clubM :) Icinde af olmayan mutluluk yoktur..
Dr. Umit Yazman
Eski yazilarimdan birini okurken fark ettim ki, yillar geciyor ama insana dair gercekler daima gecerli oluyor.
Iki tip insanin mutsuzluga mahkum olacagindan bahsetmistim: Birincisi, mutlulugunu gelecekte yasayacaklarina endeksleyen insanlardir. Bu insanlar mutlu olabilmek icin surekli olarak bir takim sartlarin yerine gelmesini beklerler. Farkinda olmadan yasami ertelerler. Mutluluklarini sartlara baglamislardir. Adeta gelecekleri bugunlerine ipotek koymustur. Mutlulugumuzu engelleyecek olan sey, ancak beklentilerimizin doyumuna ulastiktan sonra mutlu olabilecegimize inanmaktir. Ikincisi, gecmiste yasayanlardir. Gecmiste yasadiklari bir donem veya olayin sorgulamalariyla gunlerini gecirirler. Kafalarindan gecen dusunceler, gecmise yonelik “eger”ler ve “keske”lerle basliyordur. Eskinin muhasebesinin icinde bogulurlar. Kendilerine acima egilimleri vardir. Kaderleriyle ugrasirlar. Sansizliklarini anlatir veya ugradiklari bir haksizligin hayatlarina nasil bedeller getirdigine yakinarak yasarlar. Bu tip insanlar gecmiste yasadiklari icin bugunu iskalarlar. Mutluluk ise yasanilan andadir. Gecmisten cikip bugune gelemeyenler icin mutluluk yasanabilir bir duygu olamaz.
Gecmis yuklerle doludur. Herbirimizin yuku bir digerinden farklidir. Kimimiz esine, kimimiz bir arkadasina, kimimiz bir akrabasina kirgin. Kimimizin yuku, isyerinde yasadigimiz guc savaslarina bagli surtusmelerden dogar. Birisine kizmisizdir. Iliskimiz gergindir. Kafamizda bu kisiyle verdigimiz savas enerjimizden calar. Kafamizdaki savas icin strateji uretmeye calismaktan verimliligimizi kaybederiz.
Kimimizin yuku yasadigi bir iliskidir. Iliski coktan bitmistir. Verdigimiz emegin, yaptigimiz sevgi yatiriminin haksizliga ugradigini dusunmusuzdur. Kirgin ve ofkeliyizdir. Bu yasantimizin izleri daha sonraki iliskilerimizde de kendini hissettirir. Kimimize cocuklugumuzda alamadigimiz sevgi, yuk olmustur. Ebeveynlerimiz tarafindan secilmedigimizi dusunmusuzdur. Hatta bu yukun etkisiyle bugunumuzde secilmek ve sevilmek icin o kadar cok caba vermeye kalkisiriz ki, sevmeyi unutan sevilme ugrasinda biri olur cikariz.
Yukle yasayan insanlar yorulurlar. Genel bir hosgoru kaybi olusmaya baslar. Niye oldugunu da bilemeyiz. Hircinlasmaya baslariz. Kendi yakinimizda aslinda hicbir problemimiz olmayacak sevdigimiz insanlara karsi toleranssiz davranmaya baslar hatta onlari yok yere kirar sonrada uzuluruz. Yasantimizin bir sonraki perdesinin bir oncekinin golgesinde yasanmasini istemiyorsak, yasadigimiz her iliskiye hakkini vermek istiyorsak mutlaka bu yuklerden kurtulmamiz gerekir.
Simdi bu bolume dikkat edin; 1. Mutlu olabilmeniz, bugununuzu yasayabilmenize baglidir. 2. Bugununuzu yasayabilmek ise uzerinizdeki yuklerden kurtulmaniza baglidir, 3. Uzerinizdeki yuklerden kurtulmaniz, onlari affetmenize baglidir.
Bu hafta sonu herkesi affedin, kendiniz dahil! Hesabinizi bitirin onlarla. Onlarin da, sizin de, insani zaaflari olabilecegini gorun. Onlarla paylastiklarinizin icinde hosluklar oldugunu da hatirlayin. Yasadiginiz en kotu deneyimin dahi sizi guclendiren izler biraktigini bilin. Affettikleriniz icinde mutlaka kendiniz de olmalisiniz bunu da sakin atlamayin.
Affettikce hafifleyeceksiniz. Hirslardan ve kavgalardan arinmaya baslayacaksiniz. Enerjinizi kendiniz icin verimli alanlara kullanabilecek ve basarilarinizin arttigini goreceksiniz.
Affetmek ruhu detoks eder yani ruhu temizler. Herkesin ihtiyaci var buna… Bir kez dusunun… Iyi haftalar…
____________________________________________________________________________ Hayalindeki kişiyi gökte ararken nette bul! Mynet Arkadaşım´a abone olmak için hemen tıkla!
İyi gün dostu
> Dün bir arkadaşımın evinde başıma hoş bir şey geldi, yeni bir kavram > öğrendim. > > Biz “kötü gün dostu”nu biliriz, değil mi? > > Kıymetli olan, değerli olan odur. > > Öyle dostlarımız olsun isteriz. > > Zor ya da acılı zamanlarımızda kapı gibi yanımızda olacak… > > Ağladığımız omuz olacak… > > Destek olacak… > > Ben en önemlisinin hep bu olduğunu zannederdim. > > Ama bugüne kadar. > > * * * > > “Allah razı olsun onlardan ama…” dedi Doktor Murat Dinçer. > > “Kötü gün dostu daha kolay bulunur, zor olan iyi gün dostu bulabilmek…” > Kafam karıştı birden, “Nasıl yani” dedim. İzah etti: > > “Bazen kendinle ilgili müthiş bir haber alırsın, eteklerin zil çalar, > acayip bir başarıya imza atmışsındır, terfi etmişsindir, aşık olmuşsundur, > mutluluktan uçuyorsundur…. Paylaşmak istersin, anlatırsın… İşte o > zaman > anlarsın, karşındaki iyi gün dostu mu değil mi? Seni dinlerken, yüzünden > bir bulut geçiyorsa, ağzını yüzünü buruşturuyorsa, senin mutluluğunla > mutlu > olmuyorsa, seni kıskanıyorsa… Geçmiş olsun, o iyi gün dostu değildir! > Zordur zaten iyi gün dostu bulmak. Acıyı paylaşmak, mutluluğu paylaşmaktan > daha kolaydır. O yüzden kötü gün dostu daha kolay bulunur…” > > Ãimdi tekrar bi düşünün bakalım, sizin kaç tane “iyi gün dostu”nuz var? >
ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸, gulmece2000 ,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø
bu mail gulmece2000 grubuna uye oldugunuz icin size gelmistir. lutfen grubumuzu cevrenizdekilere tavsiye ediniz. e-mailde tek mizah kaynagi gulmece2000
Ilginc bilgiler
Yapi$tiricilar Nasil Yapi$tiriyor? Yapi$tiricilarin sagladigi yapi$tirma olayi aslinda kimyasal reaksiyondan ba$ka bir$ey degildir. Gunumuzde imalatcilar yapi$tiricilari sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapi$tirma olayinda benzer yada iki malzemeden iki madde, birde yapi$kan gerekir. Burada en onemli gorev yapi$tiricidadir. Yapi$tirici molekullerinin diger iki madde molekulleri ile birle$me egilimi gosterir bir yapida olmasi gerekir.
Radyonun Sesi Acilinca Pil Daha Cabuk mu Biter?
Pille calisan portatif radyolarda sesin yuksekligi pilin omrunu etkiler. Radyo acik, sesi kapali durumu ile sesin sonuna kadar acik durumu arasindaki fark pillerin omurlerinin kisalmasina neden olur. Ses sonuna kadar acildiginda pillerden cekilen akim yuzde 30 artmaktadir. Bu durum, kucugunden buyugune, pille cali$an ve ses yukselticisi olan butun radyo, teyp, volkmen vb. icin aynidir.
Matematikte Nicin -2 ile -2 nin Carpimi +4 Eder?
Haftanin be$ gunu ise otobus ile gidip geldiginizi varsayalim. Her sefer bir milyonluk bir biletle yapiliyor. On milyon tutarinda on tane bilet aldiniz. Her gun gidi$ geli$ kullandikca iki tanesi eksiliyor. Bunun e$itlikteki yeri (-2) dir dir. Siz bu isi be$ gun suresince yani 5 kez yaparsaniz (-2)x( +5)= 10 olur. Diyelim ki bayram tatilinin iki gunu o haftanin Per$embe ve Cuma gunlerine geldi ve tatil. Bu kez yapmaniz gerekeni yapmiyorsunuz. Iki gunluk 4 bileti kullanmiyorsunuz. Bu hareket, yapmaniz gerekene gore negatif yani ters yonde bir harekettir. Her gun bilet almak yerine iki gun suresince hic bilet kullanmiyorsunuz. Iki kere negatif hareketi “-2″ bilet uzerinde yapinca o hafta elinizde (-2)x( -2) =(+4) . bilet kaliyor.
Termos Nasil Sicagi Sicak, Sogugu Soguk Tutuyor?
Tek nedeni vardir, vakum. Yani bo$luk. Bir termosta ic ice gecmi$ iki kap vardir. Di$taki metal bir kap olup icteki genellikle bir cam sisedir. Ikisinin arasindaki hava ise bo$altilmi$tir. Tam olmasa da ureticiler tarafindan elde edilebilen tama yakin bir bo$luk vardir. Vakumlu bir ortamda hava molekulleri de olmadigindan isi iletilemez. Cismin isisi ba$langicta ne ise o halde kalir. Icerden di$ariya, di$ardan iceriye isi geci$i olmaz. Boylece termosa konan sivi sicaksa sicak, soguksa soguk kalir.
Bir Hafta Nicin 7 Gundur?
Babilliler 7 gunluk haftayi zaman birimi olarak kullaniyorlardi. Ilk caglarda bilinen be$ gezegen ile gune$ ve ayin sayisinin 7 olusu bu sayiyi gizemli ve ugurlu kiliyordu. Daha sonra dinlerde, gogun 7 kat olusu ve dogadaki ana renk sayisinin 7 olusu, muzik notalarinin 7 olusu sayinin onemini daha cok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapisini degi$tirerek hafta sayisini 10 yapti ama kabul gormedi. Rusya 5 gunluk hafta uygulamasina gecti, o da tutulmadi. Sonunda yine hafta 7 gun olarak kaldi.
Nicin Otellerin Kapilari Doner Kapidir?
Doner kapilarin tek amaci enerji tasarrufudur. Buyuk binalarin icerleri devamli olarak isitilir. Acilan normal kapidan iceri soguk hava rahatlikla girer. Eger normal kapi kullanilirsa hava degi$imi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden cali$acaktir. Ozellikle cok ki$inin girip ciktigi otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu icin doner kapi kullanilir. Doner kanatlar sicak havanin di$ari cikmasina, soguk havanin da iceri girmesini-engeller.
Bardaktaki Buzlar Nicin Birbirlerine Yapi$irlar?
Buzun erimesi icin yalnizca sicaklik degil basinc da onemlidir. Daglardaki buzullarin kayma nedeni de budur. Basincla alt tabaka erir ve kayma olu$ur. Bir kabin icinde ya da bir bardakta ust uste duran buzlarin her biri altindakine degdigi noktada bir basinc olu$turur ve bu, noktada cok kucuk kisim erir. Buradan hareket eden su cok az yanda iki buz kupcugunun birle$tigi noktada tekrar donar. Iki buz parcasi kaynak yapilmi$casina birbirlerine yapi$ir ve orada bir daha erime olmaz.
Kuma$lar Yikandiktan Sonra Nicin Ceker?
Aslinda kuma$ islaninca lifler $i$tiginden kumasin az biraz uzamasi gerekmektedir. Ama-bukumlerin acilarindaki deformasyonun yarattigi cekme kuvveti daha fazla oldugundan sonucta kuma$ boydan kisalir. kuma$ yikandiktan sonra kurutuldugunda $i$mi$ lifler eski durumlarina gelirler. Ama kuma$ ilk olculerine donemez. Su, yuksek isi, calkalama, sabun hepsi kumasin cekmesini kolaylastirir. Kuma$ birkac kez yikandiktan sonra olculeri belli bir dengeye ula$ir ve ondan sonra yikandiginda cekmez.
Cinlilerin Gozleri Neden Cekiktir?
Yalniz Cinlilerin degil Orta ve Guneydogu Asyada yasayanlarin, Japonlarin hatta Eskimolarin da gozleri cekiktir. Aslinda goz yapisi butun dunyada aynidir. Farki yaratan goz kapaklaridir. Cekik gozlu diye nitelendirilen irklarda gozun uzerindeki goz kapaginin ikinci kivrimi, gozun ustune daha cok inmi$tir. Bazi teorilere gore bu kivrim insanlarin gozlerini yogun kar tabakasinin, goz kama$tiran i$igindan korumak icin bir ce$it kar gozlugu gibi geli$mi$tir. Cinde ve oteki bolgelerde her ne kadar yogun kar yagmiyorsa da onlarin atalarinin buzul caginda kuzeyde yasadiklari daha sonra guneye indikleri kanitlanmi$tir. Yalniz gozleri degil, burunlari da ruzgâra karsi korunmak icin kuculmu$, burun delikleri sogugu engellemek icin daralmi$tir. Ciltleri de koruma amacli olarak yaglidir. Goz kapaklari da yaglidir. Gozu ve ic tabakalarini kara ve buza kar$i korur. Yani cekik gozlu degil, du$uk goz kapakli, demek daha dogrudur.
Ate$ Bocegi Nasil I$ik Saciyor?
Yaz gecelerinin karanliginda otlarin arasinda veya havada ucarken parildayan, yanip sonerek sari-ye$il bir i$ik veren bir bocegi gormu$sunuzdur. Yanina yakla$ildiginda i$igini sonduren, gece karanliginda izini kaybettiren bu bocegin ismi ate$ bocegidir. Aslinda bu bocegin verdigi i$igin ate$le de sicaklikla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adi “soguk i$ik”tir ki gunumuz teknolojisi bu i$igi henuz yapay olarak uretmeyi ba$aramami$tir. Bilim insanlari dunyada milyonlarca yildir mevcut olan bu tabiat teknolojisinin once cali$ma mekanizmasini cozmek sonra da taklit ederek insanlik hizmetine sunabilmek icin cali$malarina hiz vermi$lerdir. Kisa bir zaman oncesine kadar surtunme veya isi olmadan i$ik elde etmenin imkansiz olduguna inaniliyordu. Nasil ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yuzde 4″unu, florasan ampul ise yuzde 10″unu i$iga donu$turebiliyor, geri kalanini isi olarak yayiyorsa, ate$ boceginde de benzer bir durum oldugunu sanan bilim insanlari, bocegin bu i$ icin kullandigi enerjinin tamamini i$iga donu$turebildigini tespit edince hayrete du$tuler. Gelelim ate$boceginin i$ik uretme mekanizmasina… Aslinda ate$ boceklerinin i$ik verme reaksiyonlari o kadar hizlidir ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkânsizdir. Yani i$ik uretim mekanizmasi hakkindaki bilgiler hala teoride kalmaktadirlar. Kesin olarak bilinen bunun molekuler seviyede kimyasal bir i$lem oldugu, bazi molekullerin ayri$arak daha yuksek enerjili hale gecebildikleri ve bu fazla enerjiyi i$iga donu$turebildikleridir. Ate$ boceginin karin bolgesindeki i$ik organinda bulunan guddelerden, i$ik elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde uretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapisi aydinlatilmi$ ve yapay olarak elde edilmi$tir. Ikincisinin ise yapisindaki gizem cozulmesine ragmen sentetik olarak uretilmesi hala mumkun olamami$tir. Ate$ boceklerinde uretilen iki kimyasalin birle$iminin de i$ik vermeye tam olarak yetmedigi, bocegin i$ik bolgesine yakin solunum organinin i$ik verme aninda burayi oksijenle beslemesi gerektigi tespit edilmi$tir. Bilinmeyen bir ba$ka ayrimi ise bu i$igi hangi $alterin acip kapadigidir. Bu gizemli boceklerin 2 bin ce$idi olup erkekleri ucabilirken di$ileri kanatsizdirlar. Erkekler di$ileri aramak icin geceleri ucarlar ve i$iklarini birbirleri ile ileti$im kurmak icin kullanirlar. En iyi i$ik verimini geli$mi$ di$iler verir. Ate$ bocekleri geceleri 3 saat sureyle i$ik verebilirler. Genellikle isirarak zehirledikleri salyangozlari yedikleri icin kirecli topraklarin oldugu nemli bolgelerde daha cok gorunurler. Parlamayi saglayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir du$mani kusmak zorunda kalir ve bir daha ba$ka ate$ bocegi yemeye te$ebbus etmez.
Dogum Gununde Pasta Kesme Adeti Nereden Geliyor?
Dugunlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, dogurganlik ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman icinde geli$mi$ bir $ekli oldugundan bahsetmi$tik. Dogum gunlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kokeni ve amaci degi$iktir. Zaten tek kat olan $ekli ve uzerindeki mumlar nedeniyle pasta gorunu$ olarak da dugun pastasindan farklidir. Pasta sozcugunu hep gunumuzdeki anlami ile kullaniyoruz. Aslinda tarihi geli$imi icinde kek demek daha dogru olur. Dogum gunu pastasinin bilinen tarihi Helen uygarliklarina kadar uzanir. Bir kutlama amaci ile ortaya cikmasi ise Ortacagda Almanyada olmu$tur. 13. yuzyilda Almanyada cocuklara gosterilen ilgi belki bugunkunden bile fazlaydi. Dogum gunleri bir festival $eklinde kutlaniyordu. Dogum gunu kutlamasi sabaha kar$i, $afakta, gun agarirken ba$liyordu. Ustu yanar mumlarla suslenmi$ pasta kek eve getirildiginde cocuk uyandiriliyor, pastanin ustundeki mumlarin ise yemek vakti gelene kadar devamli degi$tirilerek surekli yanar halde kalmalari saglaniyordu. Yemegin ba$inda cocuk mumlari ufleyerek sonduruyor ve $olen ba$liyordu. Pastanin uzerindeki mumlarin sayisi cocugun ya$indan bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gun sonecek hayatin i$igini simgeliyordu. Ayrica cocuga bir cok hediyeler getiriliyor, o gun istedigi, sevdigi yiyecekler hazirlaniyordu. Yani o zamanlarda dogum gunu kutlamalari cocuklara yonelikti. Gunumuzde her ya$tan insanin kutladigi dogum gunu ve kesilen pasta i$te o zamanlarin bir adetinin devamidir. Dogum gunu pastasinin ustundeki mumlari bir ufleyi$te sondurmek, bu arada bir dilek tutmak, eger dilek gercekle$irse bunu kimseye soylememek adetleri de o gunlerden kalmadir
Hikaye devam ediyor :)
Sarı Kız’ın Günlüğü Sayfa 5 Kasım 12th, 2007 yapan admin in Hikaye Berk Francis ‘in sesiyle uyandı.
-” Günaydın Efendim. Burda uyuya kalmışsınız. Umarım rahat uyuyabilmişsinizdir. Kahvaltınız botanik bahçede hazır”
-” Günaydın Francis. Çok rahattı. Biliyorsun koltukları bu yüzden geniş ve rahat seçmiştik” diyerek gülümsedi.
-”Birazdan geliyoruz. ” dedikten sonra Francis odadan ayrıldı. Ayça hala uyumaktaydı. Sesle kontrol edilen perdeleri açtı. İlkbaharın o harkulade sabahlarından biriydi. Ağaçlar değişik tonlarda yeşile bürünmüş, yapraklar yeni açtığı için taptaze bir görünüme sahipti. Arka bahçeye bakan bu batı dinlenme odasından, bahçedeki tüm çiçeklerin kokusunu duymak mümkündü. Berk sivana rahiplerinin sıksık yaptıkları ruhunu dinlendirme ve gül kokulu odada sessiz kalma ritüelini çoğunlukla bu odada gerçekleştirirdi. Ayça uyanana kadar sessizlik ritüelini gerçekleştirebilirdi. Hemen ellerini ve yüzünü yıkıyarak çinden özel siparişle getirdiği geleneksel kıyafetlerini ve aykkabısını giydi. Odaya dönerek pencereyi ses komutuyla açtı. Daha sonra yerdeki büyük mindere otururarak bağdaş kurdu. Çiçeklerin kokusunu içine çekerek gözleri kapadı. Derin bir sessizliğe büründü oda. Berk sessizlik ritüelinde ruhunun derinliklerine yolculuk yaptı. Hayatının gidişatını gözden geçirdi. Sonra ritüelin tepe noktasına gelip ruhunu ve beynini sessizliğe gömdü. Bir süre bu şekilde sessiz kaldı. Sadece gül kokuları ve sessizliği hissediyordu. Ayça ‘nın sesiyle ritüelini bitirdi.
- “Günaydın. ne yapıyorsun öyle !”
- “Sivana rahiplerinden öğrendiğim ve sıksık yapmaya özen gösterdiğim ritüellerden birini yapıyordum. Sessizlik ritüleini.”
- “Sivana rahiplerimi !? ritüel mi?! bunlardan hiçbirşey anlamadım. ” diyerek şaşkın bir yüz ifadesiyle Berk ‘e baktı. Berk,
- “Botanik bahçede kahvaltımız hazırmış. Önce duşumuzu alalım sonra sana bunları kahvaltımızda anlatayım ne dersin?” dedi. Olur cevabını aldıktan sonra hemen banyoların yolunu gösterdi. Misafirler için hazırlanmış banyonun önüne geldiklerinde Berk içeriyi göstermek için kapıyı açtı ve Ayça ile birlikte içeri girdiler.
Bu misafir banyosu ‘da aynı Berk ‘in duş odası gibi ; özenle seçilmiş mermerler, fayanslar ve çakıl taşlarıyla döşenmiş çok büyük biryerdi. Mavi ve sarı renklerin hakim olduğu bu oda, kişinin kendisini tropik bir adanın kumsalında hissetmesi için çölden getirilen kumlar, hindistan cevizi ağaçları, palmiyeler ve kauçuklarla donatılmıştı. Ayça ‘ya dönerek
- “Duşta müzik dinlemek istersen şu sağdaki ATM e benzer pc yi kullanabilirsin. Kullanımı çok basittir.” diyerek ilgili cihazı işaret etti. ” Duştan çıktığında makyaj odasında makyajını yapabilirsin. İşin bittiğinde botanik bahçede buluşalım. Ha unutmadan bişeye ihtiyacın olursa duvardaki dokunmatik ekrandan yardım alabilirsin” diyerek banyodan çıktı. Kendi duş odasına gitti. Gayda dinlemeyi tercih etti. Bu müzik cesur yürek ve iskoçyalı filmlerinden sonra hayatının vazgeçilmezleri arasına girmişti. Asiliği ve baş kaldırışı hatırlatıp ona ilginç bir enerji veriyordu. Bu harik müzik eşliğinde duşunu aldı. Duş bitiminde Francis ‘in hazırladığı eşofmanları giyerek botanik bahçeye geçti.
Bahçede, herzamanki gibi muhteşem bir masa hazırlanmış, Alfred, Francis ve güzel Asyalı yardımcı Lucy hazır beklemekteydi. Lucy 24 yaşında annesi japon babası irlandalı, çok güzel iki karışımın ürünü bir kızdı. Japon çizgi filmlerindeki karakterlere benziyordu. Gözlerini babasından almıştı. Yeşil ve iri gözleri, büyük kirpikleriyle dikkat çekiciydi. Yüzü ufak ve pürüssüzdü. Beyaz teni, ufak parmakları, uzun düz saçları vardı. Japon olmasına rağmen babasına çeken bir başka yönüyle diğer japon bayanlardan boy konusunda ayrılıyordı. 170 cm. idi. Berk ‘in uzakdoğu sporları ve japonca öğretmeniydi. Bu sporu çocukluğundan itibaren yaptığı için düz ve hafif kaslı bacakları vardı. Vücudunun hiçbir yerinde kırışıklık ve fazlalık yoktu. Düz ve bembeyaz dişleri sayesinde gülümsemesiyle etrafa ışık saçardı. Kalçaları sıkı ve büyüktü. Göğüsleri ufak ve dikti.
- ” O hayou gozaimasu ” diyerek onları selamladı. Herbiriyle tektek sohbet edip şakalaştı. Ayça ‘nın gelmesiyle kahvaltıya başladılar. Kahvaltı boyunca sivana rahipleri ve ritüellerden, doğu kültüründen ve ruhani şeylerden konuştular. Kahvaltı bitiminde alışveriş merkezine giderek biraz alışveriş yaptılar. Sonrasında Berk Ayça ‘yı evine bırakarak tekrar malikaneye döndü. Çalışma odasına geçerek yarın yapacağı işleri plandı. Saat çok geç değildi. Fırat ‘ı aradı.
- “Selam-ın aleyküm.”
-” Aleyküm selam kardeşim”
- ” Naber kardeşim nasılsın”
- ” Çokşükür iyiyim sen nasılsın?”
- ” Hamdolsun ben de iyiyim kardeşim yeğenlerimi özledim. İşiniz yoksa sahile çıkalım yürüyüp bişeyler yiyelim ne dersiniz?”
- ” Ãükran ‘a sorayım.” diyerek kısa bir süre telefonda bekletti. Sonrasında “Tamam kanka 15 dakika sonra gel lütfen” diyerek telefonu kapattı. Berk hemen Lucy ‘yi çağırarak akşam için kıyafet seçiminde yardım etmesini rica etti. Kıyafet seçimini genelde Francis ve Lucy ‘ye bırakırdı. Zevkli ve modayı takip ettikleri için onlara güvenirdi. Lucy nin seçtiği koyu spor kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyerek yola koyuldu. Evin önüne vardığında Fırat ve ailesi kapının önünde hazırdı. Kısa bir süre önce ikiz kızları olmuştu. Yeşil gözlü sarı ve siyah saçları olan bu iki güzel bebeği Berk çok seviyordu. Merve babasına benziyordu ve daha topluydu. Genelde sessiz masum bakışlıydı. Ufak gözleri ve siyah saçları vardı. Elif ise annesine çekmiş iri gözleri ve sarı seyrek saçları vardı. Zayıf ama çok güleç bir yapısı vardı. Daha hareketliydi. Herzaman suratında gülümsemesiyle dikkat çekiyordu. Ãükran mutaassıp bir aile yapısına sahip olduğu için genelde tessettürlüydü. Ogün de herzamanki gibi şık giyinmiş kendi yaptığı takılarını takıştırmıştı. Kısa boylu, zayıf ve dikkatli bakan gözlere sahipti. Üniversitede Fırat ile tanışmış ve üniversite sonrasında nişan yapmıştı. Fırat ‘ın askerliğinden sonra evlenmişlerdi. Berk ‘in ilk aşk acısı çektiğinde tanışmışlardı. Bu nedenle ilk izlenimleri iyi olmamasına rağmen sonradan birbirlerini anlamış ve sevmişlerdi. Fırat Berk ‘in en yakınıydı. Öz aile fertlerinden biri gibiydi. Fırat evlenmeden önce Ãükran ‘a, her ne olursa olsun Berk ‘e saygı göstermesini bir şart olarak koşmuştu. Bu nedenle Ãükran Berk ‘in Fırat ‘taki değerini anlamış ve gereken saygıyı göstermişti.
Berk, Fırat ve Türkan ‘la selamlaştıktan sonra hemen kızları sevmeye başladı. Sonrasında küçük arabalarına bindirerek sahile koyuldular. Sahilde koyu sohbete daldılar.. Bu sohbetler Berk için herzaman huzur vericiydi. Ne zaman başı sıkışsa, ne zaman huzursuz olsa, kardeşini görmeye gider ve onunla sohbet ederek rahatlardı. Evinde yaptığı ritüellerin dışında bir ritüeldi bu onun için. Berk Elif ‘in arabasını kullanıyordu. Çılgınca bisiklet yolunda bebek arabasıyla koşuyordu. Elif bu hareketi çok seviyordu. Ãükran her ne kadar korksa da sesini çıkaramıyordu. Bazen geri geri sürerek ikiz kardeşin birbirlerini görmesini sağlıyordu. Sahilde, ilkbaharda, Kankası ve ailesiyle yürürken mutluluktan içi içine sığmıyordu Berk ‘in. yürüyüş sonrasında oturup bir cafede yemek yediler. Çok güzel bir akşam geçirip evlerinin yolunu tuttular.
Berk eve geldiğinde tatlı bir yorgunluk çökmüştü üzerine. Lucy ‘yi çağırdı. Güzel bir masaj seansından sonra uyuyakaldı.. Birhaftasonu daha son bulmuştu..
>>
* * *Bir kadina bunlari sormayin !!
* * ‘Regl misin?’, ‘Kac kilosun?’ ve digerleri… Bu sorular en sakin kadini bile cildirtir. Aristo’ya gore en cahil insana bile sadece sorular sorarak ona hakikati ogretmek mumkundur. boxer’a gore ise en sakin kadina bile sorular sorarak bir canavar yaratmak mumkun. (Not: Aristo ismini salladik ama yazi tamamen dogru)*
*1. Kac kilosun? Ince ya da $i$man olmasi fark etmez. Butun kadinlar kilolari konusunda endi$elidir. Sizin amaciniz sadece sorunuzun cevabini almak olabilir. Ama entrikaya ve imaya programlanmi$ kadin beyni sorunuzun altinda mutlaka bir bit yenigi oldugunu du$unur ve kendisine fiziginin duzgun olmadigi konusunda bir gonderme yaptiginizi sanir. Ba$inizi belaya sokmak istemiyorsaniz tibbi kontroller haricinde hayatinizdaki hicbir kadina bu soruyu sormayin.*
*2. Benden once hayatina kac erkek girdi? Kadinlarin gecmi$ini incelemek, Pandora’nin kutusunu acmaya e$deger olabilir. Gecmi$i de$erseniz, duymaktan hic ho$lanmayacaginiz yanitlar alabilirsiniz. Gercekler her zaman mutluluk getirmeyebilir. Eski defterleri acmak yerine sevgilinizin sizinle beraberliginden onceki hayatini aklinizdan cikarin. Siz o zaman yoktunuz. Boyle yapinca kendinizi de daha az boynuzlu hissedersiniz. Ayrica kadini sorguya cekmi$ de olmazsiniz.*
*3. Dogum gunun ne zaman? Unutan erkek unutulmaya mahkumdur. Sevgilinizin ya$ gununun Kasim’in 22’sinde mi 25′inde mi oldugunu hatirlamiyorsaniz Marduk 2012′de degil 2007′de gelir. Hem de sevgilinizin bedenine burunerek! Yerine gore ufak bir unutkanlik affedilebilir ama onemli gun ve haftalari unutmak ona onem vermediginiz intibasini yaratir. Hatirlanmaya deger olmadigini hisseden kadin da gun gelir alir voltasini gider. Siz de dimdizlak kalirsiniz. Hafiza sorunlariniz varsa $imdiden gizlice kimligine bakip dogum tarihini ezberleseniz iyi olur.*
*4. Buna kac para odedin? Her kadin bu sorunun aslinda “Parayi uflemi$sin, sokaga atmi$sin” demek oldugunu bilir. Bir erkek icin epey onemsiz gorunen bu soru kadinlar uzerinde hakaret etkisi birakir. Satin aldiklari kiyafetleri ki$iliginin yansimasi olarak kabul eden kadinlar, ali$veri$ icin harcadiklari mesai kar$iliginda sevgililerinden takdir ve hayranlik beklerler. Bir an once giymek icin can attiklari kiyafete “Buna kac para bayildin?” gibi bir soru gelirse emekleri yenmi$ gibi sinirlenirler. Kadinlarin ali$veri$ sonrasi ganimetlerini begenin. Begeninizi de ifade edin. Maddi sorunlar ayrilik sebebidir.*
*5. Hepsini yiyecek misin? Caniniza susamadiysaniz, sevgilinizden i$ arkada$iniza kadar hicbir kadina bu soruyu sormamalisiniz. Size devasa bir porsiyon gorunen yemegi hapir hupur goturen bir kadin sizi $oka sokmu$ olabilir. Ama bu soru “Zaten $i$mansin, bir de utanmadan bunlari yiyorsun” $eklinde yorumlanir. Sizi de hayattan bezdiren cemkirmelerle ba$ ba$a kalirsiniz. Kadinlarin yedikleri yemek miktari ne kadar abartili olursa olsun agzinizi kapali tutun.*
*6. Sacini kuafor mu boyle yapti? Kadinlarin takintili oldugu konular elbette ali$veri$ ve yemekle sinirli degil. Evrensel di$i obsesyonlari arasinda sac bir numaradir. Hem de boyundan rengine, parlakligindan modeline dek her yonuyle. Bu nedenle kadinlarin saclariyla ilgili herhangi bir soru sormadan once iyi du$unmelisiniz. Agzinizdan cikacak her kelime enine boyuna tartilip turlu yerlere cekilebilir. Saatler suren gurultulu kavgalarin fitili olabilir. Kuafore gittigini soyleyen sevgiliniz kar$iniza ne halde gelmi$ olursa olsun “Muhte$em gorunuyorsun, yemin ediyorum $u anda seninle sevi$irim” diyin.*
*7. Uclu yapalim mi? Sevgiliniz porno yildizi ya da nemfoman degilse, seks hayatinizla ilgili bu kadar ekstrem bir oneriyi pat diye dile getirmeniz her $eyin sonu olabilir. “Alkolluydum” bahanesi de sizi kurtarmaz. Bu tarz bir soru kar$isinda butun kadinlar cildirir ve ahlak kumkumasi kesilir. En acik fikirli kadinlar bile boyle bir oneriye tahammul edemez ve neden sadece kendisiyle yetinmek istemediginizi anlayamaz. Sevgilinizi uclu seks fantezinize dahil etmek istiyorsaniz direkt sormak yerine farkli stratejiler geli$tirin. Dolayli yoldan vurun.*
*8. Hamile misin? Kar$inizdaki kadin hamile kiyafetleri giyiyor olabilir. Karni kucuk bir cocugu yutmu$ gibi $i$kin ve yusyuvarlak olabilir. Hicbir ko$ul altinda, bir kadin size hamile oldugunu soylemedikce gebelik konusunu gundeme getirmeyin. Orasi sizin domeniniz degil. Hamile oldugunu bildiginiz birine bile “Nasil gidiyor? Tekmeliyor mu?” falan gibi sorular yoneltmeyin. Eger hamile oldugunu tahmin ettiginiz kadin bebek beklemiyorsa yandiginizin resmidir. Kendinize cok zalim bir du$man kazanirsiniz.*
*9. Spora ba$layacak misin? Sifir beden bile olsa her kadin DNA’lari geregi yuvarlak bir selulit yigini oldugunu zanneder. Vucudundan yakinmayan kadin yoktur. Her erkegin bildigi gibi “Belim cok mu kalin?” sorusunun yaniti her zaman “Hic alakasi yok, inanilmazsin, hastayim sana” olmalidir. Kadinlar ve $i$manlik konusunda erkegin bilmesi gereken tek $ey butun hikâyenin bir iltifat beklentisinden ibaret oldugudur. Dolayisiyla fazla kilolarindan yakinan sevgilinize asla “Spora ba$la, rejime gir” gibi akilci tavsiyeler vermeyin. Kadinlar akilci degil duyumsaldir. Kac kilo olursa olsunlar onlara formda olduklarini soyleyin.*
*10. Regl misin? Sevgilinizin mantiksiz sinir krizlerini ve sebepsiz ciki$larini bir temele oturtmaya cali$maniz normal. Ama ofkesinin nedenini bu efsanevi donemle baglarsaniz, hakli bile olsaniz i$leri karma$ik hale getirirsiniz. Bu tarz bir sorunun yaniti kafaniza bir $ey gecirilmesi olur. Bu nedenle kadinlarin davrani$larinin ya da ruh hallerinin mantikli bir nedeni olmasi gerektigini du$unmeyin. Agzinizdan cikanlara da dikkat edin. Gerilimli anlarda kadini paranoyaya sevk edip zivanadan cikarmak yerine alttan alin. Dalgakiran olun, sakinle$tirin.*
**
*– >>
CAPSICUM ANNUUM Bundan sonra senin adın Kemal Costner olsun…
Bundan sonra senin adın Kemal Costner olsun…
ESKİ topçu İlhan Mansız, dizi oyuncusu Yasemin Hadivent, şarkıcı Atilla Taş ve manken Ece Gürsel gibi yarışmacıların mücadele ettiği Buzda Dans’ın canlı yayınına katılıp, istakozcu hanımefendiyle konuşan Kevin Costner, Cumhurbaşkanı’nın Çankaya Köşkü’ndeki resepsiyonunda devlet protokolüne katılıp, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile konuşunca, merak ettim tabii…
Nasıl oldu, neler oldu?
Ãöyle oldu…
*
Kevin’ı memlekete getiren arkadaş, Cumhurbaşkanı’nın basın danışmanını aradı. “Memlekete Kevin getirdik, müsaitseniz size de getirelim” dedi. Cumhurbaşkanı’nın basın danışmanı, 29 Ekim’de devlet protokolü olacağını, sanatçı tayfasının 30 Ekim’deki resepsiyona katılacağını, 30 Ekim’in müsait olduğunu söyledi. Kevin’ı getiren arkadaş, 30 Ekim’de müsait olmadıklarını, Kevin’ın konseri olduğunu, ancak 29 Ekim’de müsait olduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı’nın danışmanı, “Bi danışayım” dedi, kapattı.
Yarım saat sonra, Cumhurbaşkanlığı Protokol Müdürü aradı, “Müsaitiz, 29 Ekim’de bekliyoruz” dedi. Böylece, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, alakasız biri, sırf Hollywoodçu olduğu için “devlet protokolü”ne girmiş oldu. Neyse… Kevin o sırada İstanbul’da. Bindiler özel uçağa, ver elini Ankara. Sheraton’un kral dairesine yerleştiler, Kevin üstünü başını değiştirdi, lacileri çekti, bindi Mercedes minibüse, Çankaya… Köşk’ün 1 numaralı protokol kapısında devlet erkanı biriktiği için, Kevin beklemesin diye, 5 numaralı kapı özel olarak açıldı, Kevin girdi. Girmeden önce, kendisini memlekete getiren arkadaşlara, “Kaçıncı yıldı?” dedi. “84″ dediler.
Kevin, devlet erkanıyla kuyruğa girdi, devlet erkanından bazıları Kevin’la hatıra fotoğrafı çektirdi. Adım adım ilerledi, George Clooney’e benzetilen Cumhurbaşkanımızın önüne geldi, elini cebine soktu (kendi cebine), “Burada olmaktan gurur duyuyorum” dedi. Cumhurbaşkanımız da, “Ben de sizi ağırlamaktan mutluluk duyuyorum” dedi. 700 küsur tane fotoğrafları çekildi, yürüdü. Bu arada, Ãırnak ve Tunceli’de iki şehit verdik. Devlet erkanımızın çoğu İngilizce bilmediği için, hafif gülümseme, başı eğerek selamlama taktikleri uygulandı. Kevin ne yapsın, göz kırptı. O sırada Protokol Müdürü geldi, Kevin’ı Başbakanımızın yanına götürdü. Kevin konuştu. Başbakan anlamadı. Tercüme ettiler. Kevin’ın “Burada olmaktan mutluyum” dediği ortaya çıktı. Başbakan, “Atatürk filminde oynayacak mısınız?” diye sordu. Kevin, herkesin aynı soruyu sorduğunu ama, Atatürk filminden haberinin olmadığını, önce senaryoyu okuması gerektiğini söyledi. Başbakan, Kevin’ı methederken, Kevin, belki de en can alıcı cümleyi ekledi, “Bir Türk aktörün oynaması, belki daha iyi olur” dedi. Başbakan sustu.
Baktılar ki hava bulutlanıyor, Kevin’ı aldılar, Genelkurmay Başkanı’na götürdüler. Genelkurmay Başkanı, “Sizin gibi yakışıklı birinin burada olmasından dolayı, kendimi şanssız hissediyorum” diye espri yaptı. Kevin “Aman efenim, reca ederim” manasında, kafa salladı. Eli cebinde dolaşmaya başladı. Biri geldi, “Ben Deniz Kuvvetleri Komutanı’yım” dedi. Kevin, “Zaten kıyafetinizden tanımıştım” dedi. Deniz Kuvvetleri Komutanı, Saratoga tarafından vurulan Muavenet gibi oldu! E görüldü ki, Kevin dan dun konuşuyor, kolundan tutup, başka tarafa götürdüler.
Kevin, “ABD Büyükelçisi yok mu?” diye sordu. Vardı. Büyükelçi’ye götürdüler. Kevin, “N’aber” dedi. Büyükelçi uyanık, etrafını gazetecilerin sardığını görünce, “Ãu PKK meselesini halletmemiz gerekiyor” dedi. Kevin görüş bildirmedi. Ayaküstü konuşulacak mesele değildi çünkü… İnşallah MGK’ya katılırsa, görüşünü orada söyleyeceğini tahmin ediyorum… Rakı, viski, şarap ikram ettiler. Su içti.
Milletvekilleriyle fotoğraf çektirdi. Devamlı yanında duran birini gösterdi, “Bu kim” dedi. “Osman Yağmurdereli” dediler.
Ali Babacan’la tanıştı. Ali Babacan, mavi tura çıkmasını tavsiye etti. Kevin, yanındakilere “Mavi tur ne” dedi. “Sonra anlatırız” dediler.
Öte yandan, Cudi’de iki şehit daha verdik.
Çankaya’dan çıktılar. Anıtkabir’e gittiler. Kevin, Anıtkabir’i Ronald Reagan’ın mezarı gibi bir şey sandığı için, “Ben orada yalnız kalmak istiyorum, tek başıma dua edeceğim” dedi. Bi gittiler… 500 bin kişi orada! Herkesin elinde bayrak. Kevin’ın eline de tutuşturdular bir tane. Salladı. Sarılıp öpen mi ararsın, cep telefonuyla çeken mi… Hatta bir teyze vardı, yaslandı göğsüne, ağlamaya başladı. Zannedersin şehit anasıdır, Kevin da gazi…
“Ãehitler ölmez, vatan bölünmez” diye bağıranların bir kısmı, “I love you Keviiiin, I love you Keviiin” diye tezahürata başladı. Kevin, mozoleye beyaz zambaklardan bir buket bıraktı, kendisine hediye edilen Atatürk belgeseli CD’si ve kadife kutu içindeki Atatürk rozetini aldı, kalabalığı yara yara, Mercedes minibüsüne döndü. “Bunca yıl sonra, insanların buraya koşması, çok şaşırtıcı… Atatürk’ün bu kadar büyük biri olduğunu bilmiyordum, kafam karmakarışık. Onu canlandırmak gerçekten büyük sorumluluk” dedi.
Bu arada, Siirt’te bir üsteğmen, tuzaklanmış mayınla havaya uçtu. Kolundan tuttular Kevin’ın, Melih Gökçek’e götürdüler. Gökçek, eşi ve çocuklarıyla birlikte, Kevin’ı aldı, Ankara Kalesi’ndeki Zenger Paşa Konağı’na götürdü. Mönüde, pide, bazlama, tandır, etli dolma falan vardı. Kevin, bazlamayı bal sürerek yedi. Gökçek, “Sence kaç yaşındayım” dedi. Kevin “42″ dedi. Bu cevap 59 yaşındaki Gökçek’in pek hoşuna gitti, “Sana ne ısmarlayayım” dedi. Kevin bir şey istemedi. Gökçek, “Atatürk filminde oynacak mısın?” dedi. Kevin, sıkılmış artık, “Herkes bunu soruyor ama, benim filmden yeni haberim oldu” dedi.
Böylece, yıllardır konuşulan Atatürk filminin, aslında şehir efsanesi olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Kevin, elini ağzını yıkadı, “kesenize bereket” demedi, çünkü malum Amerikalılarda böyle bir jargon yok, el salladı, bindi uçağa, İstanbul’a döndü. Öte yandan, Kutuderesi’ndeki çatışmalar devam ediyor.
Y. özdil
CAPSICUM ANNUUM >>
*İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
***
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.
***
Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
***
Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.
***
Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.
***
Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.
***
Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.
***
Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır.
***
Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Åžahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz.
***
(Çevresindekilere söylediği bir söz) : Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin!
***
Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.
***
Allah bilir, hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır.
***
Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o da, herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!
***
Ben vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal vazifeye vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım. Vazifeme başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir.
***
Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.
***
Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak içîn ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek, her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğruna feda ettik.
***
Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.
***
(Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir) : Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî şahsiyetinde olmalıdır!
***
Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben şahsen, bu saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım!
***
(Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol ‘un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet meselesine temas etmesi ve Atatürk’ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş ‘e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakam Tevfık Rüştü Aras ‘a söyledikleri): Majeste Kral’m söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet reisine kendi ülkesinden bir parçayı Almanlar’a terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bîr karış toprağım başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar.
***
Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok muharebelere iştirak ettim. Hattâ ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat, mermi parçasının şiddetini kırdı.
***
Her zaman tekrar mecburiyetinde kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam, bu hizmet ve teşebbüsün temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalâde işler yapmaya kabiliyetli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir umumî hissin ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu kabiliyet ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak… Bütün bahtiyarlığım işte bundan ibarettir.
***
Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.
***
Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem, her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en kıymetli bir ilham ve verim alevi oluyor!
***
30 Ağustos’ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti’nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür.
***
Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm itimat ve destekdir. Bütün vazifelerimde manevî, vicdanî olan en büyük endişem, emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat etmektir.
***
Samimî olarak bu memleketin, bu milletin menfaatine yapılacak bir iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu, mümkün değildir. Yalnız, işin gerçekten millete menfaati olmalı ve teklifin samimî olarak yapıldığına ben inanmalıyım.
***
Benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat, milletin bir ferdi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise, şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.
***
Åžimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Åžimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün tasavvurlarımın beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni gayelere erişmek için de bu yardım ve desteğe ihtiyacım vardır; onu benden esirgemeyiniz!
***
Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim.
***
Ben zannediyorum ki, millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski idarelerin sistem ve usul meselesinden doğuyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve arzularını tatmine yönelmiş idi. Åžahısların bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü idarenin niteliğindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.
***
Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek, her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir şahsiyetinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki lâzım değildir.
***
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim.
***
Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi tahrip edebilirim; yapamayacağım şeyi de tahrip edemem.
***
Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir neticeye götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa sosyal ilim sahasına dahil işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana bilginler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi ilminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal ilmin güzel yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.
***
Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı?
***
Hayat kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların genellikle makul gördükleri vasıta evliliktir. Bu umumî kurala uymayanlar, pek sınırlı ve müstesnadırlar. Bu istisnaları oluşturanlar da, esas kuralın fenalığından değil ve fakat tersine bu güzel kurala inanmadan kendilerini meneden sebeplerin mahkûmu olduklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla bedbaht olanlardır, inkâr edilmez bir gerçektir ki insanlar, hayat, kadınsız olamaz. Evli olanlar, hayatın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi geçindirsin!
***
Eşini mesut edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayınız; bu meselede örnek İsmet Paşa’dır. Benim hayatım başka türlü düzenlenmiştir. Buna rağmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim iş değilmiş…
***
(Bursa’da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir): Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
***
(Bir alay karargâhının temel atma töreni esnasında bir koyunun temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, İran Åžahı Rıza Pehlevi ile aralarında geçen konuşma): Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur. Åžahinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı muharebe meydanları?… Atatürk -Ha, o başka meseledir; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.
***
Birçok zaferler kazandım. Fakat, bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.
***
Ben, muharebelerde dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının tatbikini düşünürüm.
***
Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime uyarım.
***
Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.
***
Hiçbir zaman şahsî gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle tatmine kalkmak adîliğine tenezzül etmem
***
Benim müstesna olduğuma dair bir kanım yoktur.
***
Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat!
SEVİYELİ BİR PAYLAŞIM ADINA:
İYİ GÜNLER DİLERİM VE HERÅžEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN…
((¯`•.¤¥§¦§¥¤.•´¯ ·š£âšhºº7¯`•.¤¥§¦§¥¤.•´¯))
**Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kızkardeşimin gelinliği şehidimin son örtüsü! Işık ışık dalga dalga bayrağım Senin destanını okudum senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku ne keder… Gölgende bana da bana da yer ver ! Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın ışığı yeter.*
ATATÜRK’E GÖRE ATATÜRK.doc
Mutluluk veren besinler… -
*MUTLULUK VEREN BESINLER*
* Içinde Endorphin bulunan besinlerin insani mutlu ettiginii belirten bilim adamlari, bu maddeyi en çok barindiran besinleri açikladilar.*
*Çilek:* C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasinda yer alir. Çilek bütün salgi bezlerini çalistirarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandirir. Yüksek tansiyonu düsürür, damarlari temizler. Kansere karsi korur, böbrekte kum ve tas olusmasini önler.
*Muz:* Kokusuyla bile mutluluk tasiyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karsi bire bir. Sinir hastaligi olanlar için her gün yemek arasi saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.
*Üzüm:* Kirmizi ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oraninda diekt olarak kana karisan seker vardir. Bedenen ve zihnen çalisanlar için iyi bir gidadir. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. sonra yikanirsa cilde dirilik verir.
*Portakal:* C ve B vitamini açisindan zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalin damarlarin yumusak kalmasini saglar. Vücuttaki direnci artirir. Grip ve nezle olundugunda portakal suyu, seker, sarap karistirilir üzerine sicak su katilir ve içilir. Kanin durulmasina ve temizlenmesine yardimci olur. Hazmi kolaylastirir. Portakal reçeli ise karacigeri çalistirir.
*Çikolata:* Stresin bir numarali düsmani. Kendinizi kötü hissediyorsaniz hemen bir parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir sey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu “seratonin” aninda beyinde dolasima çikiyor. Çikolatanin içerdigi “penilatilmanin” insani bulutlara çikariyor. Çikolatada, yesil çay ve sebze meyvelerde bulunan “flavonoid” adli madde bol miktarda vardir. Bu madde kani sulandiriyor, kalp hastaliklari riskini azaltiyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapismasini engelliyor. Tipki aspirin gibi kanda pihtilasmanin önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasinda ölüm olayi yemeyenlere kiyasla yüzde 30 daha geç gerçeklesiyor.
*Dondurma:* Çok yenirse sismanlatiyor, az yenirse mutluluga mutluluk katiyor. Dondurma yaslanmayi önlüyor. 100 gr dondurma ortalama: 135mg kalsiyum 115mg fosfor* 100mg sodyum *160mg potasyum, 25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika’da kisi basina 25 kg., Türkiye’de kisi basina 6 külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,C,D,E vitamini içerir. Çocuklarin saglikli büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kisiler için büyük önem tasiyor. Beslenme uzmanlari dört mevsim tüketilmesini önermektedir.
*Makarna:* Çok agir soslarda yenilmedigi sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasinda yer aliyor. Hazmi kolaydir. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse sisimanlatmaz
*Ekmek:* Bugday ekmegi de sikintilari unutturuyor.
*Fistik:* Yag orani yüksek ama yine de insani mutlu ediyor. Roma Imparatorlugu’nda “Tanri yiyecegi” olarak adlandirilan fistigin kolesterolü düsürdügü ve kalp krizi krizi riskini azalttigi bildirildi. Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilir. Demir, bakir, selenyum, magnezyum, çinko, potasyum, fosfor gibi minerallerin dogal kaynagi olan bu çerez kalbimizin yani sira, beyin sinir sistemi, kas ve kemiklerimizin dostudur. Tuzsuz olanindan hergün 10-15 adet yenilebilir.
*Susam:* Dar gelirlilerin bas taci olan simit mutluluga giden yolda önemli bir yere sahiptir. Yag ve protein içerir. Susamdan elde edilen tahin, bal ile karistirilip yenirse bogaz agrisi ve bronsite iyi gelir.
her seçim bir bedel tercihidir….
Üç dört yaşlarımdayken gönlümce oyun oynamak için eve misafir gelmesini beklerdim. Annem misafir yanında toleranslı davrandığından, normal zamanda oynayamadığım bütün oyunları oynardım. Misafirlere gülümserken bana bakan gözlerinden ateşler saçan annem sabırla beklerdi. Ben de sabırla beklerdim ve derin bir mutlulukla bu kutsal zamanın keyfini çıkarırdım.
İkimiz de kaçınılmaz sonu beklerdik; bedelin ödetildiği ve bedelin ödendiği zamanı. Annem misafirleri kapıdan uğurlarken ben de gider divana otururdum. Sinirle kapıda görünen annem yanıma yaklaştığında vücudumun çeşitli yerlerinde tokatların acısını hissetmeye başlardım. Bedel bazen iki üç tokat olurdu, bazen tokatlar silsilesi. Acırdı ama önemi yoktu; ben olası sonucu kabul ederek oyunumu oynamayı seçmiştim.
Bu satırları yazarken amacım annemi acımasız bir kadın olarak göstermek ya da acılarla geçen çocukluğumun edebiyatı değil. Annem, yetiştirildiği ortam ve psikolojik durumu göz önünde bulundurulduğunda, harika annelik yaptı. Çocukluğum, amcalarla, dayılarla, halalarla eğlenceli ve hareketli geçti. Bu satırlar, seçimlerimizle, vazgeçişlerimizle ve ödediğimiz bedellerle alakalı. “Her seçim bir vazgeçiştir” ve “Her seçim bir bedel tercihidir”. Küçük Berna için “Oyun oynamayı seçmek koşullu anne sevgisinden vazgeçiştir” ve “Oyun oynamayı seçmenin bedeli dayaktır”.
Altı yaşıma kadar hep pencereden seyrettim dışarısını. Sokağımız yokuştu ve oyun oynamaya müsait değildi. Altı yaşımdan sonrası ise, Üsküdar’a taşınmamızla birlikte, eve zorla sokulduğum bir dönemdir. Altı yaşıma kadar geçen ev içi dönemimin bedeli hayatım boyunca yaptığım hiperaktif aktivitelerdir. Sonrasının bedeli ise; hala sürekli burkulan bir sol ayak bileği, inşaatlardan kum tepelerine atlamanın neden olduğu diz problemleri, geçmesi çok uzun zaman alan yaralar ve babayla karşı karşıya gelişlere neden olan özgürlük sınırı problemleridir.
Üniversite bitmeden sevdiğim adamın evlenme önerisini kabul ettiğimde, eleştirilere ve toplumumuza özgü bazı dedikodulara maruz kalmayı da kabul etmiş oluyordum.
Boşanmayı seçtiğimde, avukatımın da belirttiği gibi, Türk toplumunda boşanmış kadın olmanın zorluklarını yaşamayı da seçiyordum.
Yaşam bana çok küçük yaşta her seçimin bir bedeli olduğunu öğretti. Bu bedel bazen küçük düşmektir, alay edilmektir; bazen eleştirilmek, toplum dışına itilmektir; bazen, töre cinayetlerimizde olduğu gibi, canını vermektir. Bedel her ne olursa olsun, bir seçim yapmak ve bu seçimin sorumluluğunu almak her gün ölmekten iyidir. Ölüm sadece fiziksel bir olay değildir, yaşamının sorumluluğunu almayan bireyler soluk alıp veren vücutların oluşturduğu toplulukları yaratırlar. Vazgeçmemeyi ve bedel ödememeyi seçen bireylerden oluşan bu topluluklar çok rahat yönetilirler, çok kolay manipüle edilebilirler.
“her ödülün bir bedeli vardır” derler. Bedeli olmayan bir ödül mümkün değildir; çünkü yaşamın tabiatı dualitedir; erkek, dişi; yin, yang; gece, gündüz; yaz, kış gibi.
Hiç bedel ödememek güzel bir özlemdir lakin bir ütopyadır. Bu özlem kalbimde yer almaya devam ederken ben de seçimlerimi yapmaya devam ediyorum; sonra da dayak yiycam…
DEGİSİM OLUN
Sevgiyle paylaştımÂ…..sevgi ve ışıkla kalınızÂ…..Nilgün ******************************************** DEÃÂÃÂÞÃÂM OLUN Hala Bir Seçim Þansınız Varken Dünya Gezegeninde ÃÂnsan Onuruna Yakışır Bir Þekilde Var Olmayı Seçin ve Değişin Bu güne kadar fatura , ev kirası, ve diğer masraflarınızı ödemek için küçük hesaplar yaptınız. Bu seferde evrende nasıl var olacağınızı hesabını yapın lütfen. Siz nereye aitsiniz, siz nasıl bir yaşama sahip olmak isterdiniz. Siz hayalinizde ve gücünüzde olsa idi kendinizde neleri değiştirmek isterdiniz. Siz nasıl bir dünya düşlerdiniz. Siz size öğretilenleri devam ettirmek aynı yiyecekleri aynı şekilde tüketmek her gün aynı şeyleri yapmak, durup dinlenmeden bir makine gibi çalışmak, korkular endişeler ve derin bir yalıtılmışlık duygusu içinde bir günü daha tüketmek ve içinizdeki güneşin yine parlamayacağı bir güne daha başlamak. Yorulmadınız mı? Böyle gelmiş böyle gider inancından bıkmadınız mı? Yalnızca kendinizi düşünmekten ve kendinizi ego denen hapishanenin içinde bulunmaktan boğulmadınız mı? Siz hiç mi insanca yaşamayı özlemediniz? Siz binlerce çağın öğretilmiş ve robotlaştırılmış bir üyesi olmaktan çıldırmadınız mı? Her gün size arkadaşlarınız, aileniz, çevreniz ve toplumunuz tarafından aynı yoksulluk ve sefalet ve çaresizlik hikayeleri dinlemekten yorulmadınız mı? Dünyanın an be an dengesini yitirmesinden, iklimlerin değişmesinden ve varlığınızın kaynağı olan gezegenin kirletilmesinden etkilenmediniz mi? Sizi tutan nedir? Sizi aynı kalıplara zincirleyen nedir? Bütün sahip olduğunuz her şeyi değiştirmekten ve yeni bir anlayışa açılmaktan sizi tutan nedir? Nedir sizin için gerçekten önemli olan? Küresel Isınma sonucunda yaklaşmakta olduğu gün be gün raporlarla tespit edilen ve bir kısım belirtileri yeryüzünün değişik bölgelerinde şu an başlamış olan küresel felaketlerin ayak seslerini duyduğunuz halde sizi ruhunuzda kıpırdamadan tutan ve atalet ile saran hangi korkudur? Neden korkuyorsunuz? Gezegenimizde sevgiyle var olma ve muhteşem bir ÃÂnsan medeniyetini yaratma zamanı gelmedi mi? Her bir insanın kendi özgün doğasında kendini sevinçle ifade ettiği, doğanın ona sunduğu nimetlerden gönlünce kullanabildiği, özgürlüklerini anlamlı paylaşımlar ve dayanışmalarla derinleştirdiği, kendi gücünde ve bilgisinde durduğu cesur, onurlu, başarılı, mutlu, coşkulu bir şekilde var olduğu, doğanın efendisi değil de bir parçası ve koruyucusu olduğu, diğer insan kardeşlerinin her an destekleyen ve herkes için sevgiyle karşılıksız verebilen, hoş görülemeyeni hoş gören ve af edilemeyeni af edebilen bir yüreği olan ÃÂnsanoğullarının ve kızlarının oluşturduğu, sınırların yitirildiği, hesapların kapandığı, hep daha daha iyiye giden günlerin olduğu muhteşem bir ÃÂnsanlık Medeniyeti. Siz böyle bir medeniyetin parçası, tamamı yaratıcısı olmak istemez miydiniz? Tek yapmamız gereken değişmek. Algımızı ve görüşümüzü bulanıklaştıran bütün kinlerden, hesaplardan, açgözlülüklerden, nefretten, kibirden, öfkeden, hırstan, yıkımdan, mücadeleden ve savaşmaktan vazgeçip içinize yürümemiz ve yüreğimizin sesine kulak vermemiz gerekiyor. ÃÂnsanlık Medeniyeti; yeniden yapılanmasını ve değişimini; yeni bir var oluş biçimini akıllıca sevgiyle seçmekle gerçekleştirebilir. Her zaman siz ve diğerleri vardı hep bir şeylerden ayrıydınız. Asla tam ve bütün olamadınız. Siz ve diğerleri. Bütün olmak tıpkı bir kuş gibi uçmaktır. Hafifliktir. Mutluluktur. Coşkudur. Sevinçtir. Aşktır. Paylaşımdır. Dayanışmadır. ÃÂyiliktir. Güzelliktir. Adalettir. ÃÂlimdir. Bilgidir. Onurdur. Kardeşliktir. “Siz†dediğiniz varlık kuşun bir kanadı gibidir. “Diğerleri†de kanadın diğer kısmıdır. Nasıl ki bir kuşun uçmak için iki kanadı var ise ve tek kanatlı olarak uçamıyorsa; insanlarda Yaşam Sahnesinde siz ve diğerleri olarak var olursunuz. Tek siz, yani tek kanat olarak uçamazsınız. Diğerleriyle cesurca bütünleşmeniz ve diğerlerinin yüreğinde kendinizi kaybetmeniz gerekir uçabilmeniz için. Dünya toplumu binlerce yıldır tek kanatla “Siz†olarak uçmaya çabalamaktasınız. Siz ve diğerleri, siz ve eşiniz. Siz ve iş arkadaşlarınız siz ve toplum. Ülke(siz ) ve diğer ülkeler toplumlar. Siz ve doğa. Kazanan ve kaybeden. Nasıl ki sizler burada tek başınıza tek kanatla uçamayacağınızı açık ve net olarak gördüğünüz gibi, siz diğerlerini de kendiniz gibi bilmedikçe, düşünmedikçe, içinize sindiremedikçe, hissetmedikçe ve sevmedikçe uçamazsınız. Çünkü diğerleri de bu gezegende sizinle birlikte yaşıyor. Onların bu gezegende ve var oluşunuzda bulunması sizin varlığınızın ve mutluluğunuzun teminatıdır. Diğerlerinin yok oluşu sizinde yok oluşunuzdur. Bizler hep birlikteyiz. Asla ayrılmadık. Ayrı olduğumuza inandırıldık. Başlangıçtan beri hep birlikteydik. Ve sonsuz kadar da hep birlikte olacağız. Varlıkta ve yok oluşta da yine birlikte olacağız. Uçmak medenileşmektir. Uygar bir dünya toplumu yaratmaktır. Medeni ve uygar bir dünyayı oluşturmak, dünya toplumunun Evrensel hedefi olmalıdır. Çünkü medeniyet ve uygarlık; toplumun zenginliği ve yüksek teknolojisi demek değildir. Uygarlık; topluluğu oluşturan varlıkların düşüncelerinde, yaşamlarında birbiri ile ilişkilerinde ve ürettikleri değerleri paylaşımlarında ve kullanma amaçlarında, üzerinde yaşadıkları gezegen ve Evrenle bütünleşmelerinde ne kadar bilinçlerinin gelişkin olduğu ile ilgilidir. Dünya toplumu olarak teknolojik bir toplumuz, zenginiz, zekiyiz diyebiliriz. Fakat asla uygar ve medeni değiliz. Çünkü diğerlerini unuttuk. Bütünü unuttuk. Medenileşmek, diğerleriyle, yaşamla, gezegenle, Evrenle ilgili “sorumluluk almak†demektir; Sorumluluk almak, diğerlerini, Yaşamı- Gezegeni, Evreni de yükseltmek, yüceltmek ve tüm güzellikleri sevgiyle paylaşabilme Bilincidir. Dünya toplumlarının bir kısmının kendini uygar ve medeni olarak adlandırması da bir şeyi ifade etmez. Ne zamanki; dünyada aç ve sefalet ve şiddet içinde bir insan kalmazsa, işte o zaman uygar olabilirler. Ne zaman ki insanoğlu dünyaya hükmetmez, dünyanın ve diğerlerinin bir hizmetkarı olur sevinci coşkuyu tamamlanmayı diğerleriyle bütün olmakta ve hizmetin sevincinde bulur, işte o zaman medenileşir. Ne zaman ki insanoğlu dünyayı zalimce tüketmekten vazgeçip, yeryüzünde yaptığı bütün pislikleri temizler ve gezegeni yüreğine alabilirse medenileşir. Ne zaman ki ÃÂnsanoğlu silahını savaş meydanlarından, savaşmanın mantıksızlığını ve yıkıcılığını görerek ve diğerleriyle kucaklaşarak terk eder ve bir daha asla dönmezse işte o zaman medenileşir. Ne zaman ki insanoğlu nefsinin aç gözünü maddeden çekerek ruhunun derinliklerine yönelterek, muhteşem medeniyetini ruhundan çekip çıkartabilirse işte o zaman medenileşir. Ne zaman ki insanoğlu şimdiki toplumsal Bilince ölüp tıpkı bir Anka kuşu gibi kendini küllerinden yeniden bir ÃÂnsanoğlu olarak yaratabilirse işte o zaman medenileşir. Hiçbir insan ve hiçbir ülke, diğer bir insanın ve dünyanın sefalet, korku, açlık, hastalık, savaşla baskı altında yaşadığı bir dünyada, onunla aynı mekanı paylaştığı ve yaşadığı sürece; ne medeni sayılır ne de uygar. Bu nedenle ÃÂnsan değişmelidir. Bilinçli olarak yeni bir var oluşa geçmelidir. Siz seçim yapmazsanız, sizin adınıza seçim yapılacak ve gücü elinde tutanlar ve yıllardır dünya insanlığının açlık ve sefalet içinde olmasına aldırmayanlar tarafından bir seçim yapılacak. Siz değişimi, sevgiyi ve diğerleriyle kucaklaşmayı bütün olmayı, medeni muhteşem bir toplum olmayı, ve gezegeninizi seçiniz. Seçtiğiniz muhteşemliği ve sizi asla unutmayınız ve gereği neyse yapınız. Binlerce yıldan beri dünyamızda yaşamış bilge kişiler aynı şeyi söylediler. Siz ne iseniz dünyada öyledir. Siz değişirseniz dünyada değişir. Her şey size bağlı. Sizin değişiminize bağlı. Siz değiştiğiniz için dünyada değişecektir. Bundan emin olunuz. ÃÂnsanlığın tek düşmanı cahilliktir. Cahillik kendinizden ayrı olmanızdır. Kendinizden ayrı olduğunuzda diğerlerinden sevgiden ve gerçek bilgiden de ayrılırsınız. Uçmak uygarlaşmak, medenileşmektir. Dünya gezegeninde; Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için olma vaktimiz geldi. ÃÂnsan insan bilincine evrilme vaktimiz geldi. Herkes için bolluk sağlık sevgi aşk huzur içinde yaşama vaktimiz geldi. ÃÂnsan kardeşlerimizi af etme paylaşma yardımlaşma dayanışma vaktimiz geldi. ÃÂnsanlık olarak nefsimize ölüp, evrensel bir insanoğlu kimliğinde yeniden doğma vaktimiz geldi. Karanlıkların savaşların yoksulluğun, acıların ayrılıkların, şiddetin, sefilliğin içinde güneş gibi doğmak vaktimiz geldi. Þimdi her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca sevgi için var olma ve sevgiden ve kendimizden daha azına ödün vermeme vaktimiz geldi. Þimdi üzerinde yaşadığımız Dünya Gezegeni ve ÃÂnsanlık için; söylenmeyeni söyleme, yapılamayanı yapma, cesaret edilemeyene cesaret etme ve son sözü son kez haykırma vakti geldi. Þimdi bir adım öne çıkıp “Kendimize†yürüme “Gezegenimizi†şifalandırma ve yüceltme vaktimiz geldi. Ve bütün bunları yapabilmek için, bu gücü içinizde bulabilmek için sevginin ne olduğunu, yaşamın devamı için nasıl gerekli olduğunu ve “Sevginin†dünyayı değiştirebilecek ve asla tükenmeyecek sonsuz bir güç olduğunu anlamak ve hayatımızda “Gerçek†kılmamız gerekiyor. Ve sevgi insanın içine, mana anlamına sevgiyle yaptığı bir yolculuktur. Ve bu yolculukta bütün sözcükler ve ayrılıklar düşer insanın yüreğinden. Ve siz sevgi olursunuz. Siz değişirsiniz. Siz değiştiğinizde diğerleri ve dünya değişir. Dünya ve insanlar birbirinin içinde dönen bir çark gibidir. Bir değirmendir. Çarkın bir dişlisi bile değişse, hepsi değişmek; dönüşünü ve kendini değiştirmek zorundadır. Yoksa çark dönmez. Bundan başka ne şekilde anlatılırsa anlatılsın ne yapılırsa yapılsın boştur. Acı bir düşün içinde oyalanıştır. Ve ÃÂnsanlığı oyalayıştır. Þimdi bir adım öne çıkıp “Kendimize†yürüme vaktimiz geldi. “GÃÂDECEK BAÞKA DÜNYAMIZ YOK. VAKÃÂT ÇOK GEÇ OLMADAN BÃÂRLÃÂKTE YÜRÜYELÃÂM. ÃÂNSAN ONURUNA YAKIÞAN DAHA YEÞÃÂL BÃÂR DÜNYADA YAÞAMAK ÃÂÇÃÂN†Yazan Nilgün Nart
__________________________________________________ Do You Yahoo!? Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around http://mail.yahoo.com
