UÃUR MUMCU……..vurulduk ey halkım unutma bizi….saygıyla anıyoruz

Uğur Mumcu Uğur Mumcu Türk gazeteci, araştırmacı ve yazar Doğum tarihi 22 Ağustos 1942 Doğum yeri Kırşehir, Türkiye Ölüm tarihi 24 Ocak 1993 Ölüm yeri Ankara, Türkiye Eğitimi Hukuk (Üniversite) Mesleği Araştırmacı, gazeteci ve yazar Uğur Mumcu (d. 22 Ağustos 1942, Kırşehir - ö. 24 Ocak 1993, Ankara), Türk gazeteci, araştırmacı ve yazar. Eşi Güldal Homan evlilikleri (1977) süresince oğlu Özgür (1981) ve kızı Özge isimli çocukları vardır. 1993 yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı Þinasi Bey’di. Ailesi Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 tarihinde, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir’de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu. ÃÂlk ve orta okulları Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi’nde okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. Üniversite eğitimini 1961-1965 avukat olmak üzere başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni tamamladı. 26 Ağustos 1962Â’de Cumhuriyet GazetesiÂ’nde yayımlanan Türk Sosyalizmi başlıklı makalesiyle Yunus Nadi ÖdülüÂ’nü aldı. 1963Â’de fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi. Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada 12 Mart dönemiÂ’nde bir yazısında kullandığı “ordu uyanık olmalı” sözleriyle, “orduya hakaret etmek”, “sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak” suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri CezaeviÂ’nde pek çok aydınla birlikte bir yıla yakın kalan Uğur Mumcu, bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Fakat Yargıtay’ca karar bozuldu ve serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra Mumcu askerliğini, 1972-1974 yılları arasında Ağrı’nın Patnos ilçesinde, resmi tanımıyla “sakıncalı piyade eri” olarak tamamladı. Patnos’ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. Yeni Ortam gazetesinde başladı. Yeni OrtamÂ’da, köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975Â’ten itibaren CumhuriyetÂ’te Gözlem başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansı’nda çalışmaktaydı. 1975Â’te Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. Gözlem başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977Â’de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe kitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu tam 700 kere sahneledi. 1978Â’de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz yayımlandı. 1981Â’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak…” için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali AğcaÂ’nın PapaÂ’yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı Ülkede terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz SokakÂ’ı yayımladı. 1982Â’de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan ancak, Kenan Evren’in imzalayanları “vatan hainliği” ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar dilekçesinin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı. 1987Â’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991Â’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-ÃÂslam Ayaklanması 1919-1925 yayımlandı. 1991 yılında ÃÂlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Þubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi’nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992′de Cumhuriyet’e döndü. Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde Mossad ve Barzani isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi: Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD”ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi? 8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile bölücü Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu’nun ÃÂsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı.Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Ölmeden önce ayrıca polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Uğur Mumcu anısına ailesi tarafından Ekim 1994′te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı adında bir vakıf kurulmuştur. Eserleri [değiştir] Mobilya Dosyası (1975) Suçlular Ve Güçlüler (1975) Sakıncalı Piyade (1977) Bir Pulsuz Dilekçe (1977) Büyüklerimiz (1978) Çıkmaz Sokak Tüfek ÃÂcad Oldu Silah Kaçakçılığı Ve Terör (1981) Söz Meclisten ÃÂçeri (1981) Ağca Dosyası (1983) Terörsüz Özgürlük Papa - Mafya - Ağca Liberal Çiftlik Devrimci Ve Demokrat Aybar ÃÂle Söyleşi ÃÂnkılap Mektupları Rabıta 12 Eylül Adaleti Bir Uzun Yürüyüş Tarikat - Siyaset - Ticaret Kazım Karabekir Anlatıyor 40′ların Cadı Kazanı Kürt ÃÂslam Ayaklanması 1919-1925 Gazi Paşa’ya Suikast Sakıncalı Piyade (Tiyatro) Söze Nereden Başlasam Bu Düzen Böyle Mi Gidecek? Bomba Davası Ve ÃÂlaç Dosyası Sakıncasız Eğilmeden Bükülmeden Kürt Dosyası (1993)
…………………………………………………………….. Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık, Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük Dövüldük, vurulduk, asıldık… Vurulduk ey halkım, unutma bizi Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. ÃƒÂşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez, ÃÂsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi. Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. ÃÂnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. ÃÂstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle, başlarımızı ezmek kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi. Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi. Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. ÃÂçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere. Asıldık ey halkım, unutma bizi. Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere. ÖFKELERÃÂNàBÃÂR GÜN BÃÂLE KARÞISINDAKÃÂLERE BAÃÂIRMAMIÞ ÃÂNSANLARIN GÖZLERàÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜK. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına. Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi. Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkim unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz simdi hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi. UÃÂUR MUMCU

iyi senelerrrr

Umarim bu dileklerin bircogu gerceklesir.
Guzel dostluklar ,yeniden bulunan eski dostlar ,liseden - universiteden yillar sonra hediye gibi gelen arkadaslar ,sicak kumsallar, gunesli gunler,yasayan bireyler,minik bebisler ,yuksek seksapeller ,magandasiz yasamlar,yesil isiklar ,terorsuz futbollar,dusuk faizli krediler , guzel dugunler, yaratici fikirler, verimli calismalar, hosgorulu yaklasimlar, iyimser bakislar, cesur girisimler, renkli partiler, yeni motivasyonlar, anlamli toplantilar, benzersiz hediyeler, parlak ve zeki projeler,terorsuz sehirler,tsunami siz sehirler,kasirgasiz firtinasiz yarinlar,akli basinda diziler,savassiz ulkeler ,guzel tesadufler ,buyuk asklar, lezzetli yemekler, heyecanli karsilasmalar, guzel filmler, konserler, sergiler, onemli basarilar, uslu cocuklar, kibar suruculer,yepisyeni araclar, samimi dostlar, iyi uykular, tatli ruyalar, egzersizler, gercek iltifatlar, sicacik sohbetler, surekli sampiyonluklar , yararli bilgiler, dogal guzellikler, neseli sabahlar, eglenceli geziler, bol sans ve gerceklesen hayallerle dolu, dopdolu insallah kazasiz ,belasiz ,nazarsiz bir yil gecirmenizi dilerim.

(PoSTaM) TÜRKÇEYE YENİ GİRMEYE ADAY SÖZCÜKLER‏

TÜRKÇEYE YENàGÃÂRMEYE ADAY SÖZCÜKLER Çayyaş Sabahtan akşama kadar çay içen bağımlı kimse. Türkler kahveden çok çayı severler. Dekılte Görgüsüz, kıro erkeğin ipek gömleğinin önünü derin açarak sergilediği kıllı ve altın kolyeli göğsü. Nedense bazı kadınlar erkekte kıllı göğsü seksi bulurlar. Hiç çamaşırı Varlığı ile yokluğu belli olmayan kadın iç çamaşırı. Duşünür Duş alırken gelen ilhamla ülke sorunları, hayatın anlamı veya benzer derin konulara kafa yoran ve özgün fikirler üreten entelektüel ve temiz kimse. Cinekolog “Kızım, senin içine cin girmiş” diyerek kadınların oralarını buralarını elleyen, cinsel tacizde bulunan hoca, üfürükçü, Kankamatik Yolsuz kaldığınızda borç para aldığınız yakın arkadaş. Efemdi Davranışları ve sözleri kadınsı olacak kadar nazik, yumuşak ve ince erkek. ÃÂçerdöver Her akşam bir yerde içip, eve zil zurna sarhoş gelip karısını, çocuğunu döven hayırsız koca, kötü baba, zayıf karakter. Sinirbaz Nasıl olduğunu anlayamadığınız ve çözemediğiniz bir şekilde, sizi her defasında sinirlendirebilen özel kimse. Hafızapping Bir şeyi hatırlamaya çalışırken hafızanızda attığınız hızlı tur. Lafıza kaybı Söyleyeceğiniz sözü unutmanız. Keldiven Saçı olmayan erkeklerin, kafalarını soğuk hava, yağmur gibi dış etkilerden korumak için kullandıkları şapka, peruk gibi gereçler. Markalemun Saç şeklini ve rengini üzerindeki marka giysiye göre değiştiren, dış görünüşüne aşırı önem veren boş ve sığ insan. Jeloğlan Saçlarına bir kutu jöle sürmeden asla insan içine çıkmayan, görünüşüne fazlasıyla düşkün genç erkek. Derler ki uzun süreli jel kullananlar sonunda “jeltoş” olurlarmış. Tö be or not tö be. Uzun yıllar yasadışı faaliyetlerle uğraşan kulağı kesik şahsın hapisten çıktıktan sonra, aynı pis işlere bulaşmakla sakin ve namuslu bir hayat yaşamak arasında yapması gereken zor seçim. Keşportacı Sokağa tezgâh açmış uyuşturucu satıcısı. Shopşal Büyük alışveriş merkezlerine gidip saatlerce aylak aylak dolaşan, mağazaların önünde dakikalarca dikilip boş boş vitrine, içerideki bayan görevlilere bakan işsiz, güçsüz ve alık kimse. Þenformasyon ÃÂyi, müjdeli haber. Tükürükçe Konuşurken ağızlarından çok fazla tükürük saçan kişilerin ana lisanı. Zırvana Aptallığın en aşmış noktası. Zırvanın zirvesi ve nirvanası. Salaklığın ulaşılabilecek en üst seviyesi. Tembesil Çok zeki olmamasının dezavantajını çok çalışarak kapatacağına, bütün gün yan gelip yatan tembel ve akılsız öğrenci, kimse. Tıntınager 13-19 yaşlarında boş ve cahil genç. Notlakçı Üniversitede derslere girmeyen, sınavlara başkalarının notlarından fotokopi çekerek hazırlanan beleşçi ve hayta öğrenci. Kampusırık ÃƒÂş hayatından korktuğu için bütün eğitimi boyunca kampüsün içinde saklanan, bu nedenle de şirketleri ve iş ortamını tanıma fırsatını kaçıran üniversite öğrencisi.

ÃÂnsanlar Felsefeyi Çocukken MASALDAN, Sonra Kitaplardan, ihtiyarlarlayınca’da ARKALARINDA Kalan Hayatlarından ÖGRENEBiLiRLER. Sincerely… 1997 Sadettin® msn :skodaz@hotmail.com gmail :skodaz@gmail.com skype :sadettin33

“annevehayat” Cocugunuz Hobisini Secsin!…

Cocugunuz Hobisini Secsin!…
Insanlarin zevk icin ugrastigi, bu ugrasi esnasinda kendini fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal olarak gelistirdigi, ogrendigi ve mutlu oldugu aktiviteler hobi olarak tanimlanir. Her insana gore degisen hobilerin kisisel gelisime katkisi da onemlidir. Anadolu Saglik Merkezi’nden Uzman Klinik PsIkolog Sevil Usanmaz, cocuklari sosyal aktivitelere yonlendirmenin onemini anlatti. Kucuk cocuklar zamanlarinin buyuk bolumunu oyun oynayarak gecirirler. Cocuklar icin oyun en buyuk mutluluk kaynagidir ve oyunla ogrenirler. Oyun ve oyuncaklar cocuklarin fiziksel, zihinsel ve duygusal gelisimlerinde en onemli yeri tutar, oyunla sosyallesirler. Cocuklarin gelisim donemlerine ve yaslarina uygun secilecek oyuncaklarin yarari bilinen bir gercektir. Cocuklarda oyun oynamak hobidir diyebiliriz. Defalarca ayni oyuncakla ayni bicimde oynayabilirler.
Cocuklariniza Model Olun Cocuklara hobi kazandirmak ilk cocukluk doneminden baslar yavasca ilerler. Cocuklara tesvik edici, destekleyici olmak, onlari iyi gozleyerek ve yeteneklerini taniyarak sevdikleri ve hoslanabilecekleri onerilerde bulunmak ve hatta model olmak gerekir. Hobileri olan arkadas gruplarina dahil etmek, grup oyunlarina ve sporlarina yonlendirmek, sanat aktivitelerine katmak, proje gruplarina yonlendirmek hobiler edinmelerini ve bunlari gelistirmelerini saglayacaktir. Cocuklarimizi yaptiklari isler, ugraslar, edindikleri hobiler icin daima takdir ve tesvik edelim ki, ogrenme istekleri kalici ve mutlu cocuklar olsunlar.
Secimi Cocugunuz Yapsin Cocuklar istemedikleri, sevmedikleri hobileri yapmazlar. Bu, anne baba ile cocuk arasinda gerginlige sebep olur, gerginligin ise olumlu gelisim ve degisimi saglamadigini biliyoruz. Sevmedigimiz aktiviteler zorla yapildiklarinda ise mutluluk vermedigi icin zihinsel, duygusal, fiziksel, sosyal anlamda bize birsey katmadigi ve kazanim saglamadigindan bir sure sonra birakilir.. Alti ayliktan kucuk: Ses, sekil ve renklere karsi duyarlidir, hareketli oyuncaklar onun dikkatini ceker ve neselendirir. Ses cikaran renkli objeler ve cingirak bu donemin vazgecilmez oyuncaklaridir. Oturmaya basladigi yedinci aydan itibaren cocuk uzanabildigini yakalamaya ve her seyi agzina goturmeye calisir. En cok hoslandigi seyler bir elinden digerine kolayca gecirebildigi renkli halkalar, avuclayabildigi plastik kupler, bozulmayan yumusak bebek ve hayvanciklardir. Boylece yakalama ve dokunma duyusu gelisir. Tutunarak ayaga kalkabildiginde ise eline gecen her seyi yere atmaktan zevk alir. Ziplayan, yere dusunce ses cikaran oyuncaklar mutlu olur. Buyuklu kucuklu renkli toplar, icice gecebilen kutular bu donemin oyuncaklaridir.
Yurumeye basladiginda: Ustune binip oturabilecegi buyuk hayvan turu oyuncaklari, kucuk sandik, sepet ve tabureleri secer. Koltuklara tirmanip dolaplarin icine saklanabilir, annesinin, onu sesinden bulacagini ogrenebilir. Iki yasinda: Butunu parcalara ayirmak, kutuyu doldurup bosaltmak, kule ve kopru yapmaktan zevk alan cocugun ilgisini diger oyuncaklar arasinda mutfak esyalari, farkli boyutlardaki plastik parcalar, oyuncak telefon, saclari ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alir. Itmeli ve cekmeli oyuncaklar, kova-kurek ilgi cekicidir. Elini kullanmayi ve dikkat etmeyi ogrenir. Uc yasinda: Uc tekerlekli bisIklet en cok sevilen oyuncaktir. Bacaklari gelisirken el ve ayaklarini birlikte kullanmayi ogrenir ve yon duygusu olusur. Yaraticiligini gelistiren tahta -plastik bloklar, kum, oyun hamuru el becerisini ve hayallerini gerceklestirmesini, oyun parklari sosyallesmenin baslamasini saglar. 4-6 yas: Fantazi ve kesfetmeye yonelik oyunlar (evcilik, okul oyunlari ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri) Dil gelisimine katkisi olan (piyano, agiz mizikasi, trampet, muzik ve oyku kasetleri ile kuklalar, resimli renkli hikaye kitaplari) Aritmetige hazirlayan (resim ve sayi esleme oyunlari; domino, kizma birader ve sayi kartlari) oyuncaklar. Acik hava oyunlari, drama oyunlari sosyal iliskilerin duzenlenmesini saglar. 7-8 yas: Toplumsal gelisim ve isbirligi ile ilgili (top, seksek, dama, minyatur arabalar, saklambac), bilissel ve algisal becerilerin gelismesini saglayan (maketler, yap-boz oyunlari) ve yaratici-estetik duygusunu gelistiren oyuncaklar (parmak boyasi, kagit hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurlari, sessiz sinema gibi oyunlar) 9-11 yaslari arasinda: KarmasIk masa ustu oyunlari, satranc ve video oyunlari sorun cozme yeteneklerini, kucuk parcali, karmasIk yap-boz oyunlari, uc boyutlu model ucaklar, uzaktan kumandali araclar, kumas boyama, agac isleme ve akvaryum bakimi ince hareket becerilerini ve sozcuk turetme, monopol, tenis, ping-pong, basketbol, yuzme stratejik yeteneklerini gelistirir. 12 yasin uzerinde: Soyut dusunme ve akil yurutmeye yonelik oyun ve oyuncaklar (basit mikroskop ya da teleskop, kimya ya da elektronik setleri vb) ile bagimsiz yasam becerileri kazanmaya yonelik (yuruyus, bisIklet, spor gruplari ve kamplar) oyun ve oyuncaklar onerilmektedir.
Hobi Cesitleri ve Gelisime Katkilari Cocuklar oyunlari sayesinde daha sonra yeteneklerine ve zevklerine gore hoslandiklari ve mutlu olduklari hobileri secerler ve bu durum onlarin meslek, arkadas, is secimlerine yansir ve kendileri icin mutlu olduklari zamanlari yaratmalarina, bir hayat tarzi olusturmalarina yardimci olur. · Ucurtma ile ilgilenen bir cocuk, maket oyuncaklar yapmaya baslayabilir, daha sonra model ucakla ugrasmayi hobi edinebilir · BisIklete binen, tirmanan, yuzen bir cocuk, iyi bir sporcu, takim oyuncusu, iyi bir yonetici olabilir ve onu mutlu eden hobisi dagcilik olabilir · Oyun hamuru, boyama, renkli kitaplar, yap-boz oyunlari, agac isleri, resim yapmayi seven bir cocuk, iyi bir fotograf sanatcisi, yazar olabilir veya iyi bir matematik ogretmenidir ve resim yaparken bu hobisinden cok mutlu olur. .. Muzik, drama, bahce oyunlarini seven, minik deniz kabuklari toplayan bir cocuk, yetiskinliginde iyi bir doktor, bankaci, elestirmen olabilir. Hobileri arasinda koleksiyon yapmak bulunabilir. www.TurkceKarakter.com http://www.ailem.com/templates/news/detail/detail9.asp?id=16653 Anne ve Hayat Ekibi İletişim adresimiz : Annevehayat@yahoo.com Ana sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/annevehayat/ *****Anne ve adaylarina özel “Annevehayat” grup üyesi degilseniz; annevehayat-subscribe@yahoogroups.com adresine mesaj göndererek ve gelen mesaji reply yaparak üye olabilirsiniz.
____________________________________________________________________________________ Looking for last minute shopping deals? Find them fast with Yahoo! Search. http://tools.search.yahoo.com/newsearch/category.php?category=shopping
[Non-text portions of this message have been removed]

BASARI

BASARI
4 yasinda basari ….pantolonuna isememektir. 12 yasinda basari ………arkadas bulabilmektir. 16 yasinda basari ………… ..araba kullanabilmektir. 20 yasinda basari ………… ….seks yapabilmektir. 35 yasinda basari ………… …….para kazanabilmektir. 50 yasinda basari ………… …….para kazanabilmektir. 60 yasinda basari ………… ….seks yapabilmektir. 70 yasinda basari ………… ..araba kullanabilmektir. 75 yasinda basari ………arkadas bulabilmektir. 80 yasinda basari ….pantolonuna isememektir.

BASARI

BASARI
4 yasinda basari ….pantolonuna isememektir. 12 yasinda basari ………arkadas bulabilmektir. 16 yasinda basari ………… ..araba kullanabilmektir. 20 yasinda basari ………… ….seks yapabilmektir. 35 yasinda basari ………… …….para kazanabilmektir. 50 yasinda basari ………… …….para kazanabilmektir. 60 yasinda basari ………… ….seks yapabilmektir. 70 yasinda basari ………… ..araba kullanabilmektir. 75 yasinda basari ………arkadas bulabilmektir. 80 yasinda basari ….pantolonuna isememektir.

Ask, seks ve merak / A Altan

Ask, seks ve merak

Nar agacinin altinda bir kaplumbagaya rastladim.

Utangac bir yagmur yagiyordu.

Cimenler kaygan bir yesillikle parliyordu.

Kizil misketler gibi dallara asilmis minik narlarin opusecek gibi acilmis catalli uclarinda asili kalmis su damlalari, kirmizi yansimalarla pirildayarak dusmeyi bekliyorlardi.

Cimenlerin ustunde kayan kaplumbaga arada bir fitrattan kirisik boynunu kabugunun disina uzatarak merakla cevresine bakiniyordu.

Durdum.

Kaplumbagaya baktim.

Zorla bir iki adim atti, sanirim beni fark edip durdu, basini icine cekti.

Seyrek damlalarla yagan yagmurun omuzlarimi islatmasina aldirmadan oradaki bir tasa oturdum.

Bu tenha bahcede ikimizden baska kimse yok.

O benden korkuyor, ben onu inceliyorum.

Bana cok caresiz ve onemsiz gozuken bu canlinin bir hayati var.

Ot yiyor, bir yerden bir yere gidiyor, korktuklarindan sakinip hayatta kalmaya ugrasiyor, turunun devamini saglamak icin ciftlesiyor.

Hakkinda bildiklerim bu kadar.

Onun varliginin tabiatin buyuk carklarinin isleyisi acisindan mutlaka bir islevi var.

Benim de var.

Aramizdaki benzerlik de galiba burada bitiyor.

O yaratildigi dunyaya bir katkida bulunmuyor, milyonlarca yildir ayni hayati yasiyor, belli zamanlarda belli amaclarla ciftlesiyor, kaprisleri, ihtiraslari, utangacliklari, zevkleri yok, asik olmuyor, duygusal acilar cekmiyor.

Her davranisini bedeninin ihtiyaclari belirliyor.

Benim turum oyle degil.

Biz yaratiyor, bize verilen hayati bizden sonrakilere mutlaka bir seyler ekleyerek aktariyoruz, hayatimizi bedenimiz kadar duygularimiz da belirliyor asik oluyoruz, sadece uremek icin degil zevk icin de sevisiyoruz.

Ask, baglanmak, ozlemek, kiskanmak, sahiplenmek, sadakat beklemek gibi duygularimiz oldugu icin kaplumbagalarin ciftlestigi bir dunyada biz sevisiyor ve bu sevismelere bir kaplumbaganin aklina gelmeyecek anlamlar yukluyoruz.

Ruhumuzla tenimiz arasindaki iliskileri hic durmadan kurcaliyoruz.

Kaplumbaga asik olmayi bilmiyor.

Iki kisinin yildiz yagmurlari arasinda bir gunahkar hayalden bir baska gunahkar hayale los bir odada terli bedenleriyle meteor alevleri sacarak dolasmasini, ruhlarini bedenlerinin arzularina teslim etmesini, zihnin bulaniklastikca aydinlanan gizliliklerinde sakli olan isteklerin fisiltilarla paylasilmasini, her seyin mumkun oldugu sihirli vahalarda her agacin altinda baska biri olunmasini, en siddetli yasaklarin en cilgin zevklerle parcalanmasini da bilmiyor.

Bu iki duygudan hangisi daha guclu diye de sormuyor kendisine?

Bunlarin arasinda insanlarin iddia ettikleri kuvvetli baglar var mi diye de sorgulamiyor.

Yuzlerce yildan beri bircok filozof, bircok psikiyatr askin arkasinda sevismenin hayalinin bulundugunu soyluyor.

Ama kimse bundan emin degil.

Hic sevismedigi birine asik olabiliyor insan.

Hic asik olmadigi biriyle de sevisebiliyor.

Ustelik delice asik oldugu biriyle sonuk sevismeler yasayip, hic de asik olmadigi biriyle delice sevisiyor.

Schopenhauer gibi filozoflar, Freud gibi doktorlar askin koklerinde bedensel arzularin izlerini surerken, neredeyse butun kadinlar sevismeyle aski siki baglarla birbirine baglamaya calisirken nasil oluyor da hayat bu iki grubun da iddialarini boylesine sarsici bir bicimde yalanlamaya ugrasiyor?

Freud, ruhun, bedenin arzularini degisik bicimlerde tercume ettigini iddia ederken kadinlar da, bedenin ruhun arzularini ifade etmekte bir arac oldugunu soylemeye yatkin duruyorlar genellikle.

Aslinda kadinlari anlamak daha kolay.

Beden insanlar tarafindan oylesine hakir gorulmus, onun arzulari oylesine asagilanmis ki bir kadin ruhundan bir sey katmadan yalnizca bedeninin isteklerine ayak uydurdugunda butun “erdemini ve namusunu” kaybettigini ogrenerek buyumus.

Binlerce yildir boyle bu.

Bir iki kusakta kolayca degisebilecek bir inanc degil.

Asksiz bir sevismenin, bir kadinin bilincinin gizli bolmelerinde nasil degerlendirildigini, kendisini bundan dolayi farkinda olmadan nasil suclayabilecegini kim bilebilir?

Bir kadin sadece sevismek icin degil ama “o erkekle” sevismek istedigi icin, “o erkegi” sevdigi icin sevistigini dusundugunde, ruhun her zaman affedilmeye hazir istekleri, bedenin her zaman suclanan arzularina kendi damgasini vurmus oluyor, “ask” sevismeyi kutsuyor, onu ruhun erdemli cesmesinde yikayarak yeniden vaftiz ediyor.

Belki de bircok kadin, sevistigi erkege asik olduguna ya da en azindan onu sevdigine kendisini bu yuzden inandiriyor.

Sanirim her kadin, yalniz kaldiginda “Sen aslinda bir orospusun” diyen kotu kalpli bir cadi tasiyor ruhunda ve hic kimseden korkmadigi kadar korkuyor ondan.

Ve surekli olarak onu kandirmaya ugrasiyor.

“Ben sevismekten hoslandigim icin sevismiyorum. Ben onunla sevismekten hoslandigim icin sevisiyorum.”

Acaba iclerindeki suclayan cadiyi kandirabilmek icin sevistikleri bir erkegi sevdiklerine inanan kadinlar, kendi etkilerinde kalarak gercekten de asik olurlar mi sevistiklerine?

Sevisme ya da biraz daha gercekci olarak soylersek, iyi bir sevisme askin kapisini acar mi kadina?

Peki kendi kendine soylenen bir yalandan gercek duygular cikabilir mi?

Eger boyleyse, cinsellikle ask arasinda kuvvetli bir bag kuran Freud en azindan kadinlar konusunda hakli cikabilir.

Ama erkekler…

Onlarin boyle bir cadilari yoktur iclerinde, erdemle sevisme arasinda bir iliski de kurmazlar pek.

Ama onlarin da cok iyi sevistikleri kadinlara baglandiklarini goruyoruz bazen.

Adina ask diyemeyecegimiz bedensel bir arzu, ruhu da yatistirip huzura kavusturan bedensel bir mutluluk bir erkegi bir kadina baglayabilir mi?

Boyle bir bagliligin adi ask olur mu?

Ve hangisi daha uzun surer, ask mi bedensel baglilik mi?

Ask, en yakici, en guclu, en siddetli haline basladiktan cok kisa bir sure sonra ulasabiliyor, cok suratli bir sekilde kendi sinirlarina dayaniyor, daha basladiginda gidebilecegi, acilabilecegi cok fazla alan kalmiyor.

Buyuk bir imparatorluk gibi neredeyse butun ruhu ve bedeni kapliyor.

Her duygu gibi hareket etmek, kipirdamak, yeni bicimlere girmek isteyen askin basladiktan bir sure sonra yaptigi her harekette gerilemekten baska bir caresi kalmiyor.

Belki de bu yuzden bir askin ancak “engellendikce” surebilecegini soyluyorlar, o engelin kilitledigi kapinin ardinda yeni bir dunya olduguna duyulan inanc, askin daha buyuyebilecegine inanmasi, surekli olarak mucadele edecegi bir hedefi olmasi onu canli tutuyor, gerilemek yerine hep ileri atilmaya calisiyor.

Geri cekilmesine vakit kalmiyor.

Sevismeler, buyumek ve canli kalmak icin engellere muhtac degil.

Aksine, o, onundeki engeller cekildikce gucleniyor, yarattigi bagimliligi artiriyor.

Cunku, sanilanin aksine sevisme sadece bedenle ilgili bir duygu degil.

Zekayla ve hayal gucuyle de ilgili.

Ve, hayal gucu neredeyse sonsuzdur.

Insanlarin koydugu o kadar cok yasak vardir ki bunlari bedeninizle asmaniz cok zordur ama hayal gucu her yasagi asar, yapilamayacak her seyi, terden gumusi isiklara batmis iki beden hayallerini birlestirerek yapabilir.

Sanirim, iki bedeni sevismenin salincaginda en guclu bicimde sallayan, yasaklari birlikte yok eden ortak hayal gucleridir.

Hayal gucu bedenden de ruhtan da daha guclu ve dayaniklidir, ruhla beden yoruldugunda bile o yorulmaz, aksine surekli olarak kendi diriligini, arzusunu, canliligini ve en karanlik yerlere yolculuk etme istegini bedene ve ruha kabul ettirir.

Seffaf bir karanligin kapladigi gulumsemeleriyle ayni hayalin icinde surekli degisip bir baskasi olarak, bir baskasinin govdesinin bilinmeyen ama sezilen urpertilerini yasayarak, karsisindaki govdenin bicim degistirip bir baskasina donustugunu, bir baskasinin ellerinin kendisine dokundugunu hissederek, cogalip kalabaliklasarak, butun bu degisimi, kalabaligi, tek bir govdeye yuklemek, o govdeye oylesine sonsuz ve tahmin edilemez hazlar verir ki bu hazdan vazgecmek neredeyse imkansizlasir.

Bu, ask midir?

Degildir bence.

Bu, asktan daha gucsuz bir duygu mudur?

Degildir bence.

Bu, aska donusur mu?

Donusebilir.

Peki, asiklar boyle bir sevismeyi yasayabilir mi?

Bunun cevabini tam olarak bilebilmek kolay degil ama ask sahiplenmek isteyen endiselerle, huzursuzluklarla, kuskularla dolu bir duygudur, bu endiseler hayal gucunu surekli yolundan saptirir, bir batakhanede sevisme hayalinin yerine sakin bir evin hayalini tercih eder, sevdiginin govdesini hayalinde bile olsa bir baskasinin govdesi yerine koymaktan cekinir, sevismeleri hayal gucunun sonsuzlugundan belli ve huzurlu bir hayalin sakin sularina cekmeye ugrasir.

Hazzin gucunu azaltabilir ask.

Onun yerine ruhun firtinalarini, ozlemlerini, kendi varligini bir baskasinin varligiyla doldurmanin baska hicbir seyle kiyaslanamayacak olaganustu tecrubesini, bir sureligine de olsa olumun urkutuculugunu yok etmeyi, mutluluk hayallerinin doyumunu, bedeniyle degil ruhuyla dokunmanin sefkatle sehveti harmanlayan zevkini koyar.

Bir hazzi bozar, bir baska haz yaratir.

Bir sevismeden geriye unutulmaz sahneler kalirken, bir asktan geriye unutulmaz duygular kalir.

Asik oldugun biriyle, sanki o asik olmadigin biriymis gibi sevisebilir misin?

Gunduzleri kurdugun mutlu hayaller, geceleri yerini hayal gucunun sonsuzlukta dolasan siddetli degisimlerine birakabilir mi?

Her zaman mucizeler olur.

Sevismeler aski dogurabilir bazen, asklar sevismeleri…

Ve bazen ikisi birlesiverir.

Bunun ne zaman, nerede, nasil olacagini kimse bilemez.

Olup olmayacagini da.

Ama sanirim surekli bunu arariz biz.

Asik oldugumuz biriyle, sanki o asik olmadigimiz biriymis gibi sevismek.

Kaplumbaganin bilmedigi bir istek bu.

Hic aramadigi.

Kafasini cikartip arada bir bana bakiyor.

Onu nar agacinin altinda birakip kalktim.

Onunkinden daha zor hayatimiz, onunkinden daha karmasik.

Ve onunkinden daha zevkli.

Biz onun hic aramadigi bir seyi…

Bir mucizeyi arayarak yasiyoruz.

Ahmet Altan

“Kimseyi kendi olculerinle yargilama, herkesi kendi olculeriyle yargila,”

Ask, seks ve merak



Nar agacinin altinda bir kaplumbagaya rastladim.

Utangac bir yagmur yagiyordu.

Cimenler kaygan bir yesillikle parliyordu.

Kizil misketler gibi dallara asilmis minik narlarin opusecek gibi acilmis catalli uclarinda asili kalmis su damlalari, kirmizi yansimalarla pirildayarak dusmeyi bekliyorlardi.

Cimenlerin ustunde kayan kaplumbaga arada bir fitrattan kirisik boynunu kabugunun disina uzatarak merakla cevresine bakiniyordu.

Durdum.

Kaplumbagaya baktim.

Zorla bir iki adim atti, sanirim beni fark edip durdu, basini icine cekti.

Seyrek damlalarla yagan yagmurun omuzlarimi islatmasina aldirmadan oradaki bir tasa oturdum.

Bu tenha bahcede ikimizden baska kimse yok.

O benden korkuyor, ben onu inceliyorum.

Bana cok caresiz ve onemsiz gozuken bu canlinin bir hayati var.

Ot yiyor, bir yerden bir yere gidiyor, korktuklarindan sakinip hayatta kalmaya ugrasiyor, turunun devamini saglamak icin ciftlesiyor.

Hakkinda bildiklerim bu kadar.

Onun varliginin tabiatin buyuk carklarinin isleyisi acisindan mutlaka bir islevi var.

Benim de var.

Aramizdaki benzerlik de galiba burada bitiyor.

O yaratildigi dunyaya bir katkida bulunmuyor, milyonlarca yildir ayni hayati yasiyor, belli zamanlarda belli amaclarla ciftlesiyor, kaprisleri, ihtiraslari, utangacliklari, zevkleri yok, asik olmuyor, duygusal acilar cekmiyor.

Her davranisini bedeninin ihtiyaclari belirliyor.

Benim turum oyle degil.

Biz yaratiyor, bize verilen hayati bizden sonrakilere mutlaka bir seyler ekleyerek aktariyoruz, hayatimizi bedenimiz kadar duygularimiz da belirliyor, asik oluyoruz, sadece uremek icin degil zevk icin de sevisiyoruz.

Ask, baglanmak, ozlemek, kiskanmak, sahiplenmek, sadakat beklemek gibi duygularimiz oldugu icin kaplumbagalarin ciftlestigi bir dunyada biz sevisiyor ve bu sevismelere bir kaplumbaganin aklina gelmeyecek anlamlar yukluyoruz.

Ruhumuzla tenimiz arasindaki iliskileri hic durmadan kurcaliyoruz.

Kaplumbaga asik olmayi bilmiyor.

Iki kisinin yildiz yagmurlari arasinda bir gunahkar hayalden bir baska gunahkar hayale los bir odada terli bedenleriyle meteor alevleri sacarak dolasmasini, ruhlarini bedenlerinin arzularina teslim etmesini, zihnin bulaniklastikca aydinlanan gizliliklerinde sakli olan isteklerin fisiltilarla paylasilmasini, her seyin mumkun oldugu sihirli vahalarda her agacin altinda baska biri olunmasini, en siddetli yasaklarin en cilgin zevklerle parcalanmasini da bilmiyor.

Bu iki duygudan hangisi daha guclu diye de sormuyor kendisine?

Bunlarin arasinda insanlarin iddia ettikleri kuvvetli baglar var mi diye de sorgulamiyor.

Yuzlerce yildan beri bircok filozof, bircok psikiyatr askin arkasinda sevismenin hayalinin bulundugunu soyluyor.

Ama kimse bundan emin degil.

Hic sevismedigi birine asik olabiliyor insan.

Hic asik olmadigi biriyle de sevisebiliyor.

Ustelik delice asik oldugu biriyle sonuk sevismeler yasayip, hic de asik olmadigi biriyle delice sevisiyor.

Schopenhauer gibi filozoflar, Freud gibi doktorlar askin koklerinde bedensel arzularin izlerini surerken, neredeyse butun kadinlar sevismeyle aski siki baglarla birbirine baglamaya calisirken nasil oluyor da hayat bu iki grubun da iddialarini boylesine sarsici bir bicimde yalanlamaya ugrasiyor?

Freud, ruhun, bedenin arzularini degisik bicimlerde tercume ettigini iddia ederken kadinlar da, bedenin ruhun arzularini ifade etmekte bir arac oldugunu soylemeye yatkin duruyorlar genellikle.

Aslinda kadinlari anlamak daha kolay.

Beden insanlar tarafindan oylesine hakir gorulmus, onun arzulari oylesine asagilanmis ki bir kadin ruhundan bir sey katmadan yalnizca bedeninin isteklerine ayak uydurdugunda butun “erdemini ve namusunu” kaybettigini ogrenerek buyumus.

Binlerce yildir boyle bu.

Bir iki kusakta kolayca degisebilecek bir inanc degil.

Asksiz bir sevismenin, bir kadinin bilincinin gizli bolmelerinde nasil degerlendirildigini, kendisini bundan dolayi farkinda olmadan nasil suclayabilecegini kim bilebilir?

Bir kadin sadece sevismek icin degil ama “o erkekle” sevismek istedigi icin, “o erkegi” sevdigi icin sevistigini dusundugunde, ruhun her zaman affedilmeye hazir istekleri, bedenin her zaman suclanan arzularina kendi damgasini vurmus oluyor, “ask” sevismeyi kutsuyor, onu ruhun erdemli cesmesinde yikayarak yeniden vaftiz ediyor.

Belki de bircok kadin, sevistigi erkege asik olduguna ya da en azindan onu sevdigine kendisini bu yuzden inandiriyor.

Sanirim her kadin, yalniz kaldiginda “Sen aslinda bir orospusun” diyen kotu kalpli bir cadi tasiyor ruhunda ve hic kimseden korkmadigi kadar korkuyor ondan.

Ve surekli olarak onu kandirmaya ugrasiyor.

“Ben sevismekten hoslandigim icin sevismiyorum. Ben onunla sevismekten hoslandigim icin sevisiyorum.”


Acaba iclerindeki suclayan cadiyi kandirabilmek icin sevistikleri bir erkegi sevdiklerine inanan kadinlar, kendi etkilerinde kalarak gercekten de asik olurlar mi sevistiklerine?

Sevisme ya da biraz daha gercekci olarak soylersek, iyi bir sevisme askin kapisini acar mi kadina?

Peki kendi kendine soylenen bir yalandan gercek duygular cikabilir mi?

Eger boyleyse, cinsellikle ask arasinda kuvvetli bir bag kuran Freud en azindan kadinlar konusunda hakli cikabilir.

Ama erkekler…

Onlarin boyle bir cadilari yoktur iclerinde, erdemle sevisme arasinda bir iliski de kurmazlar pek.

Ama onlarin da cok iyi sevistikleri kadinlara baglandiklarini goruyoruz bazen.

Adina ask diyemeyecegimiz bedensel bir arzu, ruhu da yatistirip huzura kavusturan bedensel bir mutluluk bir erkegi bir kadina baglayabilir mi?

Boyle bir bagliligin adi ask olur mu?

Ve hangisi daha uzun surer, ask mi bedensel baglilik mi?

Ask, en yakici, en guclu, en siddetli haline basladiktan cok kisa bir sure sonra ulasabiliyor, cok suratli bir sekilde kendi sinirlarina dayaniyor, daha basladiginda gidebilecegi, acilabilecegi cok fazla alan kalmiyor.

Buyuk bir imparatorluk gibi neredeyse butun ruhu ve bedeni kapliyor.

Her duygu gibi hareket etmek, kipirdamak, yeni bicimlere girmek isteyen askin basladiktan bir sure sonra yaptigi her harekette gerilemekten baska bir caresi kalmiyor.

Belki de bu yuzden bir askin ancak “engellendikce” surebilecegini soyluyorlar, o engelin kilitledigi kapinin ardinda yeni bir dunya olduguna duyulan inanc, askin daha buyuyebilecegine inanmasi, surekli olarak mucadele edecegi bir hedefi olmasi onu canli tutuyor, gerilemek yerine hep ileri atilmaya calisiyor.

Geri cekilmesine vakit kalmiyor.

Sevismeler, buyumek ve canli kalmak icin engellere muhtac degil.

Aksine, o, onundeki engeller cekildikce gucleniyor, yarattigi bagimliligi artiriyor.

Cunku, sanilanin aksine sevisme sadece bedenle ilgili bir duygu degil.

Zekayla ve hayal gucuyle de ilgili.

Ve, hayal gucu neredeyse sonsuzdur.

Insanlarin koydugu o kadar cok yasak vardir ki bunlari bedeninizle asmaniz cok zordur ama hayal gucu her yasagi asar, yapilamayacak her seyi, terden gumusi isiklara batmis iki beden hayallerini birlestirerek yapabilir.

Sanirim, iki bedeni sevismenin salincaginda en guclu bicimde sallayan, yasaklari birlikte yok eden ortak hayal gucleridir.

Hayal gucu bedenden de ruhtan da daha guclu ve dayaniklidir, ruhla beden yoruldugunda bile o yorulmaz, aksine surekli olarak kendi diriligini, arzusunu, canliligini ve en karanlik yerlere yolculuk etme istegini bedene ve ruha kabul ettirir.

Seffaf bir karanligin kapladigi gulumsemeleriyle ayni hayalin icinde surekli degisip bir baskasi olarak, bir baskasinin govdesinin bilinmeyen ama sezilen urpertilerini yasayarak, karsisindaki govdenin bicim degistirip bir baskasina donustugunu, bir baskasinin ellerinin kendisine dokundugunu hissederek, cogalip kalabaliklasarak, butun bu degisimi, kalabaligi, tek bir govdeye yuklemek, o govdeye oylesine sonsuz ve tahmin edilemez hazlar verir ki bu hazdan vazgecmek neredeyse imkansizlasir.

Bu, ask midir?

Degildir bence.

Bu, asktan daha gucsuz bir duygu mudur?

Degildir bence.

Bu, aska donusur mu?

Donusebilir.

Peki, asiklar boyle bir sevismeyi yasayabilir mi?

Bunun cevabini tam olarak bilebilmek kolay degil ama ask sahiplenmek isteyen, endiselerle, huzursuzluklarla, kuskularla dolu bir duygudur, bu endiseler hayal gucunu surekli yolundan saptirir, bir batakhanede sevisme hayalinin yerine sakin bir evin hayalini tercih eder, sevdiginin govdesini hayalinde bile olsa bir baskasinin govdesi yerine koymaktan cekinir, sevismeleri hayal gucunun sonsuzlugundan belli ve huzurlu bir hayalin sakin sularina cekmeye ugrasir.

Hazzin gucunu azaltabilir ask.

Onun yerine ruhun firtinalarini, ozlemlerini, kendi varligini bir baskasinin varligiyla doldurmanin baska hicbir seyle kiyaslanamayacak olaganustu tecrubesini, bir sureligine de olsa olumun urkutuculugunu yok etmeyi, mutluluk hayallerinin doyumunu, bedeniyle degil ruhuyla dokunmanin sefkatle sehveti harmanlayan zevkini koyar.

Bir hazzi bozar, bir baska haz yaratir.

Bir sevismeden geriye unutulmaz sahneler kalirken, bir asktan geriye unutulmaz duygular kalir.

Asik oldugun biriyle, sanki o asik olmadigin biriymis gibi sevisebilir misin?

Gunduzleri kurdugun mutlu hayaller, geceleri yerini hayal gucunun sonsuzlukta dolasan siddetli degisimlerine birakabilir mi?

Her zaman mucizeler olur.

Sevismeler aski dogurabilir bazen, asklar sevismeleri…

Ve bazen ikisi birlesiverir.

Bunun ne zaman, nerede, nasil olacagini kimse bilemez.

Olup olmayacagini da.

Ama sanirim surekli bunu arariz biz.

Asik oldugumuz biriyle, sanki o asik olmadigimiz biriymis gibi sevismek.

Kaplumbaganin bilmedigi bir istek bu.

Hic aramadigi.

Kafasini cikartip arada bir bana bakiyor.

Onu nar agacinin altinda birakip kalktim.

Onunkinden daha zor hayatimiz, onunkinden daha karmasik.

Ve onunkinden daha zevkli.

Biz onun hic aramadigi bir seyi…

Bir mucizeyi arayarak yasiyoruz.
Ahmet Altan
“Kimseyi kendi olculerinle yargilama, herkesi kendi olculeriyle yargila,”
Free Animations for your email - By IncrediMail! Click Here!

__._,_.___

Messages in this topic (1) Reply (via web post) | Start a new topic

Messages | Database


==
*TaKLiT,TaKDiRiN eN SaMiMi iFaDeSiDiR.. BuTuN TaKLiTLeRiMiZe, Te$eKKuRLeRiMiZLe*
http://www.egruplar.com/portal/grup_read.asp?id=155
==
SIKI DoSTLaRiMiZ:
*~* GULBEN ERGEN FANCLUB *~*
www.gulbenergenfanclub.com
GOCEK BOCEGI MUYAT:
groups.yahoo.com/group/hilkat
CANIM KOM$UM YANi:
groups.yahoo.com/group/yanis
DJ TUNCH VE ARKADA$LARIYLA KALITELI EGLENCE:
groups.yahoo.com/group/bahtsizdeve
MAILLERINIZI TIARA’YLA SUSLEYIN:
groups.yahoo.com/group/tiarastags
FIRESTARTER’LA POSTAKUTUNUZ ALEV ALEV:
groups.yahoo.com/group/MissBaby/
groups.yahoo.com/group/SeXium/
groups.yahoo.com/group/YAVRULAR-2
==
Bize katilmak icin funlimited_2002-subscribe@yahoogroups.com adresine bo$ ve konusuz bir mail atin, gelen maili reply edip bi$ey yazmadan gonderin

==
Funlimited sanal alemin garip rekabet ve hirslarindan uzak, uye sayisina degil sadece uyelerine kaliteli ve duzeyli bir ortam sunmaya odakli, internet ortaminda cok sevilen, hep ornek alinan/taklit edilen, interaktif & samimi bir eglence ve payla$im grubudur.. lutfen a$agidaki grup kurallarini dikkate aliniz

*DAHA ONCE BA$KASI TARAFINDAN GONDERILMI$ MAILLER, maillerden yerli yersiz alinmak, terbiye/ho$goru sinirini a$an tarti$malar, toplumun hassas oldugu konularda ki$kirtma ve propaganda, diger yuzlercesinden bir farki olmayan resimler, ic karartici yazilar, ozel gun ve kutlamalarda kuru/birbirinin ayni mesajlar, internette aranabilicek bi$eyi ille gruptan istemek, kaynagi/dogrulugu belirsiz bilgiler burada kabul gormez.

*Esprili/sanatsal erotizm serbest. Konu kismina uyari koyarsaniz istemeyen bu mailleri acmadan silebilir

*Mailiniz yayinlanmami$sa bu maddelerden birine takilmi$tir, lutfen israrci olmayiniz. Grubumuzun tarzi tarti$maya acik degildir, kurallar kimseye ayrica ozel olarak aciklanmayacaktir, sorun cikaranin grupla ili$kisi kesilir

==
Ayrilmak icin katilma i$leminin aynisi $u adrese:
funlimited_2002-unsubscribe@yahoogroups.com
MARKETPLACE

Change settings via the Web (Yahoo! ID required)
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch format to Traditional
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe


Recent Activity

Visit Your Group

Y! Messenger

All together now

Host a free online

conference on IM.

Ads on Yahoo!

Learn more now.

Reach customers

searching for you.

Connect w/Parents

on Yahoo! Groups

Get support and

share information.

.

__,_._,___

faint_grain.jpg

kalem212.jpg

cat_side_en.gif

mutluluk - gülse birsel

> >Yazan: Gülse Birsel > > > > > > > > > >Toplanın, mutluluğun sırrını veriyorum!Bir kere şu ortaya çıktı:Para, > >mutluluk getirmiyor kardeşim!Modern dünya, sadece ‘daha zenginlerin’, ‘daha > >az zenginlerden’ biraz daha mesut olduğunu, bu saadetin de ‘üstünlük’ > >hissinden kaynaklandığını ve uzun sürmediğinikeşfetti!Psikologlar > >’mutluluk’ konusuna takmış durumdalar.Temel ihtiyaçları karşılandığı > >sürece, daha fazla para ekstra birmutluluk getirmiyor.Peki kim, niye mutlu > >oluyor?Time dergisinin son sayısı, birçok bilim adamının bu konuda yaptığı > >araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu alıyor.Mutluluk, bizim > >sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç bağlantılı değil! Para?Hiç alakası > >yok!Eğitim?Hiç etkisi yok!Zekâ?Aynı şekilde! Gençlik?Bilakis!Yaşlıların > >hayattan gençlere göre daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az > >meyilli oldukları kanıtlanmış!Evlilik?Araştırmalara göre, evli insanlar > >bekârlara göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu olmaya > >meyilli insanların evlilikleridaha kolay yürütmesiyle ilgili > >olabilir!Güneşli havalar?Hayır!Amerika’nın bol yağmurlu bölgelerinde > >yaşayanların Kaliforniyalılara göre daha depresif olmadığı kanıtlanmış! > > > >ARKADAÃLAR EN İYİ İLAÇO zaman insanları mutlu eden ne?Bulgulara göre dini > >inanç insanların mutluluğunu artıran önemli bir etkenmiş. İnanan insanlar > >zorluklara karşı daha kolay göğüs geriyor ve dahaiyimser > >oluyorlarmış.Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış!Ahbapları, > >dostları, aileleri ve çevreleriyle daha yakın ve sık ilişki kuran insanlar > >karamsarlıktan uzak kalmak için en etkili formülübulmuşlar.Bu arada, mutlu > >olmak için bir grup psikoloğun kullandığı ‘gün inşa etme’ metodundan > >bahsetmek lazım.Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını > >hatırlayıp, buaktivitenin onların açısından mutluluk düzeyini birden yediye > >kadar işaretliyorlar.Bu test 900 Teksaslı kadında uygulanıyor.Sonuçlar > >ilginç…Bu hanımlar için en çok mutluluk veren ilk beş aktivite,
> >seks,arkadaşlarla sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek yeme! > >Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip ediyor!Tuhaf ama
> >’çocuklarla ilgilenmek’ listenin en altlarında, ev işinin bir sıra üstünde > >yer alıyor!Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak gördüğü > >çocukların, günlük hayatın mutsuzluk sebeplerinden biri olması ilginç!Demek > >ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu etmiyor!Ancak, günlük hayatta > >insanı sinirlendiren, geren, mutsuz eden ufak tefek olaylar, hayatın > >genelinde mutluluk kaynağı olabilirmiş!Sürekli şikayet ettiğiniz stresli > >işiniz, hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin. Psikologların bu > >konuyla ilgili edindiği farklı bir bulgu da:’Sonların gücü’!Sözgelimi, sizi > >çok mutlu eden bir ilişki, son bir haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı > >dolu bir ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o ilişkiyi kötü > >hatırlıyorsunuz!Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerinde test > >edilmiş. Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız edici, > >biraz acılı bir muayenemetodu.Bir grup hastaya standard kolonoskopi > >yapılmış.Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60
> >saniyehareketsiz bırakılmış.Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri > >olduğu için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde, muayenenin sonu 60 > >saniyelik acısız bir zaman dilimiyle bittiğiiçin, ikinci gruptaki hastalar, > >uygulamayı, ilk gruba göre daha azrahatsız edicibulmuşlar!Peki, herkes > >mutlu olabilir mi?1996′da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın > >hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı!Genler > >neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkmakapasitesini, > >depresyon ve endişeye meyili yönlendiriyor!Eğer bir insan genetik olarak > >mutluluğa meyilliyse, başına berbatşeyler de gelse,hatta kaza sonucu bir > >uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eskimutluluk seviyesine ya da ona > >yakın bir noktaya dönebiliyor!> >> > ÇALIÃ, ÃÜKRET SENİN DE OLSUNBütün > >psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var: > >Ãükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre
> >olmak!Ãükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta
> >bunudüzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini > >yerinegetirmekle kalmıyor.Kalifornia Üniversitesi’nin araştırmasına göre > >fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve > >yorgunluğuazaltıyor!İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini > >ziyaret etmek, bir komşuyayardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk > >derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor! Ne para, ne aşk, ne güneş, ne > >gençlik.Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve > >enerjiniziseverek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri.Marangoz > >olsanız da, doktor olsanız da böyle.O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra > >60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, > >istatistikler…Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal > >kitaplarda yazılanları bulmuşlar:Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, > >şükret! > > > > > > > > > > > >MSN Spaces ile web günlüğünüze doğrudan e-posta gönderin. Fıkraları, > >fotoğrafları ve daha fazlasını karşıya yükleyin. Ücretsiz! Ücretsiz! > >_________________________________________________________________ > >Windows Live Messenger’ın için ÜCRETSİZ 30 ifadeyi indir! > >http://www.livemessenger-emoticons.com/tr-tr/ > > _________________________________________________________________

____________________________________________________________________________ Hayalindeki kişiyi gökte ararken nette bul! Mynet Arkadaşım´a abone olmak için hemen tıkla!

Burçlara göre karşı cinsi etkileme yolları

*Karşı Cinsi Nasıl Kontrol Altına Alabilirsiniz?
Burca Uygun Tüyolar
Uzun süredir hoşlandığınız biri var ama hala konuşamadınız, ya da konuştunuz ama kendinizi ifade edemediniz veya ettiniz ama hiç etkili olmadı, işte size karşı cinsi etkilemenin yolları; hangi burç hangi beklentiler içindedir? Nelerden ve kimlerden etkilenir?
KOC ERKEGİ Ona hazır lokma olmayın, uğraştırın, peşinizden koşturun. Her zaman seksi görünün. Ne dediğinizi bilin lider ruhlu davranın.Onunla başedebilecek kadını sever
BOÃA ERKEÃİ Akıllı, bakımlı, hanımefendi olun, hafif seksapele hayır demeyecektir. Bırakın sanatsal konuşmalarını rahatça yapabilsin sizde ilgi alanlarını biraz araştırın
İKİZLER ERKEÃİ Seksi, spor, bakımsız,bakımlı ama mutlaka akıllı kadını sever.Eğlenceliolmaya hızlı hareket etmeye dikkat edin. Yoksa siz start alana kadar o çoktan tatile çıkmıştır.
YENGEÇ ERKEÃİ Akıllı, zarif, duygusal, sevgi dolu, şefkatli, heryerde destek olan alttan alan kadını sever. İnatçı, sabırsız ve maymun iştahlı iseniz aşkınız çok sürmez uzak durun.
ASLAN ERKEÃİ Gösterişli, bakımlı, trendy, abartılı, karizmatik yanında gururla taşıyabileceği, havasını atabileceği kadınları sever. Hemen alışverişe çıkın ve kuaförünüze uğrayın.
BAÃAK ERKEÃİ Bakımlı, hanımefendi, sıcak, düz, abartısız kadınları sever. İddaalı, iddaacı ve inatçı iseniz meydan savaşına hazır olun ve bilin ki ufukta zafer görünmüyor
TERAZİ ERKEÃİ Güzel, estetik, bakımlı, akıllı, entellektüel, sevgi dolu, sevgisini gösteren kadın ideal kadını. Sporcu, Sorbonne mezunu iseniz ve Afrodit’e benziyorsanız durmayın harekete geçin.
AKREP ERKEÃİ Seksi, ateşli, itaate hazır, vefalı, özverili, bilgili mitolojik kadın tipi ilgisini çeker.Çok para harcayan, abartılı bir kadınsanız geçireceğiniz iki günün keyfini çıkarın çünkü çok uzun sürmeyecek
YAY ERKEÃİ Onu eğlendirin, güldürün, gezdirin, aklını meşgul edin, şaka yapın. Asla yalan söylemeyin, asla oyun oynamayın. Sadace iki tüyo, dürüst ve eğlenceli kadını sever
OÃLAK ERKEÃİ Vefalı, bilgili, illede özverili mutlaka özverili, duyarlı, şevkatli, dürüst, planlı dayanıklı kadını sever. Zordur ama Oğlak’a değer
KOVA ERKEÃİ Uçuk, akıllı, entellektüel, trendy hatta tuhaf, merak uyandıran, hümanist, dünyadaki gelişmelere duyarlı, eğlenceli, teknolojiye yatkınsanız tamam Kova’yı kaptınız.
BALIK ERKEÃİ Güzel,bakımlı, estetik, gözleri parlayan, şevkatli, sevgisini vermeye hazır, trendy, kültürlü kadın ideal kadınıdır. Onu her zaman kollayacak destek olacaksanız o da sizinle olacak.
KOÇ KADINI Cesur, atak, bonkör, dürüst davranın. Ãık ve pahalı hediyeleri sever. Hareketli sportif hafta sonu planları ve renkli yemeklerle onu cezbedin.
BOÃA KADINI Olduğunuz gibi davranın, ona güzel sözler söyleyin, hoş parfümler alın, bol bol kültür sanat programı yapın, bonkör olun, güzel bir araba ve lüks bir ev alın yanınızdan ayrılmayacaktır.
İKİZLER KADINI Para harcamayı sevmiyorsanız yanına yaklaşmayın, tek düze bir hayatınız varsa uzak durun. Her zaman şık ve bakımlı görünmeye dikkat edin
YENGEÇ KADINI Sahip çıkan, sevgisini belli eden, hoş, hatırlatıcı armağanlar alan erkekleri tercih eder. Aradığı yaslanacak bir omuzdur.
ASLAN KADINI Gösterişli, kendinden emin, karizmatik, kendi işi olan, bol para harcayan, pahalı hediyeler alan,sürekli iltifat eden biriyseniz ömür boyu sizi bırakmayacaktır
BAÃAK KADINI Zarif, dengeli, bakımlı ve şık, doğaya kültürel faliyetlere önem veren, insan ilişkileri gelişmiş, akıllı erkekleri tercih eder
TERAZİ KADINI Dürüst, zarif, dengeli, bol bol iltifat eden, akıllı, entellektüel, yalan söylemeyen eğitimli tipleri tercih eder.
AKREP KADINI Ateşli, erkeksi, iş sahibi, sahip çıkan, sadık, kültürlü kaba olabilir ama onu ezmeyecek erkek bir de hoşuna gidecek armağanlar alıyorsa birlikte olabilir.
YAY KADINI Eğlenceli, konuşkan, akıllı, entellektüel, sosyal, sportif, doğaya meraklı, felsefeye edebiyata ilgi duyan, her konuda fikri olan dürüst erkekleri tercih eder
OÃLAK KADINI Aileye düşkün, sadık, efendi görünümlü, iş sahibi, erkeksi, çocukları seven, insan sevgisi olan, para kazanmasını bilen, onu hatırlayan erkek onun tipidir
KOVA KADINI Akıllı, uçuk, sosyal, konuşkan, kültürlü her ortama uyum sağlayabilen, bonkör, eğitimli erkekleri sever. Bir de bol bol tatil programı yaparsanız o sizin…
BALIK KADINI Ona her zaman hoş sözler söyleyin yalanda olsa hoşuna gider. Hoş ortamlarda romantik yemekler, kırmızı güller, çikulatalar, renkli haftasonları tam ona göredir*

‘den seks’in faydaları … +18 (c

ASNAFISNEFAYDALARI.ppt