadaşın ‘hedef gösterme’ dediği bu… Yapmışım da, o isimleri nereden alarak yapmışım acaba? Hürriyet’in Ankara Temsilcisi de olan yazarı Enis Berberoğlu’nun sütunundan… Berberoğlu, 9 Şubat tarihinde, ‘Üç soruyla Pirus zaferi’ başlığı altında vermişti o listeyi… Okuyalım: “Soru Bir: AKP üniversite kapısında türban meselesini anayasa ve yasa değişikliği olmadan, uygulama pratiğinde çözemez miydi?” “Yanıt Bir: Bu yılın temmuz ayında 22 rektörün görev süresi doluyor. İsimlerini sayalım: Prof. Dr. Mustafa Akaydın, Prof. Dr. Nusret Aras, Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, Prof. Dr. Ayşe Soysal, Prof. Dr. Mehmet Bakır, Prof. Dr. Alper Akınoğlu, Prof. Dr. Fikri Canoruç, Prof. Dr. Emin Alıcı, Prof. Dr. Ülkü Bayındır, Prof. Dr. Cengiz Utaş, Prof. Dr. Mehmet Hamdi Muz, Prof. Dr. Kadri Yamaç, Prof. Dr. Erhan Ekinci, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Prof. Dr. H. Faruk Karadoğan, Prof. Dr. İbrahim Özen, Prof. Dr. İ.Vildan Alptekin, Prof. Dr. R. Ferit Bernay, Prof. Dr. Ural Akbulut, Prof. Dr. Enver Duran, Prof. Dr. M. Abbas Yurtkuran ve Prof. Dr. E. Durul Ören. “Bu rektörlerden 10′u sekiz yıldır görevde, yani yeniden seçilmeleri mümkün değil. / 2009 yılında 2, 2010 yılında da 18 üniversitede rektör seçimi yapılacak. / YÖK Genel Kurulu’nda dengeler zaten değişiyor, Çankaya’nın eğilimi de belli. / Asgari dört ay (temmuza kadar) en çok iki yıl beklenseydi… 40 kadar rektörün değişeceği yeni üniversite ortamında türban meselesi çok daha kolay, sessiz sedasız hal yoluna girmez miydi? / İktidar partisi neden sabır gösteremedi, acelesi neydi?” Görüyorsunuz, rektörlerin isimlerini ilk sayan Yeni Şafak değil; Hürriyet bizden önce yaptı bunu. Ben Enis Berberoğlu’nun izinden gittim yalnızca. Hürriyet bunu hep yapıyor, isimler veriyor… Yine de Enis Berberoğlu’nun kötü niyeti olduğunu hiç sanmıyorum. ‘İki üsluplu arkadaş’ aynı gazetede çıkan diğer yazıları okumadan gününü geçiriyor belli ki; iyi de yazısı basılana kadar gazetesinde kimse bu durumu fark etmiyor mu? O sayfanın sekreteri, yazılardan sorumlu müdür, yayından sorumlu yönetmen? Yoksa Hürriyet’te kimse kimseyi okumuyor mu? “Başörtüsü yasağı bütünüyle locaların güdümünde sürdürülüyor” tezinin sahibi dostum, Hürriyet’te çıkan değinme üzerine sabahın köründe aradı beni. “Kendisiyle Rodos’a yol arkadaşlığı yapmıştın, ben sorsam ‘Kim bu herif?’ tepkisini verebilir, en iyisi o yolculuk hatırına senin sorman” deyip kafasını kurcalayan şu soruyu bana emanet etti: “Türkiye’de bugünün şartları Mustafa Kemal’in ‘devrim’ adını alacak reformları gerçekleştirdiği döneme benziyor. O dönemde mason localarını kapatma ihtiyacı duymuştu Atatürk; acaba o dönemde masonlar ne yaptılar da locaların kapatılmasına yol açan süreç yaşandı?” Arkadaşın takıldığı yazımda “Başörtüsü yasağı mason işi” tezine neden katılmadığımı açıklamıştım. Sosyal olaylar çok girift ve karmaşıktır, birden fazla sebebi vardır. Yeniden seçilmeyecek rektör biraz tribüne oynar. Çoğu tıp doktoru olduğu için hukuk ve siyaset bilimi konusunda eksiklidir; yanlış değerlendirme yapabilir. Ancak dostum da iz sürmeyi biliyor. Basında aleyhte yayınların başını çekenler ‘birader’ imiş; bundan hareketle vardığı bir kanaat, tez haline getirdiği… Atatürk’ü de bu tartışmanın içine kattı ya, zulasından çıkartacağı başka iddialar ve kanıtlar mutlaka vardır. Bir zamanlar ‘aşk yazılarının unutulmaz yazarı’ diye anılan, şimdilerde ise ‘iki ayrı boşluğu’ doldurma derdindeki yazar arkadaşa kızdığım sanılmasın sakın… Ne yalan söyleyeyim, kendi gazetesi yazarını okumadığı halde beni dikkatle izlemesi gururumu okşadı. Yanlış yapmıyor. Patronu da beni okuyarak güne başlıyor çünkü…

_________________________________________________________________ Express yourself instantly with MSN Messenger! Download today it’s FREE! http://messenger.msn.click-url.com/go/onm00200471ave/direct/01/

LOZANI DA SATTILAR

Lozan’a ve Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği tartışmalı “Vakıflar Kanunu”, Cumhurbaşkanı Gül’ün onayıyla yürürlüğe girdi. Ekleme: 29.02.2008

8 Mart Kadınlar Günü Çağlayan Mitingi Ekleme: 29.02.2008

AKP ile MHP, Amerikalılara türbanı anlatıyor? Savaş SÜZAL Ekleme: 29.02.2008

Che ile çıktıkları uzun yolun sonu ‘devrim’di Ekleme: 29.02.2008

YÖK’ün 28 Şubat’ı Ekleme: 29.02.2008

Belediyenin çulsuz müdürünün iman gücü! Necati Doğru Ekleme: 29.02.2008

PKK’dan sonra sıra kimde? Yiğit Bulut Ekleme: 29.02.2008

ABD’nin Politika Değişikliği!.. Şükrü M. ELEKDAĞ CHP İstanbul Milletvekili Ekleme: 29.02.2008

Operasyonun Siyasi Boyutunda Neler Saklı? EROL MANİSALI Ekleme: 29.02.2008

TKP’li Öğrencilerden gençliğe çağrı Ekleme: 29.02.2008

Rektörlere selam Rıza Zelyut Ekleme: 29.02.2008

Her gün yumurtlamak zordur Aydın Ayaydın Ekleme: 29.02.2008

Bir devlet büyüğünün hâlet-i ruhiyesi! Mustafa Mutlu Ekleme: 29.02.2008

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan hakkında inceleme başlattı. Ekleme: 29.02.2008

Batı Bir Gün Gelir Doğuyu Anlar mı? Ekleme: 28.02.2008

ABD’nin Bölge Politikaları… MUSTAFA BALBAY Ekleme: 28.02.2008

‘Şecaat Arz Ederken Sirkatin Söyler..’ CÜNEYT ARCAYÜREK Ekleme: 28.02.2008

Tuzla’da iş cinayetlerini protesto eden işçiler ve sendikacılar yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı Ekleme: 28.02.2008

Ergenekon ve İslamcılarla-liberallerin TSK’ya karşı strateji belirleme toplantısı! Sabahattin ÖNKİBAR Ekleme: 28.02.2008

Sivil Savunma çetelerini açıklıyorum! Arslan BULUT Ekleme: 28.02.2008

Kuzey Irak harekatının verdiği mesaj… Yiğit Bulut Ekleme: 28.02.2008

İmam nikâhlı sevgili bakın neler söylüyor! Necati Doğru Ekleme: 28.02.2008

YÖK Başkanı’nın Yanılgıları Prof. Dr. Fazıl SAĞLAM Eski Anayasa Mahkemesi Üyesi Ekleme: 28.02.2008

‘Yallah’ demokrasisi! Mustafa Mutlu Ekleme: 28.02.2008

Tarihi günler… Güngör Mengi Ekleme: 28.02.2008

ULUSAL GÜÇLERİN BİRLİĞİ – 4 (İktidar Sorunu) Ekleme: 28.02.2008

Tezgâhın Yenisi mi Kuruluyor?.. İLHAN SELÇUK Ekleme: 28.02.2008

DERS ALINSA İDİ,TARİH…Dr. Noyan UMRUK Ekleme: 28.02.2008

Tartışma yaratan türban yasası üniversiteleri de karıştırdı. Birçok okulda istenmeyen görüntüler yaşandı Ekleme: 28.02.2008

Tayfun TALİPOĞLU’nun SİYANÜRLÜ ALTIN SAVUNUCULUĞU Ekleme: 28.02.2008

PKK’ya baktırıp Cumhuriyet’i götürüyorlar Rıza Zelyut Ekleme: 28.02.2008

Asla Affedilmeyecekler!.. ÜMİT ZİLELİ Ekleme: 28.02.2008

‘Ulusal Sermaye Yok’ ORHAN BURSALI Ekleme: 28.02.2008

Yangın… HİKMET ÇETİNKAYA Ekleme: 28.02.2008

‘Din eksenli kutuplaşma yaşanabilir’ Ekleme: 28.02.2008

Hristofyas Kıbrıs’a Çözümü Getirebilir mi? ALİ SİRMEN Ekleme: 28.02.2008

Korkmazgil…………..M.Öztürk Ekleme: 28.02.2008

KIRMIZI GÜLLERİN ADI VAR…Dr.Noyan UMRUK Ekleme: 27.02.2008

Gençleri mahkemeye veren Başbakan Rıza Zelyut Ekleme: 27.02.2008

Che Guevara’nın Birleşmiş Milletler Konuşması (11 Aralık 1964) Ekleme: 27.02.2008

KURTULUŞ!.. Yalçın Uysal - İŞÇİ GÖZÜYLE Ekleme: 27.02.2008

İki türlü vatan var… Bekir COŞKUN Ekleme: 27.02.2008

Gucler Bagimsizlik ve demokrasi cephesinde birlesmelidir!. Ali Kinali Ekleme: 27.02.2008

‘PROFESÖRÜN 12 MART IDDIALARI’ Ekleme: 27.02.2008

MİLLETVEKİLİ EMEKLİLİĞİ PROMOSYONU(!) Burhan Özbey Ekleme: 27.02.2008

Ey Halkım Uyan!.. HİKMET ÇETİNKAYA Ekleme: 26.02.2008

Almanya’daki kara para ve dolandırıcılık soruşturması Ekleme: 26.02.2008

Küresel sermaye “dur” bile demedi Yiğit Bulut Ekleme: 26.02.2008

YÖK Başkanı haddini aştı! Mustafa Mutlu Ekleme: 26.02.2008

Merkez Bankası, FED farkı ve sömürge guvernörü! Sabahattin ÖNKİBAR Ekleme: 26.02.2008

Helal Gıda mı? O Ne? Yoksa AB Standardı mı? Sadık ÇELİK * Ekleme: 26.02.2008

Maaşla nasıl servet edindi? Ekleme: 26.02.2008

Türkiye’ye BOP İçinde Yeni Bir Rol mü? ALİ SİRMEN Ekleme: 26.02.2008

Türkiye pişman… Bekir COŞKUN Ekleme: 26.02.2008

AKP, NEOLİBERAL KAPİTALİST KÜRESELLEŞME VE NE YAPMALI Alpaslan GÜZELİŞ Ekleme: 26.02.2008

LAY LAY LOM PLATFORMU Muhittin Erden Ekleme: 26.02.2008

YAKIN TARİH’TEN ÇİZGİLER.Dr.Noyan UMRUK Ekleme: 26.02.2008

Hocalar Anıtkabir’de öldürülecekti! Ekleme: 26.02.2008

CİTYBANK’IN 3 MİLYAR DOLAR VERGİ BORCUNU SİLEN AKP, TEKEL’İ 1,7 MİLYARA ABD’YE HEDİYE ETTİ Ekleme: 26.02.2008

Başbakan’a Türkçe için çağrı Rıza Zelyut Ekleme: 26.02.2008

Angur ve de Angutluk (2)……….M.Öztürk Ekleme: 26.02.2008

İşçilerin direnişi büyüyor Ekleme: 25.02.2008

Gül’ün Türban Harekâtı! MUSTAFA BALBAY Ekleme: 25.02.2008

Güvenmiyorum! N. Celal Toroğlu Ekleme: 25.02.2008

Harekat neden önemli? Rıza Zelyut Ekleme: 25.02.2008

2000 yıllık savaş “zirve” noktasında… Yiğit Bulut Ekleme: 25.02.2008

DTP nin ağzından hiç duydunuzmu bir anti-emperyalizm - CUMHUR DEMİR Ekleme: 25.02.2008

TEKEL zevkle satıldı! Oğlanda keyif keka! Necati Doğru Ekleme: 25.02.2008

AYAKLANMA HAREKETİ VE KUZEY IRAK HAREKÂTI Ekleme: 25.02.2008

Kapitalizm, Din ve AKP Üzerine EROL MANİSALI Ekleme: 25.02.2008

ADIM ADIM İRTİCA Suay Karaman Tüm Öğretim Üyeleri Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri Ekleme: 25.02.2008

Bu millet tükürükle boğacak… Serdar Akinan Ekleme: 25.02.2008

REFERANDUM YÜREK İSTER/ Mustafa Yıldırım yazdı Ekleme: 25.02.2008

GÜNAH… Yalçın Uysal - İŞÇİ GÖZÜYLE Ekleme: 25.02.2008

Türban Mehmetçiği Arkadan Vuruyor Ekleme: 25.02.2008

Angut ve de Angutluk………..M.Öztürk Ekleme: 25.02.2008

Gülen’in Kenan Evren sevgisi Ekleme: 25.02.2008

YUH VE ALKIŞ Cumhur UTKU Ekleme: 25.02.2008

PKK-DTP ve SOL -Ali Demir Ekleme: 25.02.2008

Çankaya’daki: Gözlerimi Kaparım AKP Yolunda Görevimi Yaparım CÜNEYT ARCAYÜREK

____________________________________________________________________________ Hayalindeki kişiyi gökte ararken nette bul! Mynet Arkadaşım´a abone olmak için hemen tıkla!

MHP Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği!

*MHP Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği!*
*Bayram Akcan*
*e-posta: bayramakcan@mynet.com Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. *
Öyle hiç uzatmayacağım ve direk konuya gireceğim… Konumuz malumunuzdur ki başörtüsü/türban!
Herkes bir şey söylüyor, herkes akıl dağıtıyor bol keseden…
MHP’ye milliyetçilik dersi verenlerden tutunda, El Ehzer’den daha kesin, daha kararlı fetva verenlere kadar herkes konuşuyor…
Yani ağzı olan konuşuyor, konuşanın ağzı da çuval olmayınca büzemiyorsunuz!
şerefli Türk ordusunu darbe yapmaya kışkırtanını mı ararsınız, yoksa laikliği dinsizlik gibi algılayanı mı sorarsınız…
İşin düşündürücü tarafı ise İlhan Selçuk gibi düşünüp, CHP ağzıyla konuşarak, MHP’liyim ayağına yatanların âli Cengiz oyunları…
Neymiş, neymişâ€¦
*MHP adını İslamcı Hareket Partisi olarak değiştirmeliymişâ€¦*
*Türban serbestîsi millet arasında ikilik çıkartıyormuşâ€¦*
Laiklik elden gider, kahve Yemen’den gelirmişâ€¦ Muş muşta muş muşâ€¦
Hele hele bir de bunu söyleyen Ülkücüymüşâ€¦ Katışıksız Türk Milliyetçisiymişâ€¦ Duyda inanma!
MHP’nin kurucu, Ülkücü hareketin banisi rahmetli Başbuğ Türkeş’i layıkıyla tanımaz, eserlerini dizinizi kırıp okumazsanız ülkücüye ülkücülük öğretme gafletine düşersiniz…
*Hiç araştırdınız mı, cennetmekân Başbuğ laiklik ve başörtüsü konusunda ne söylüyor?*
Yok!
*Peki türban nerede ve nasıl ortaya çıktı?*
*Ya Atatürk’ün annesinin resmini gördünüz mü?*
*Acaba türban yahut başörtüsü takan ülkücü yani asena yok mu?*
Öncelikle Türk Milliyetçiliğini, Ulusalcılıkla karıştıran fikir fukarası, bilgi gariplerine hatırlatalım ki, *Türk Milliyetçiliği Ulusalcılık değildir *!
Ulusalcılık, milleti meydana getiren değerler bütününü din, dil, tarih, kültür gibi hayati unsurları dikkate almayan, kuru bir yurt sevgisinin adıdır. Milliyetçilik nedir o halde?
Devamı İçin Lütfen Bağlantıyı İzleyin.. http://www.haberdokuz.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2134&Itemid=77

bana gelenlerden

PEKİ DİĞER AJANSLARIN SONUÇLARA NEDEN HİÇ SESİ ÇIKMADI ADAMLAR RESMİ SONUÇLARI AYNEN KOPYALAYIP YAYINLAMIYOR BİLDİĞİM KADARIYLA. KÖY KÖY SANDIK SANDIK DOLAŞAN AJANSLAR VAR ONCA PARAYI NİYE DÖKSÜNLER Kİ RESMİ SONUÇLARI AYNEN AKTARACAKLARSA??????
On 28 Şubat, 11:41, emine halim wrote: > Profesyonel Satışçı olmadan önce 7 yıl bilgisayar programcılığıyaptım.Bu donemde öğrendiğim en önemli kavram sudur; sanal ortamliteratüründe imkansız benzeri bir kavram asla yoktur.Bir bilgisayarprogramcısının yaptığı engelleme, şifreleme benzeri olağanüstü olanbir güvenlik yazılımı, diğer bir programcı tarafından rahatçakırılabilir,kilitleri açılabilir, verileri değiştirilebilir. Bir atasözüvardır hani -el elden üstündür- der. Bu söz sanal ortam için çokuygundur.Bir programcı çözemez ise başka bir programcı mutlaka çözeristenen problemi.Son genel secim sonuçlarının hiçbir zaman hilesiz,normal sonuçlarolduğuna inanmadım. Yıllardır tek parti hükümeti görmemişülkemizde,milyonlarca insanin meydanlarda toplanarak tepki gösterdiğibir partinin böylesine büyük bir oy farkı ile iktidara gelmiş olmasımümkün olamazdı..Bu konuda, açıklayıcı olduğunu düşündüğüm bir alıntı gönderisi aldımve sizlerle de paylaşmak istedim.22 TEMMUZ SEÇİMLERİNİN SONUÇLARIBİLGİSAYARDA NASIL DEĞİŞTİRİLDİ….22 Temmuz sonuçlarını AKP’nin ve Erdoğan’ın kendisi debeklemiyordu çünkü bu secim sonuçlarını değiştirme sahtekarlığıonlardan habersiz yapıldı, sadece halk ve AKP busecim sonucuna Tarhan Erdem’insözde anket sonuçlarıyla psikolojik olarak hazırlandı.Türkiye genelinde Türkiye toplamının %25 oyları seciminbitmesinin ilk birsaatinde merkez bilgisayarı üzerinden tamamen AKP’ye aktarıldıve AKP secime %25 oyla baslarken diğerleri sıfır oyla başladı vesonra normal dağılıma bırakıldı.Bu yüzden AKP’nin gerçek oyları %47 değil % 22-%28′ arasındadır.Bunun en büyük kanıtı da benim ve birkaç arkadaşımın incelediğitüm YSKsonuçlarında hiçbir sandıkta AKP oyunun %25 altına düşmemesidir.Yani Türkiye’nin her sandık bölgesinde dört kişiden en azbirinin AKP’yeoy vermesi mümkün mudur?Özellikle Çankaya’da, Alsancak’ta ve diğer tüm Atatürkçü vemilliyetçisandık bölgelerinde ve şehirlerinde, kasabalarında, semtlerinde,köylerinde. HAYIR mantık olarak kesinlikle mümkündeğildir.Secimden emperyalist güçlerinistediği sonuçlar cıktı, Türkiye’nin verdiğioylar değil !SECİM SONUÇLARI NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?Secim sonuçlarının hızlı bir şekilde duyurulmuş olması 22 Temmuzseçimlerinin sonuçlarına gölge düşürmek için yeterli mi?Ya da YSK’nin busecime kısmi bir bilgisayar sistemi ile girmiş olması?Bizce yeterli. Özellikle gizli servislerin dünyada birçoksecime müdahaleettiği gerçeğini göz önüne alırsak ve bazı güçlereGore bazı ülkelerinkaderini insanlarının demokrasi kandırmacası altında attıklarıoylarının secim sonucunu hakli olarak değiştirebilmesindenhaksiz olarak değiştirmek daha akıllıca ve daha önemli iseve o ülke diğerbüyük bir ülkenin planlarının bas aktörü olarakyaralıyorsa sadeceve sadece bu nedenden dolayı bile yeterlidir.İste biz yukarıda saydığımız bu olasılıkları inceleyip susonuca vardık.Gizli servislerin seçimleri etkilemeleri 1948 İtalyaseçimleriylebaşladı, daha sonra Türkiye’de 1954 yılında Menderes’ledevam ettive birçok ülkede yapılan ve yapılmaya çalışılanlardan sonrabugünlere gelindi. Bugün seçimlerin sonuçları değiştirmekbilgisayar ortamında daha kolaydır.Türkiye’deki secimdehilenin nasıl yapıldığını su anda son aşamasındainceledik ve secim gecesinde tahmin ettiğimiz gibi hileyapıldığı olasılığı çok yüksektir ve bazılarının dışındabu müdahale yapılırken kimsenin ruhu da ne yazık kiduymadı, hatta AKP’liler de hilenin nasıl olduğunubilmedikleri için secimde basarili olduklarını zannettiler.Su anda secim sandık sonuçlarının çoğunluğunu tek tekkontrol ettik veyüzdelerini dikkatle inceledik, bulgular tam tahminettiğimiz gibi,sonuçlar bilgisayarda saat 5:30′da ilk secim soncularınıngelmeye başladığı zaman il il değiştirildi, AKP secime %25fazla oylabaşladı, elimizde tüm sandık sonuçlarının imzalı belgeleriolsa yapılan hile hemen görülebilir.Su ana kadar gördüğümüz durum AKP’nin hiçbir sandıkta %25 altınadüşmemesidir. Her sandıktan en az %25 AKP’ye oy çıkması mümkünmudur? Hayır çünkü çok partili demokrasilerde herbölgeden ayni şekilde oy çıkması matematiksel olarak milyondabir olasılıktır ve mantıksal olarak mümkün değildir.Peki bu %25′e tekabül edenyaklaşık 7- 8 milyon oynereden ortaya çıkmıştır? Nüfus kütükleriyle seçmen kütükleriarasındaki 7 milyon farktan mi; yani muhalefet oylarının birkısminin yok edilmesinden mi? Yoksa diğer partilerinoylarının secimin ilk bir saatinde sıfırlanıp AKP’yeaktarılması ve secimin diğer partiler %0 ile baslarken AKP’nin%25 ile başlaması mi? Her ikisi de mümkün. Fakat bir gerçek varki kesinlikle gözardı edilemez.Secimin ilerleyen saatlerinde oyları düsen bir partinin(AKP) %25ile başlayıp secimi kaybetmesi imkansızdır.İste hile de buradadır !Hilenin sekli: Bizim basından beri tahmin ettiğimiz bu sekil sandıksecim sonuçlarıyla bu iddiamızı tamamen güçlendirdi.Secim sonuçları YSK merkez bilgisayarından, Cihan (Fetullah’ in)Haber ajansı aksam 6 dan sonra ilk secim sonuçlarını açıklamadan önce,ilk secim sonuçlarının gelmeye başladığı saat 5:30 civarında 15-20 dakika bir görevli tarafından değiştirildi veya hack edildive AKP %25 oyla secim yarısına baslarken diğerleri de % 0 oylabaşladı ve saat 6:00-6:30 arası o ana kadar alınansonuçların Türkiye’nin %50 ’si olduğu ilan edildi, buayarlamadan sonra AKP’nin oyları düşse de diğerlerinin yükselsede AKP’nin secimi kaybetme ihtimali yoktu ve plan AKP’nin en az367 milletvekili çıkaracak kadar yani Türkiye’ninen az %50 oyunu alabilecek şekilde yapıldı, oysaki ilerikisaatlerdesonuçlar açıklandığından müdahale yapılamadı ve bu yüzdenAKP’nin oyları düşmeye ve CHP, MHP’nin oyları yükselmeyebaşladı, GP ve DP’nin oyları da sıfırdan başladığındanoyları yükselse bile %10barajını asma olanakları yoktu. Mantıki ve matematiksel olaraksecimsonuçlarında ilk bir saatte Türkiye’nin %50 oyunu almayıbasarmış bir parti diğer yüzde ellilik oylar da okunduktan sonradaha da yükselmesi gerekmektedir. Fakat öyle olmadı, merkezbilgisayarısonuçlarına ilk bir saatte müdahale secimin sonucunu AKP lehinetamamen değiştirdi. Dikkat ettiyseniz web sitesindeki secimsonuçlarındaki pdf. dosyalıdokumanlar Excel veya Access programından çıkma, yani anadokumandayapacağınız bir değişiklik otomatikman diğer tüm il ve sandıksonuçlarını değiştirebilir, sandık secim sonuçlarıfotokopi (scan) yoluyla pdf dosya programı yapılmamış bu daşüphelerimizi tamamendoğruluyor.Bakiniz İzmir’de AKP’nin CHP ile ayni sayıda oy alıp 5 er milletvekiliçıkarmaları olanaksızdı fakat ilk bir saatte müdahaledendolayı AKP’nin (%25 + gerçek değer) olarak değiştirilenoyları müdahale sonrası normal oyların gelmesiyle %30′a kadargeriledi.Yani tüm Türkiye sonuçlarına müdahale olmasa AKP’nin gerçekoyları gerçekte %22+%6 veya %8=%28 veya %30 civarında olacaktı.CHP ve MHP ve diğer partilerin oyları gerçekte ortalamadabir bucukkatlarına yakindi. CHP özellikle İzmir’de 1 milyon seçmenüzerinden oyların %60′ini alıp 5 milletvekili yerine 8-9milletvekili çıkaracaktı ve AKP’nin İzmir’deki toplam oy oranı%13 olarak çıkacaktı.Ayni oranı Türkiye’ye uygularsak AKP’nin gerçekmilletvekili sayısı 190, CHP’nin 190 ve MHP’nin ise 150 olacaktı.Artik eskisi gibi sandıklarda hile yapmaya gerek yok, basit birbilgisayar müdahalesi bir ülkenin kaderini iste böyle çizebiliyor.Bu konuda tek izlenecek yol; Anayasa mahkemesinin huzurunda tümimzaları kontrol edilmiş sandık seçmen kağıtlarındaki seçmensayılarının ve sandık secim sonuçlarının YSK elektronikkayıtlarıyla tek tek karsılaştırılması…YSK bunu yapabilir fakat yapmıyor (hatta sandık dokümanlarınınaralarından 100 adedini seçip fotokopya yoluyla ellerindekielektronik dokümanlarla birlikte web sitesine koyabilir vekarsılaştırma bu şekilde yapılabilir fakat bunuyapmıyorlar ve sandık sonuçlarınıelektronik dokuman halinde web sitesine koyuyorlar, koymalarıgerekenfotokopya dosyası (pdf) halinde imzalarla birlikte gerçek sandıkdokümanlarıdır elektronik dokumanlar değil).Endişelendiğimiz nokta yakında birileri bu isinüzerine gidebilir ve gerçek ortaya çıkar diye merkeze getirilensandık resmi belgelerini elektronik kopyaları var mazeretiyle imhayoluna bile gidebilir…Bu e-postayı lütfenulaştırabileceğiniz en fazla kişiye iletin..Bir şeyler yapılmalı ve biryerden başlanmalı çok geç olmadan…LÜTFEN.. > _________________________________________________________________ > Windows Live Messenger’ın için ücretsiz güncelleştirme!http://get.live.com

bana gelenlerden

KİM YAZMIŞSA İYİ PALAVRA SALLAMIŞ
28.02.2008 tarihinde emine halim yazmış: > > > > Profesyonel Satışçı olmadan önce 7 yıl bilgisayar programcılığı > yaptım.Bu donemde öğrendiğim en önemli kavram sudur; sanal ortam > literatüründe imkansız benzeri bir kavram asla yoktur.Bir bilgisayar > programcısının yaptığı engelleme, şifreleme benzeri olağanüstü olan > bir güvenlik yazılımı, diğer bir programcı tarafından rahatça > kırılabilir,kilitleri açılabilir, verileri değiştirilebilir. Bir atasözü > vardır hani -el elden üstündür- der. Bu söz sanal ortam için çok > uygundur.Bir programcı çözemez ise başka bir programcı mutlaka çözer > istenen problemi. > > Son genel secim sonuçlarının hiçbir zaman hilesiz,normal sonuçlar > olduğuna inanmadım. Yıllardır tek parti hükümeti görmemiş > ülkemizde,milyonlarca insanin meydanlarda toplanarak tepki gösterdiği > bir partinin böylesine büyük bir oy farkı ile iktidara gelmiş olması > mümkün olamazdı. > Bu konuda, açıklayıcı olduğunu düşündüğüm bir alıntı gönderisi aldım > ve sizlerle de paylaşmak istedim. > > 22 TEMMUZ SEÇİMLERİNİN SONUÇLARI > BİLGİSAYARDA NASIL DEĞİŞTİRİLDİ…. > > 22 Temmuz sonuçlarını AKP’nin ve Erdoğan’ın kendisi de > beklemiyordu çünkü bu secim sonuçlarını değiştirme sahtekarlığı > onlardan habersiz yapıldı, sadece halk ve AKP bu > secim sonucuna Tarhan Erdem’in > sözde anket sonuçlarıyla psikolojik olarak hazırlandı. > Türkiye genelinde Türkiye toplamının %25 oyları secimin > bitmesinin ilk bir > saatinde merkez bilgisayarı üzerinden tamamen AKP’ye aktarıldı > ve AKP secime %25 oyla baslarken diğerleri sıfır oyla başladı ve > sonra normal dağılıma bırakıldı. > Bu yüzden AKP’nin gerçek oyları %47 değil % 22-%28′ arasındadır. > Bunun en büyük kanıtı da benim ve birkaç arkadaşımın incelediği > tüm YSK > sonuçlarında hiçbir sandıkta AKP oyunun %25 altına düşmemesidir. > Yani Türkiye’nin her sandık bölgesinde dört kişiden en az > birinin AKP’ye > oy vermesi mümkün mudur? > Özellikle Çankaya’da, Alsancak’ta ve diğer tüm Atatürkçü ve > milliyetçi > sandık bölgelerinde ve şehirlerinde, kasabalarında, semtlerinde, > köylerinde. HAYIR mantık olarak kesinlikle mümkün > değildir. > Secimden emperyalist güçlerin > istediği sonuçlar cıktı, Türkiye’nin verdiği > oylar değil ! > > SECİM SONUÇLARI NASIL DEĞİŞTİRİLDİ? > > Secim sonuçlarının hızlı bir şekilde duyurulmuş olması 22 Temmuz > seçimlerinin sonuçlarına gölge düşürmek için yeterli mi? > Ya da YSK’nin bu > secime kısmi bir bilgisayar sistemi ile girmiş olması? > Bizce yeterli. Özellikle gizli servislerin dünyada birçok > secime müdahale > ettiği gerçeğini göz önüne alırsak ve bazı güçlere > Gore bazı ülkelerin > kaderini insanlarının demokrasi kandırmacası altında attıkları > oylarının secim sonucunu hakli olarak değiştirebilmesinden > haksiz olarak değiştirmek daha akıllıca ve daha önemli ise > ve o ülke diğer > büyük bir ülkenin planlarının bas aktörü olarak > yaralıyorsa sadece > ve sadece bu nedenden dolayı bile yeterlidir. > İste biz yukarıda saydığımız bu olasılıkları inceleyip su > sonuca vardık. > Gizli servislerin seçimleri etkilemeleri 1948 İtalya > seçimleriyle > başladı, daha sonra Türkiye’de 1954 yılında Menderes’le > devam etti > ve birçok ülkede yapılan ve yapılmaya çalışılanlardan sonra > bugünlere gelindi. Bugün seçimlerin sonuçları değiştirmek > bilgisayar ortamında daha kolaydır. > Türkiye’deki secimde > hilenin nasıl yapıldığını su anda son aşamasında > inceledik ve secim gecesinde tahmin ettiğimiz gibi hile > yapıldığı olasılığı çok yüksektir ve bazılarının dışında > bu müdahale yapılırken kimsenin ruhu da ne yazık ki > duymadı, hatta AKP’liler de hilenin nasıl olduğunu > bilmedikleri için secimde basarili olduklarını zannettiler. > Su anda secim sandık sonuçlarının çoğunluğunu tek tek > kontrol ettik ve > yüzdelerini dikkatle inceledik, bulgular tam tahmin > ettiğimiz gibi, > sonuçlar bilgisayarda saat 5:30′da ilk secim soncularının > gelmeye başladığı zaman il il değiştirildi, AKP secime %25 > fazla oyla > başladı, elimizde tüm sandık sonuçlarının imzalı belgeleri > olsa yapılan hile hemen görülebilir. > Su ana kadar gördüğümüz durum AKP’nin hiçbir sandıkta %25 altına > düşmemesidir. Her sandıktan en az %25 AKP’ye oy çıkması mümkün > mudur? Hayır çünkü çok partili demokrasilerde her > bölgeden ayni şekilde oy çıkması matematiksel olarak milyonda > bir olasılıktır ve mantıksal olarak mümkün değildir. > Peki bu %25′e tekabül eden > yaklaşık 7- 8 milyon oy > nereden ortaya çıkmıştır? Nüfus kütükleriyle seçmen kütükleri > arasındaki 7 milyon farktan mi; yani muhalefet oylarının bir > kısminin yok edilmesinden mi? Yoksa diğer partilerin > oylarının secimin ilk bir saatinde sıfırlanıp AKP’ye > aktarılması ve secimin diğer partiler %0 ile baslarken AKP’nin > %25 ile başlaması mi? Her ikisi de mümkün. Fakat bir gerçek var > ki kesinlikle gözardı edilemez. > Secimin ilerleyen saatlerinde oyları düsen bir partinin(AKP) %25 > ile başlayıp secimi kaybetmesi imkansızdır. > İste hile de buradadır ! > Hilenin sekli: Bizim basından beri tahmin ettiğimiz bu sekil sandık > secim sonuçlarıyla bu iddiamızı tamamen güçlendirdi. > > Secim sonuçları YSK merkez bilgisayarından, Cihan (Fetullah’ in) > Haber ajansı aksam 6 dan sonra ilk secim sonuçlarını açıklamadan önce, > ilk secim sonuçlarının gelmeye başladığı saat 5:30 civarında 15- > 20 dakika bir görevli tarafından değiştirildi veya hack edildi > ve AKP %25 oyla secim yarısına baslarken diğerleri de % 0 oyla > başladı ve saat 6:00-6:30 arası o ana kadar alınan > sonuçların Türkiye’nin %50 ’si olduğu ilan edildi, bu > ayarlamadan sonra AKP’nin oyları düşse de diğerlerinin yükselse > de AKP’nin secimi kaybetme ihtimali yoktu ve plan AKP’nin en az > 367 milletvekili çıkaracak kadar yani Türkiye’nin > en az %50 oyunu alabilecek şekilde yapıldı, oysaki ileriki > saatlerde > sonuçlar açıklandığından müdahale yapılamadı ve bu yüzden > AKP’nin oyları düşmeye ve CHP, MHP’nin oyları yükselmeye > başladı, GP ve DP’nin oyları da sıfırdan başladığından > oyları yükselse bile %10 > barajını asma olanakları yoktu. Mantıki ve matematiksel olarak > secim > sonuçlarında ilk bir saatte Türkiye’nin %50 oyunu almayı > basarmış bir parti diğer yüzde ellilik oylar da okunduktan sonra > daha da yükselmesi gerekmektedir. Fakat öyle olmadı, merkez > bilgisayarı > sonuçlarına ilk bir saatte müdahale secimin sonucunu AKP lehine > tamamen değiştirdi. Dikkat ettiyseniz web sitesindeki secim > sonuçlarındaki pdf. dosyalı > dokumanlar Excel veya Access programından çıkma, yani ana > dokumanda > yapacağınız bir değişiklik otomatikman diğer tüm il ve sandık > sonuçlarını değiştirebilir, sandık secim sonuçları > fotokopi (scan) yoluyla pdf dosya programı yapılmamış bu da > şüphelerimizi tamamen > doğruluyor. > Bakiniz İzmir’de AKP’nin CHP ile ayni sayıda oy alıp 5 er milletvekili > çıkarmaları olanaksızdı fakat ilk bir saatte müdahaleden > dolayı AKP’nin (%25 + gerçek değer) olarak değiştirilen > oyları müdahale sonrası normal oyların gelmesiyle %30′a kadar > geriledi. > Yani tüm Türkiye sonuçlarına müdahale olmasa AKP’nin gerçek > oyları gerçekte %22+%6 veya %8=%28 veya %30 civarında olacaktı. > > CHP ve MHP ve diğer partilerin oyları gerçekte ortalamada > bir bucuk > katlarına yakindi. CHP özellikle İzmir’de 1 milyon seçmen > üzerinden oyların %60′ini alıp 5 milletvekili yerine 8-9 > milletvekili çıkaracaktı ve AKP’nin İzmir’deki toplam oy oranı > %13 olarak çıkacaktı. > > Ayni oranı Türkiye’ye uygularsak AKP’nin gerçek > milletvekili sayısı 190, CHP’nin 190 ve MHP’nin ise 150 olacaktı. > > Artik eskisi gibi sandıklarda hile yapmaya gerek yok, basit bir > bilgisayar müdahalesi bir ülkenin kaderini iste böyle çizebiliyor. > > Bu konuda tek izlenecek yol; Anayasa mahkemesinin huzurunda tüm > imzaları kontrol edilmiş sandık seçmen kağıtlarındaki seçmen > sayılarının ve sandık secim sonuçlarının YSK elektronik > kayıtlarıyla tek tek karsılaştırılması… > > YSK bunu yapabilir fakat yapmıyor (hatta sandık dokümanlarının > aralarından 100 adedini seçip fotokopya yoluyla ellerindeki > elektronik dokümanlarla birlikte web sitesine koyabilir ve > karsılaştırma bu şekilde yapılabilir fakat bunu > yapmıyorlar ve sandık sonuçlarını > elektronik dokuman halinde web sitesine koyuyorlar, koymaları > gereken > fotokopya dosyası (pdf) halinde imzalarla birlikte gerçek sandık > dokümanlarıdır elektronik dokumanlar değil). > > Endişelendiğimiz nokta yakında birileri bu isin > üzerine gidebilir ve gerçek ortaya çıkar diye merkeze getirilen > sandık resmi belgelerini elektronik kopyaları var mazeretiyle imha > yoluna bile gidebilir… > Bu e-postayı lütfen > ulaştırabileceğiniz en fazla kişiye iletin.. > Bir şeyler yapılmalı ve bir > yerden başlanmalı çok geç olmadan… > LÜTFEN.. > > > —————————— > Yeni nesil Windows Live Servisleri’ne şimdi ulaşın! Buraya tıkla! > > > >

Şehitler ölür…/Yılmaz ÖZDİL

Yılmaz ÖZDİL-Şehitler ölür… Wednesday, 27 February 2008 11:01 Şehitler ölür… Yılmaz ÖZDİL 6 yaşındaydım… Hayli yaşlı bir komşumuz vardı. 90 küsur. Vade doldu… Vefat etti. Dün gibi hatırlıyorum. İlk kez tanışmıştım ölümle… Adeta yas ilan edilmişti mahallede. Televizyon açmak yasak… Radyo yasak. Teyp açmak yasak. “Duyulur, ayıp olur” deniyordu. Yüksek sesle konuşmak yasak. Top oynamak yasak. Anneler toplanıyor, komşu evine. Babalar toplanıyor, kapı önünde. Ve, cami… “İnsan”a yakışır bir vakar… Sessizlik, usul usul gözyaşı, başsağlığı dilekleri, dostlar sağolsun temennileri, sonra hep birlikte mahalleye dönüş. .. Hüzün korteji. * Yatağında, eceliyle son nefesini veren 90 küsur yaşındaki komşularımızı bile böyle uğurlardık… Hatırlarsınız. * Ya bugün? Tivilerde şarkılar, türküler… Kim kimi becerdi, tam gaz. Maçlara devam. Hálá, parite marite filan. * Bakın… İki kare fotoğraf veriyorum size… Mahallemden. İzmir’den. İki gün önce, Hilton Oteli. EGİAD “balo” yapıyor. Balo. Smokinli adamlar göbek atıyor, ağızlarında tank namlusu gibi purolar, takıp takıştırmış kadınlar, şen şakrak… Memleket savaştaymış, ciğerimiz yanıyormuş, bıyıkları terlememiş fidanlar bir bir düşüyormuş, hikáye… Sahnede, Kenan Doğulu! Hani şu 10. Yıl Marşı… Çııııktık açık alınlaaa, 10 yılda her savaştaaaan… Eller havaya, tempo! İzmir Emniyet Müdürü orada. CHP milletvekili orada… * Ne diyelim… Allah içinize sindirsin kardeşim… Cümleten hayırlı balolar dilerim. * Bi dahaki sefere “maskeli balo” yapın da, adamın biri çıkar yazar, böyle kabak gibi görünmeyin.
v:* {behavior:url (#default#vml);} v:* { BEHAVIOR: url (#default#vml) }

Yılmaz ÖZDİL-Şehitler ölür… PDF Yazır e-Posta
Wednesday, 27 February 2008 11:01

Şehitler ölür…
Yılmaz ÖZDİL
6 yaşındaydım…

Hayli yaşlı bir komşumuz vardı.
90 küsur.
Vade doldu…
Vefat etti.
Dün gibi hatırlıyorum.
İlk kez tanışmıştım ölümle… Adeta yas ilan edilmişti mahallede.
Televizyon açmak yasak… Radyo yasak.
Teyp açmak yasak.
“Duyulur, ayıp olur” deniyordu.
Yüksek sesle konuşmak yasak.
Top oynamak yasak.
Anneler toplanıyor, komşu evine.

Babalar toplanıyor, kapı önünde.
Ve, cami…
“İnsan”a yakışır bir vakar… Sessizlik, usul usul gözyaşı, başsağlığı dilekleri, dostlar sağolsun temennileri, sonra hep birlikte mahalleye dönüş…
Hüzün korteji.
*
Yatağında, eceliyle son nefesini veren 90 küsur yaşındaki komşularımızı bile, böyle uğurlardık…
Hatırlarsınız.
*
Ya bugün?
Tivilerde şarkılar, türküler…
Kim kimi becerdi, tam gaz.
Maçlara devam.
Hálá, parite marite filan.
*
Bakın…
İki kare fotoğraf veriyorum size… Mahallemden.
İzmir’den.
İki gün önce, Hilton Oteli.
EGİAD “balo” yapıyor.
Balo..
Smokinli adamlar göbek atıyor, ağızlarında tank namlusu gibi purolar, takıp takıştırmış kadınlar, şen şakrak…
Memleket savaştaymış, ciğerimiz yanıyormuş, bıyıkları terlememiş fidanlar bir bir düşüyormuş, hikáye…
Sahnede, Kenan Doğulu!
Hani şu 10. Yıl Marşı…
Çııııktık açık alınlaaa, 10 yılda her savaştaaaan…
Eller havaya, tempo!
İzmir Emniyet Müdürü orada.
CHP milletvekili orada…
*
Ne diyelim…
Allah içinize sindirsin kardeşim… Cümleten hayırlı balolar dilerim.
*
Bi dahaki sefere “maskeli balo” yapın da, adamın biri çıkar yazar, böyle kabak gibi görünmeyin.

 
FREE Emoticons for your email – by IncrediMail! Click Here! __._,_.___

http://WwW.CeLeBiYiZ.BiZ
http://www.gruplar.info


Grup Web adresi: http://groups.yahoo.com/group/guzelgrubum
Grup Mail adresi: GuZelGruBum@YahooGroups.Com


Uyelik icin : guzelgrubum-Subscribe@YahooGroups.Com bos bir mail atip geri gelen comfirm maili yanitla gonder (reply send) yapmaniz yeterlidir.
Uyelikten Ayrilma: guzelgrubum-Unsubscribe@YahooGroups.Com bos bir mail atip geri gelen comfirm maili yanitla gonder (reply send) yapmaniz yeterlidir.
Gunde tek mail (sadece duzyazi): guzelgrubum-Digest@YahooGroups.Com bos bir mail atmaniz yeterlidir.
Tatile gidecegi mail gelmesin :): guzelgrubum-Nomail@YahooGroups.Com bos bir mail atmaniz yeterlidir.
Mailler Normal gelsin : guzelgrubum-Normal@YahooGroups.Com bos bir mail atmaniz yeterlidir.

750 kb asan maillerinizi chelebi06@yahoo.com  adresine atabilirsiniz.


http://www.gruplar.info




Your email settings: Individual Email|Traditional
Change settings via the Web (Yahoo! ID required)
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch to Fully Featured
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe


__,_._,___

imstp_wine_glass_by_im_en.gif

Program, RAR formatıyla beraber ZIP, ACE gibi daha birçok formatın çifresini kırabiliyor.Ko lay gelsin

http://www.elcomsoft.com/download/archpr.zip

Çok İlginç ve mükemmel bir siyasi analiz. A.D.Şimşek
*Rejimin değiştirilmeye değil tamire ihtiyacı var * NEVZAT TARHAN ntarhan@gmail.com
Yargıtay Başkanı Sayın Hasan Gerçeker gazetecilerin ısrarlı soruları üzerine samimi düşüncesini belirterek rejim tehlikesinin var olduğunu söyleyemeyeceğini ifade etti.
Gizli bir psikoloji yasası vardır.
Ortada bir ihtiyaç varsa talep oluşur. Oluşan talep zamanında karşılanmazsa talep büyür ihtiyaç daha şiddetli olarak hissedilir. Böyle durumlarda üç türlü tepki vardır.
Birincisi, *negativist* cevaplardır, ihtiyaç görmezlikten gelinir. Bu durum radikal arayışları besler, yani kırılmaları ve tepkileri doğurur.
İkincisi, ihtiyaç ve durum analizi yapılmadan, risk hesapları düşünülmeden hemen giderilir. Bu uygulama aşırı liberal uygulamadır. *İdealist *cevaplardır. Bir çocuğun sonucu düşünmeden tutturması gibidir.
Üçüncüsü ise *realist* cevaplardır. Durum analizi yapılır. Zamanlama ve sıralama yapılır. İmkânlar, fırsatlar ve tehditler hesaplanır. Stratejik planlaması yapılıp adımlar atılır.
Konumuza dönersek, Türkiye’de rejim tartışmaları var. Bunu bazı ihtiyaçlar başlatıyor. 1930′ların Türkiye’si ile 2010′ların Türkiye’sinin ihtiyaçları ve beklentileri değişti. Artık yeni sorular soruluyor. Sorulan bu yeni sorulara eski cevaplar yeterli gelmiyor. Yeni cevaplar, analizler ve yorumlara ihtiyaç var.
Türkiye’de yaşanan rejim tartışmalarında yukarıda özetlediğim üç türlü tepkiyi de görüyorum.
Birincisi negativistik tepkidir. Bu tepki tutucu tepkisidir. Şirketlerde bir zamanlar şirketi başarıya ulaştırmış yöneticilerin yeni kan, yeni fikir ve yeni yetenekleri tehdit olarak algılamalarına bağlıdır. Yönetim düzenine fazlasıyla sarılırlar. Genellikle yaşlı baskıcıları bugünün *CHP’si temsil ediyor.* Mevcudu korumayı doğru hareket etmekten daha önemli gördükleri için statükocu olurlar. Konfor ve refaha düşkündürler. Politikada da böyledir. Roma ve Osmanlı’yı düşünün. Konfor ve refaha kapılmış üst yönetimin yıkılmadan bir önceki yaşamlarını bize gösteriyor. Yeni şartlara uyum sağlayamadıkları için yıkılmaya maruz kalan rejimler buna örnektir.
İkinci uygulamaya şirketlerden risk hesapları yapmadan idealist davranan genç kuşakların aşırı yatırım yapıp şirketi batırması bir örnektir. Politikada da aşırı liberal politikalar izleyenler bu tepkileri verirler. Osmanlının son döneminde İttihatçılar’dan önce liberaller daha aktif oldular. 31 Mart hareketini başlatan *Ahrar Fırkası olarak bilinen o günün liberal* *idealistleriydi*. Prens Sabahattin’in başı çektiği idealist grup padişah gitsin de ne olursa olsun diyerek imparatorluğu destabilize ettiler. Bugünde aynı tepkiyi İkinci Cumhuriyetçilerin bazılarında görüyoruz. Fazla idealist özgürlük talepleri Türkiye’deki rejimi destabilize edebilir. Ama bu durumu önemsemiyorlar. Aşırı ve aceleci taleplerin karşılanması hoş olurdu ama *özgürlük zehirlenmesi* sadece baskıcıların kimliğini değiştirmesine neden olur. Osmanlı’da padişahın istibdadı gitti İttihat Terakki’nin daha acımasız ve tecrübesiz istibdadı geldi.
Üçüncü yol ise realist yaklaşımlardır. Toplumsal talebi ciddiye alıp bilimsel analizler ve tartışmalarla belirleyip adımlar atmaktır. Hesaplanan riskleri alabilmek, büyüyen şirketlerin stratejisi olmuştur. Profesyonel yöneticilerle ortak çalışan yönetim kurulları bu şekilde aldıkları kararlarla şirketlerini uluslar arası alanlara yayılabilmişlerdir.
Günümüz politikasında realist ve rasyonel çözümler üretilmezse abartılı korkularla tutucu reflekslerle hareket edilirse birçok fırsat kaçacaktır. Osmanlının son döneminde mülkiye, ulema, askeriye ve sultanlık ortak bir zeminde tartışa tartışma ilerleseler ne olurdu? İngiltere’nin küçülüp ama gücünü kaybetmemesi gibi daha güçlü bir Türkiye ortaya çıkardı. 1920′lerde yaşanan kendi kimliğini terk ederek modernleşme metodu seçilmezse Japon modeli seçilse bugün Japonya gibi bir güç olup bugünkü kısır kimlik çatışmaları ile vakit geçirmezdik. Bölücülük ve irtica sorunu çok az tehdit değeri taşırdı.
Bugün Türkiye’de rejim evrensel standartlara uygun değildir. Sivil asker ilişkisi, totaliter bir anayasa, resmi ideolojisi kutsallaştırmış, bir eğitim sistemi hep korku üretiyor. Korkutarak itaati sağlama yerine çağdaş değerler olan özgürce birlikte yaşama bilinci oluşturarak itaati sağlama felsefesine ihtiyacımız var. Topluma ahlaki normları öğreten tasavvuf sistemi kaldırılmış. Yeraltına girmiş dini gruplar kontrolsüz çalışıyor. Ortaya çıkan boşluk seçenekler sunan dini özgürlüklerle doldurulması gerekirken, buyurgan , özel tanımlanmış totaliter Müslümanlık anlayışına devam edilmesi rejim kırılmalarına zemin hazırlıyor. Siyasi talebi olmayan dini gruplar desteklenirse dinin siyasallaşması önlenmiş olur!
AB ölçütleri olan çoğulculuk, katılımcılık, özgürlükçülük gibi demokratik değerler hem askeri hem sivil bürokraside ve eğitim sisteminde öğretilebilmelidir.
Özgürlük korkusun ilerlemenin önündeki en büyük engel olduğunu tutucu düşünenler anlayabilmelidir.
Rejimden memnun olmayanlar kendileri gibi düşünmeyen insanları değiştirmeye çalışmak yerine, “dünyayı değiştirmek değil kendimizi değiştirmemiz gerekiri, tebliğe değil, temsile ihtiyacımız var” felsefesini benimsemeye çalışmaları gerekir.
Böylece herkes kendi yaşam alanlarından kendisini güvende hissettiği, birbirini tolere ettiği otoriter ve totaliter buyurganlığın olmadığı, eleştiriye tahammül edilebilen çağdaş bir rejim haline geliriz.
Bugün Türkiye’yi yönetme talebinde olanların, karar mekanizmasının başında olanların bu psikoloji yasasına uymaları kazan-kazan sonucunu doğurur. Böylece rejim tehdidi en aza iner, aksayan yönler tamir olur. Kamu düzeni bozulmadan kendini yenileyen bir rejim haline geliriz. *Aksi takdirde Lenin, Napolyon gibi devrimciliğe özenen dini veya modern görünümlü totaliterleri beslemiş oluruz.** * Bu yazı 4963 defa okunmuştur.