Adamlar CHP’yi de Fiþlemiþler. Çok Güldüm :)
*CHP de fiþlenmiþ.* *Hangisine gülelim: Þaþkýn fiþçilere mi, sadece rakiplerinin fiþlendiðini zannedip - fiþleme olayýna sempatiyle bakan CHP yönetimine mi? :)* ** *Genelkurmay Baþkanlýðý’nýn CHP’yi de fiþlediði ortaya çýktý. Son kitabý “Kod Adý Darbe”de birçok gizli belgeyi yayýnlayan gazeteci Zihni Çakýr, Genelkurmay Ýstihbarat Baþkanlýðý, Ýstihbarata Karþý Koyma (ÝKK) ve Güvenlik Daireleri tarafýndan hazýrlanan bir raporun ayrýntýlarýný yazdý.* ** ** *Ýddiaya göre, Genelkurmay, raporda CHP’yi bölücü faaliyetlere destek vermekle suçlamýþ. Nisan 2000′de hazýrlanan rapor, CHP’nin ‘Halkla Birlikte Çözüm Projesi’ kapsamýnda Doðu ve Güneydoðu Anadolu illerinde yaptýðý toplantý ve kapalý görüþmeleri içeriyor. ‘Gizli’ gizlilik dereceli raporda, CHP’nin HADEP ve ÖDP ile ittifak yapmak istemesine dikkat çekiliyor. Ayrýca genel af, Kürtçe TV ve Kürtçe eðitime destek verdiði, Kürt enstitüsünün kurulmasýný önerdiði, Kürt kimliðinin tanýnmasý ve Kürtçenin anadil olarak kabul edilmesi yönünde çalýþmalar yaptýðý belirtiliyor. * ** *Raporda, dönemin CHP lideri Altan Öymen’in politikalarýnýn altý çiziliyor. Bu çerçevede Merkez Yönetim Kurulu üyesi Algan Hacaloðlu tarafýndan 1 Ocak 2000 tarihi itibarýyla ‘Demokratikleþme ve Doðu-Güneydoðu Anadolu kalkýnmasý temel politikalarý’ adlý çalýþma raporuna da vurgu yapýlmýþ. Parti politikalarý arasýnda yer alan OHAL, özel tim ve koruculuðun kaldýrýlmasý gibi projeler de eleþtiriliyor. Dönemin Genel Baþkan Yardýmcýsý Yaþar Seyman’ýn Güneydoðu illerinde yaptýðý toplantýlara deðiniliyor. Bunun yanýnda partinin Ankara ve Ýstanbul il baþkanlarýnýn, Diyarbakýr il baþkaný ile ayný söylemi kullanmasý “partinin yeni dönemde en önemli özelliði” olarak vurgulanýyor. * ** ***** *Zihni Çakýr, kitabýnda, Uður Mumcu’nun Ýsrail ajanlarý tarafýndan öldürüldüðü iddialarýna dayanak yapýlan MÝT raporunu da yayýnladý. Dönemin MÝT Müsteþarý Sönmez Köksal’ýn imzasýný taþýyan ‘çok gizli’ ibareli rapora göre, Mumcu’yu Ýsrail ajanlarý öldürdü. 2 Þubat 1993 tarihli, 01.789.0879/435 sayýlý raporda, Türkiye’nin dinî yönetime kaymasýný önlemek için, inançlý kesimleri töhmet altýnda býrakmaya yönelik eylemler planlandýðý belirtiliyor. Bu çerçevede Uður Mumcu ve M.Ali Birand’a suikast planlandýðý anlatýlýyor. Ýsrail kaynaklý ve OADNA birliklerinde eðitilmiþ bir timin ülkeye giriþ yaptýðý rapor ediliyor. ABD haber alma servisi CIA denetiminde, Ýsrail kabine görevlisi Haim Barlev kontrolünde, Ýsrail OADNA birliklerinde eðitim gören 6 kiþilik özel timin ‘Hayre’ deniz üssünden botla Türkiye’ye geldiði anlatýlýyor. Mumcu’yu öldüren tim elemanlarýnýn ikinci görevleri için Ýsrail’in Ankara temsilciliðinde bir süre kaldýðý bilgisi var. Çakýr, Köksal’ýn belgeyi doðrulamadýðýný kaydediyor. Ancak ayný belgenin 1993-94 yýllarýnda Meclis Araþtýrma Komisyonu’na da geldiðini hatýrlatarak, “Gerek komisyona gelmesi gerekse o dönem belge ile ilgili kriminal inceleme talebinde bulunulmamýþ olmasý, belgenin doðruluðu üzerinde kanaat oluþmasýna neden olmaktadýr.” ifadesine yer veriyor.*
Basýn
MSN deki tehlike…
*Son günlerde MSN’lerde bilgisayarlarına, virüs bulaÅŸmış kiÅŸi listesinde bulunan kullanıcılardan, bazı televizyon programlarının reklâmının yapıldığı linkler gelmeye baÅŸladı.*
Barkom Bilgi Sistemleri ve Danışmanlık Genel Müdürü Kemal Özer, yaptığı açıklamada, ‘’solucan” olarak da bilinen, arkadaÅŸlık siteleriyle kendisini gösteren bilgisayar virüslerinin, kullanımı son yıllarda hızla yaygınlaÅŸan MSN üzerinden de etkili olduÄŸunu belirtti.
Bu virüslerin, ulaÅŸtıkları bilgisayarın iÅŸleyiÅŸ sistemini bozabildiÄŸini ya da sistemi tamamen çökertebildiÄŸini vurgulayan Özer, ”Bu virüsler, MSN listenizde ekli bir kiÅŸi gibi davranarak size link gönderiyor. İçinde ne olduÄŸunu görmek için link açılmak istendiÄŸinde virüs, sizin de bilgisayarınıza geçmiÅŸ oluyor” dedi.
MSN’nin açıklarından yararlanılarak bilinçli olarak geliÅŸtirilen bu minik virüslerin, bir MSN grubundaki tek bir kullanıcıya eriÅŸmesi durumunda, aynı gruptaki herkese otomatik olarak link göndererek eriÅŸmeye çalıştığını dile getiren Özer, bu virüslerin, televizyon programlarının reklamını yapmak isteyenlerce de bilinçli olarak kullanıldığını belirtti. Zararlı bir yazılım olan virüslerin, ticari bir firmanın ya da televizyon programlarının reklamının yapılması için kullanılmasının masum bir davranış olmadığını dile getiren Özer, ÅŸunları kaydetti:
”Bu istek dışı reklam amaçlı virüs, bilgisayarlara zarar verebileceÄŸi gibi gayri ahlaki sitelere kiÅŸileri yönlendirmektedir. Özellikle çocukların yoÄŸun kullandığı MSN haberleÅŸmesinde bu çirkin yöntemin kullanılması iyi bir reklam çalışması deÄŸildir. Yaklaşık bir aydır MSN kullanıcıları, ‘A televizyon programı ÅŸu saatte ÅŸu konuklarla yayınlanacak’, ‘B dizisinin son bölümü ÅŸu saatte yayınlanacak, kaçırmayın’ veya ‘A ürünü stoklarımızda’ ÅŸeklinde mesajlar gelmeye baÅŸladı. Programlarına izleyici toplamak isteyen kiÅŸilere bu virüs ve solucanların pazarlandığı açıkça görülmektedir. Bu tür virüslerle izleyicilere ulaşılmaya çalışılması, etik olmadığı gibi suçtur.” Özer, yetkili makamlardaki biliÅŸim uzmanlarının bu tür çalışmaların kaynağına eriÅŸmelerinin mümkün olacağını belirterek, bu tür istenmeyen MSN spamlarının engellenmemesi durumunda MSN’nin de bir çöplüğe dönüşebileceÄŸini ve kullanıcıların MSN hesaplarını kapatmak zorunda kalacağını bildirdi. Özer, bu nedenle MSN’nin sahibi Microsoft’un bu açığı acilen kapatması gerektiÄŸini kaydetti.
*SUÇ İŞLEMİŞ DURUMA DÜŞEBİLİRSİNİZ* * *MSN’den gönderilen bu tür mesajların hiç akla getirilmeyen olumsuz sonuçlar da doÄŸurabileceÄŸi uyarısında bulunan Özer, ”Bazen bir arkadaşınızdan gelen ‘lütfen üzerine tıkla’ gibi masum ifadeler yazılı linkleri tıkladığınızda, ekranınızda bir porno sayfası açılabiliyor. Bir porno sitesini ziyaret etmiÅŸ göründüğünüz için de her hangi bir yasal takipte IP numaranızdan tespit edilebilir ve hiç ilginiz yokken suç iÅŸlemiÅŸ duruma düşebilirsiniz. Bu nedenle yüzde yüz emin olmadığınız bir MSN mesajı linkini tıklamayın ya da mesaj kutunuza gönderilen her mesajı açmayın” diye konuÅŸtu. Özer, bilgisayara çeÅŸitli amaçlarla gönderilen MSN’den gönderilen virüslerden kurtulmak için kaliteli bir antivirüs programına sahip olmak, bu antivirüs programını da sürekli güncellemek gerektiÄŸini sözlerine ekledi.
……gizlibahce grubu…… Tanisma
Merhaba, Ben Cem, 39 yaþýndayým, Elektronik mühendisiyim, Ýzmir’de yaþýyorum. Evli olup 8 ve 4 yaþlarýnda iki kýzým var… Günlük koþuþturmacanýn yarattýðý tüm stres ve yorgunluða raðmen sevdiklerimle beraber geçirebileceðim güzel anlarla hayattan zevk almaya çalýþýyorum… Selamlar… Cem Aksoy Product Services Engineer PHILSA - TURKEY Tel : +90-232-850 1369 Fax : +90-232-850 1122 mailto:Cem.Aksoy@pmintl.com
________________________________
From: gizlibahce@yahoogroups.com [mailto:gizlibahce@yahoogroups.com] On Behalf Of Sanal COBAN Sent: Thursday, May 08, 2008 12:05 PM To: gizlibahce@yahoogroups.com Subject: ……gizlibahce grubu…… Tanisma
Arkadaslar merhaba, Forumda kaynasmayi ve dolayisiyla paylasimi arttirmak icin herkes kendisini grupta tanitmasini oneriyorum.
________________________________
Be a better friend, newshound, and know-it-all with Yahoo! Mobile. Try it now.
……gizlibahce grubu…… Tanisma
Selamlar,
Ýstanbul Beylerbeyi’nde yaþýyorum ve Beylerbeyi’nde Emlak ofisim var.
Epeyce uzun bir zamandýr da grup üyesiyim.
Tüm grup üyelerine sevgiler,
Ayþem DALMAN
Retürk Alize Emlak
Acente Sahibi/Broker Owner
Tel : 0216 318 77 77
Cep: 0532 637 78 37
Fax: 0216 422 73 73
www.returk.com.tr
PBu mesajý yazdýrmadan önce çevreye verebileceðiniz zararlarý bir kez daha düþününüz. / Think of the environment once more before printing out this message
_____
From: gizlibahce@yahoogroups.com [mailto:gizlibahce@yahoogroups.com] On Behalf Of banu Sent: Thursday, May 08, 2008 2:14 PM To: gizlibahce@yahoogroups.com Subject: ……gizlibahce grubu…… gizlibahce grubu…… Tanisma
ben banu ankaradan
_____
Be a better friend, newshound, and know-it-all with Yahoo! Mobile. Try it now.
……gizlibahce grubu…… Tanisma
Merhaba,
Ankara’da bir Alýþveriþ Merkezinde Ýþletme Müdürlüðünde çalýþýyorum. Ýki senedir buradayým. Benden önceki arkadaþýmýn üyeliði sayesinde sizleri ve grubu tanýdým. Hergün gelen mailleri takip etmek ve sevdiklerimi saklamak hoþuma gidiyor. Bu yoðun tempoda yüzümü gülümseten sizlere teþekkür ederim. Kadýnlar yaþlarýný söylemekten hoþlanmaz ama 30 yaþýndayým:-)..kedileri çok sevdiðim için onlarla ilgili gelen mailleri özellikle biriktiriyorum:-)…hepinize mutlu bir gün geçirmenizi diliyorum…
_____
From: gizlibahce@yahoogroups.com [mailto:gizlibahce@yahoogroups.com] On Behalf Of Fatih Mehmet Kesim Sent: Thursday, May 08, 2008 1:24 PM To: gizlibahce@yahoogroups.com Subject: Re: ……gizlibahce grubu…… Tanisma
Selamlar… 33 yaþýnda ve muhtemelen bilgisayar baþýnda yaþlanmaya mahkum bi yazýlýmcýyým.. ![]()
Kayseri de sektörel bazda özel yazýlým geliþtirmeleri yapýyoruz…. Uzun süredir grubu zevkle takip ediyordum ama biþeyler yazmak ya da biþeyler göndermek için birilerinin hadi demesi gerekiyormuþ demekki.. Sanal Çobana teþekkürler…
……gizlibahce grubu…… Tanisma
Selamlar… 33 yasinda ve muhtemelen bilgisayar basinda yaslanmaya mahkum bi yazilimciyim..
Kayseri de sektörel bazda özel yazilim gelistirmeleri yapiyoruz… Uzun süredir grubu zevkle takip ediyordum ama biseyler yazmak ya da biseyler göndermek için birilerinin hadi demesi gerekiyormus demekki.. Sanal Çobana tesekkürler…
+/x Büyükler için özel fantezi kulübü !
Büyükler için özel fantezi kulübü
COSPLAY GARDEN: Resimde görülen Kazuki isimli kız Pretty Cure isimli animenin karakterlerinden birisi. Sihirli güçleri olan bir lise öğrencisi HOTEL DAYO ZENİN SYUGO: Osaka’daki bu otelde ekstra 2000 Yen ödeyen müşteri yenilebilir yeÅŸil jelle doldurulmuÅŸ küvette kendisiyle birlikte olacak veya her istediÄŸi karaktere bürünecek bir kadın arkadaÅŸ ediniyor BOKU Nİ MO DEKİTA: Romantik müşteriler sinema salonu ÅŸeklinde dizayn edilmiÅŸ bu salonda seçtikleri kızlarla birlikte film izleyebiliyorlar. Kızlara sarkıntılık etmek tabiî ki mümkün KYOSHİ SHİKKAKU: Yine bir lise fantezi kulübü. Kulübün tamamı kız lisesi ÅŸeklinde. Soyunma odası, jimnastik kulübü, hemÅŸire odası, derslik gibi bir çok bölüm bulunuyor. GAMMO CLUB: Kulüp tamamen bir sorgu odası ÅŸeklinde tasarlanmış. İsteÄŸe göre hücreler de kullanılabiliyor. Kelepçe, spot ışık, aynalı zemin gibi detaylar da unutulmamış. LUCK HOLE: Müşteriler tek yönlü bir aynadan kızlara bakıyorlar. Kızlar müşteriyi görmüyor. Aynanın ortasındaki delikten kızlara dokunabilen müşteriler beÄŸendikleri bir kız olursa ekstra ücret ödüyor QUEEN SOAPLAND: Kawasaki bölgesinde yer alan bu kulüpte promosyon kızı, F1 hostesi ya da pon pon kız ÅŸekline giriyor JUNE BRİDE: Tokyo’nun en ünlü genelevi. Müşteriler 92 bin Yen ödedikten sonra bir gelin seçiyorlar. Müşterilerde damat kıyafeti giyiyor REİJO C’EST BİEN: Kulüp tamamen sınıf ÅŸeklinde tasarlanmış. FahiÅŸeler de lise üniformaları ile çalışıyor. FUSİON: Tokyo’da bir deniz kızı barı. Herkesin giremediÄŸi bu bara giriÅŸ için iÅŸadamları 40 bin Yen ödüyor DENSHA DE GO GO: Kobe’de bulunan genelev, bir tren vagonu ÅŸeklinde dizayn edilmiÅŸ. İsteÄŸe göre 14 kiÅŸinin aynı anda bulunduÄŸu bir vagon beklenebiliyor AİR TOUCH: Burası bir hostes kulübü. Osaka’da yer alan bu kulüpte müşteriler Business Class’ta seyahat edercesine bir alakayla karşılanıyorlar
Bugün Sizi Neler Bekliyor?
Bugün Sizi Neler Bekliyor?
Bugün uydumuz Ay, meraklý, deðiþken ve hareketli Ýkizler burcunda ilerlemeye devam ediyor. Genel olarak bakýldýðýnda iletiþimin ve trafiðin oldukça yoðun olacaðý bir gün yaþanabilir. Bugün ilgi alanlarýmýzýn da çok deðiþken olacaðýný söyleyebiliriz. Zamaný sýnýrsýzca yaþamak isteyebilir ve ayný anda birkaç iþi yapabilecek gücü de kendimizde bulabiliriz. Ay-Neptün, açýsý ise sosyal iliþkiler, toplantýlar, yeni þeyler öðrenmek ya da sevdiklerimizle bir arada olmak için son derece elveriþli ortamlar yaratýyor.
*Burçlarýn bugünkü yorum ve enerji grafikleri için simgelere týklayýn…*
Geçiþ Dönemi"ni kalýcý hale getirmek
Bence de Sayýn Mehmet Barlas’ýn dediði gibi geçiþ dönemini kalýcý hale dönüþtürdük ve bu durum ülkemizi geri býraktý.
Artýk her ne bahasýna olursa olsun siyaset siyasetçilere býrakýlmalýdýr.
Siyaseti daha iyi bilen asker yargýç ya da bürokratlarda iþlerinden istifa edip siyasete girmelidirler.
Bu ülkeyi siyasiler deðil bürokratlar batýrdý ve geri býraktýlar.
Vatanýný seven herkes milletimizin saðduyusuna güvenmeli ve kimlik ve kökenleri bilinmediði halde, üstelik tahkik de edilemeyen kerameti kendinden menkul bürokratlarý kutsayarak milletin baþýna bela etmekten vazgeçmelidirler diye düþünüyorum.
Millet sevgisi millete duyulan saygý ile Vatan sevgisi de o vataný paylaþtýðýmýz vatandaþlarýmýza duyduðumuz saygý ve birlikte yaþama azmi ile orantýlýdýr.
Vatandaþýný adam yerine koymak istemeyen çokbilmiþlerin ileri sürdükleri vataný ve milleti sevmek ve korumak kavramlarý aslýndan ya bizzat kendi çýkarlarýný korumak ya da kendi çýkarýný koruyanlara hizmet etmekte olduklarýnýn delilidir diye düþünüyorum.
Ülkemiz ne zaman belini doðrultmaya baþlasa düþman daima tekmesini bürokratlarýmýzý kullanarak vurmuþ ve ülkemizi yeniden çökertmiþtir.
Aklýmýzý baþýmýza toplamalýyýz.
Selam ve saygýlarýmla
A.D.Þimþek
YAZARLAR MEHMET BARLAS [image: MEHMET BARLAS] Yazýyý Dinle [image: Yazýyý Dinle] [image: Çýktý Al] [image: Yazara e-posta] [image: Yazýyý Gönder] [image: Yazar Arþivi] [image: Ýletiþim] *MB* yaz boþluk býrak mesajýný yaz 4122′ye gönder. SMS: *?*MB BAÞYAZI “Geçiþ Dönemi”ni kalýcý hale getirmek kabul edilebilir mi? Osmanlý ordusuna modern topçu eðitimi vermek için 1820′li yýllarda Ýstanbul’a gelen Von Moltke, devrimci Padiþah 2′nci Mahmut’un bazen gözdesi olan bazen de gözden düþüp Boðaz’daki yalýsýna çekilen bir paþayý anlatýr. Paþa Padiþah’a yakýn olduðu dönemlerde redingot ve fes giyer. Paþa gözden düþüp yalýsýnda inzivaya çekildiði dönemlerde de, baþýnda sarýk, entarisi ile bir sedirde baðdaþ kurup, nargilesini tüttürür. O dönemde *”Devlete* *yakýn* *olmak”* ile *”Padiþah’a* *yakýn* *olmak”* ayný þeylerdir. Cumhuriyet’le padiþahlýk kalmadý. 27 Mayýs askeri darbesine kadar da, *”Devlete* *yakýn* *olmak”* ile * “Ýktidara* *yakýn* *olmak”* ayný þey sanýldý. *”Atatürk’ün* *sofrasý”,* *”Ýnönü’nün* *çevresi”* *veya* *”Menderes’in* * arkadaþlýðý”* insanlar için devlete yakýn olmakla eþ anlamlýydý. 27 Mayýs darbesi ertesinde *”Devlet”*i birden fazla kurumun veya olgunun temsil ettiði anlaþýldý. Zaman geçip yeni darbeler gelince bu duruma bir isim de bulundu.
*Geçiþ* *Dönemi* Askeri müdahale zamanlarýna *”Geçiþ* *Dönemi”* denilmeye baþlanýldý. 12 Eylül’de ikinci kez askeri darbe ile devriliþi ertesinde Süleyman Demirel’le sohbet ederken, *”Üzülmeyin* *bu* *bir* *geçiþ* *dönemi”*dediðimde, Demirel gülmüþ ve þu cevabý vermiþti: *- Asýl* *geçiþ* *dönemi* *bizim* *seçim* *kazanýp* *iktidar* *olduðumuz* * dönemlerdir.* *Biz* *geçiciyiz* *bunlar* *kalýcý.* Þimdi bazýlarý *”Askeri* *müdahaleler* *olmasýn* *diye* *Anayasa* *Mahkemesi * *var”* derken, doðal olarak dünü bugünle karþýlaþtýrmayý denemekteyiz. Yadsýnmasý mümkün olmayan gerçek, Türkiye’de Devlet’in *”iki* *baþlý”*olduðudur. Bu *”Kuvvetler* *Ayrýlýðý”* ndan öteye bir rejim modelidir. 28 Þubat geçiþ döneminde Tansu Çiller, durumu þöyle yorumlamýþtý: *- Seçilmiþ* *iktidarlarýn* *önünde* *Adnan* *Menderes’in* *idam* * sehpasýndaki* *fotoðrafý* *durur.* Türkiye’de idam cezasý, Adnan Menderes’in deðil Abdullah Öcalan’ýn asýlmamasý için kaldýrýldýðýna göre, dýþ konjonktürün iç siyaset üzerindeki etkisini de, bu arada hesaba almamýz gerekiyor. Þimdi dýþ konjonktür, Türkiye’de devletin tek merkezli olmasý ve gerçekten kuvvetler ayrýlýðýna dayalý bir modelin benimsenmesi için, aðýrlýðýný koymakta. Mesela yargý yasama ve yürütmeyi denetleyecek. Ama yargý ne yasamanýn ne de yürütmenin yerine kendini koyabilecek. Siyasi konular Meclis’te ve olmazsa genel seçimlerde karara baðlanacak.
*Ana* *gündem* Türk siyasetinin önümüzdeki dönem gündeminin ana maddesi budur. AK Parti kapatýlsa da, açýk kalsa da ana gündem maddesi bu olacaktýr. Bu sorun çözüme baðlanana kadar herkes bilmeli ki, bir kiþi hakkýnda * “Ýktidara* *yakýn”* yorumu yapýldýðý zaman þu soru hemen sorulmalýdýr: *- Hangi* *iktidara* *yakýn?* Eðer ana muhalefet partisi halktan oy alýp iktidar olmak için çaba göstermek yerine, Meclis’te çýkan her kararý ve kanunu Anayasa Mahkemesi’ne taþýyor ve halktan oy alabilen bir partinin kapatýlmasýný sevinçli bir telaþ içinde bekliyorsa, bu normal bir durum deðildir. Bir siyasi parti kaderini halkýn oyuna deðil de, Anayasa Mahkemesi’ndeki 11 üyenin oyuna baðlayabilir mi? Bir parti hiçbir seçimde iktidar olamayacak ve o partinin oy alýp iktidar olabilen rakipleri de þu ya da bu gerekçelerle her dönemde kapatýlacak.
*Ýki* *yol* Bu durum karþýsýnda AK Parti’nin ve Tayyip Erdoðan’ýn önünde izlenebilecek iki yol var. Birincisi, *”Benim* *oðlum* *bina* *okur,* *döner* *döner* *yine* *okur”*ilkesini ve *”Dön* *baba* *dönelim,* *hacýlara* *gidelim”* modelini benimsemek. *- Böyle* *gelmiþ* *böyle* *gider.* *Devlet* *döver* *de* *sever* *de.* *Ne* *taþkýn* *ol* *asýl,* *ne* *þaþkýn* *ol* *basýl.* *Sabreden* *derviþ* * muradýna* *ermiþ,* diye mýrýldanarak, Boðaz’daki yalýda inzivaya çekilmek ve halkýn yine devreye girmesini beklemek bir yoldur. Ýkinci yol da *”Gerçek* *anayasal* *demokrasi”* için, evrensel kurallarýn artýk Türkiye’de de geçerli olmasýnýn yollarýný açmak. Bu açýdan AK Parti kapatýlsa da açýk kalsa da, bundan sonraki siyaset eskisi gibi olmayacaktýr.
HÂLÂ ANLAMIYORUM…
HÂL ANLAMIYORUM Bir vakitler “Anlamıyorum” diye bir yazı kaleme almıştım. Baktım, üzerinden hayli zaman geçmiş, lakin ben anlama hususunda bir arpa boyu yol katedememişim. Hatta bırakın katetmeyi, daha birçok konuda anlamadığım şeyler kafama doluşmuş da haberim yokmuş. Aslında insan ve toplum gün geçtikçe daha da anlaşılmaz daha da müşevveş hâle geliyor ve bu yüzden üzerinde düşÃ¼nüldükçe kafaların daha da karışması sebepsiz değil. Efendim, benim evveliyetle şikayet ettiğim husus şu oldu bu aralar: İnsanlar, adalet ve eşitlik gibi faziletlerini hızla yitiriyorlar. Huzur ve mutluluk istiyor, bunun için kuralların ihdas edilmesini tabî karşılıyorlar fakat bu kuralları çiğnemekte bir beis görmüyor ve daha fenası, bunlar için yapılan denetimlerden de kendilerinin muaf tutulmasını arzu ediyorlar. Nakliyatla uğraşan en yakın akrabalarımdan birisi, şu an bulunduğum ildeki sıkı trafik denetimlerinden şikayetçiymiş. Bana diyor ki; “Söyle de denetlemesinler.” (Arkadaş beni Emniyet Genel Müdürü ile karıştırıyor herhalde.) Şimdi düşÃ¼nüyorum, böyle bir şeyden şikayetçiyse kaideleri ihlâl eden bazı eksik yahut yanlışların mevcut olduğu ortada. Bir başka yakınım da yine şehrin dışında büyükçe bir mahallede yapılan trafik denetimleriinden dert yanıyor, hem de hakeretâmiz ifadelerle. Neymiş efendim, daha mahallede denetim mi olurmuş, adama sabahleyin daha gözünü açmadan emniyet kemerini takmadı diye ceza mı yazılırmış, işte o ilin polisi çok acımasızmış da mış mış mış… Bir başka gün, düzenli olarak gittiğim spor salonunda pazuları beyinlerinden büyük olan birkaç genç yine trafik polislerden yakınıyor, hem de küfürleri cümlelerin başına itinayla koyarak. Onlara kulak kabartıyorum, polis ceza yazmış, yalnız yine haklı gerekçelerle… Bu örnekleri niye verdim? Eminim siz de etrafınızda bu veya benzeri tutarsız yakınmaları sıkça duyuyorsunuzdur, hatırlatayım diye. Bu nasıl bir mantıktır ki, devletin koyduğu kurallara uymayanlar değil de, onlara uymayanlara ceza verenler bu kadar sitemi, saygısızlığı ve dahası küfrü hakedebiliyor. Devlet sana “emniyet kemerini tak” demişse kendi keyfi için dememiştir herhalde. Zaten devlet öyle “Latif DoğanÂ’la Küstüm Şov” izleyip keyiflenecek somut bir varlık da değil, onu da söyleyeyim unutmadan. Bir Emniyet raporuna göre; “2002 yılında ülkemizde meydana gelen 80.570 ölümlü-yaralanmalı trafik kazası değerlendirildiğinde; sürücülerin emniyet kemeri takılı olan kazalardaki ölüm oranı %3,3 iken, takılı olmayan kazalardaki ölüm oranının %12,2 olduğu tespit edilmiştir. Başka bir değişle ölümlü-yaralanmalı kazalardaki ölüm oranı emniyet kemeri takılmadığı takdirde 4 kat artmaktadır. Emniyet Kemeri Takanların 100 km/s hızına kadar olan kazalarda kurtulma şansı vardır. Emniyet Kemeri takmadan yolculuk edenlerin 20 km/sÂ’den itibaren kaza anında ölme riski vardır.” Dünyanın hemen her medeni ülkesinde devlet, vatandaşını trafikteki olası risklerden muhafaz etmek için böyle kurallar koyar, bu devlet olmanın en doğal icabıdır. Ama bizdeki kadar “kurallar çiğnenmek içindir” kör mantığıyla hareket edip, devletle -deyim yerindeyse- inatlaşıp “Yok arkadaş, ben kemer takmayacağım, ölmek istiyorum.” diyen trafik canavarlarının bu kadar bol olduğu kaç ülke vardır acaba? Ölüm değil de trafik polisi korkusuyla kemer takan ve “Trafik var, kemerini tak!” diyen insanlardan bu mümtaz ülke dışında hangi ülkelerde bulunur, merak ediyorum doğrusu. Devlet istediği kadar kural koysun, Cumhurbaşkanı bile trafik için reklam yıldızı olsun… Boşverin canım siz bu akılla devam edin. Sizi her yanınızda doksan dokuz melek koruyor nasıl olsa, size bir şey olmaz… Bürokraside çalışıyorsanız, hele bir de ileride mühim makamlar işgal etme potansiyeliniz varsa, etrafınızda daha şimdiden çoluk çocuğuna, doğmuşuna doğacağına, dostuna akrabasına yer yapmaya çalışan âkil zatlardan olmaması neredeyse imkansızdır. Bu insanlar yıllarca devleti bir istihdam kapısı olarak gördükleri ama hiç de kendinlerine yardımcı olacak bir “el”e sahip olmadıkları için bu eli kaçırmak istemezler. Ve senden “Ben bir gün olur da böyle insan seçecek bir noktaya geldiğimde tanıdığı, eşimi, dostumu değil de işe ehil olanı, hak edeni tercih etmek isterim.” dediğinizde belli etmezler ama hayalkırıklığına uğrarlar. İsterler ki, başkaları olunca adalet olsun ama söz konusu kendileri ya da türevleriyse kayırmacılık (elin adamı buna “nepotizm” demiş) normal karşılansın. Netice itibariyle devlet hepimizin devleti, yani hepimiz aynı gemide gidiyoruz, unutmayalım. “Her millet layık olduğu devlete sahiptir.” diyen Joseph de Maistre ne kadar da haklı! Geçenlerde ülkemizde hem elim hem de utanç verici bir hadise yaşandı. Sanat dünyasında Pippa Bacca ismiyle tanınan 33 yaşındaki Milanolu sanatçı Giuseppina Pasqualino di Marineo, Gebze yakınlarında ölü bulundu. Üstelik daha yüz kızartıcısı, öldürülmeden önce katili M.K. tarafından tecavüz edildiği de anlaşıldı. Medya günlerce bu konuyu işledi. Hemen herkes olayın bilinen yönleri üzerinde durdu. İşte, ne zaman, nasıl, niçin, kimlerle ülkemize geldiği, nasıl öldürüldüğü vs. Ama neredeyse hiç kimse ülkemizde tecavüz vakalarının neden bu kadar arttığı üzerinde durmadı. Son yıllarda ülkemiz –çok özür diliyorum- minicik bebelere bile tecavüz edilen bir memleket haline gelmişken, ülkemize barış mesajı vermek için gelmiş bir kızcağızın tecavüz edilip katlediği, hemen her gün ülkenin farklı yanından bu tür haberlerin alındığı bir dönemde biz yine cevizin kabuğunda kaldık, yine kabuğu kırıp cevizin içine giremedik. “Ne oluyor bu ülkenin insanına Allah aşkına?” diye soramadık gene. Nasıl bir çelişki içinde olduğumuzu düşÃ¼nebiliyor musunuz? Kızlarımıza “namus” uğruna yapmadığımızı bırakmadık; onları eve hapsettik, okuma haklarını ellerinden aldık, yaşamlarını kabusa döndürdük ama “erkek adam” dediğimiz oğullarımıza hiç toz kondurmadık. DüşÃ¼nün lütfen, bu ülkede kızlarımız gece dışarı çıkamıyor, gündüz tenha yerlerde dolaşamıyor, trafikte sürekli tacize uğruyor, kalabalık mekanlarda bile “avını arayan ayı”ların, gözü dönmüş sapıkların, kurbanı olabiliyorlar ama nedense bunlar toplum olarak hep görmezden geliniyor. DüşÃ¼nün bir kere, BaccaÂ’ya tecavüz edip öldüren M.K. gibi daha kaç tane potansiyel katil ve mütecaviz bu sokaklarda saatli bomba gibi dolaşıyor. Ve daha -Allah korusun- kaç tane kızımız BaccaÂ’nınki gibi akıbetle karşılaşma riskiyle hayatını sürdürüyor bu toplumda? Ama ilginçtir ki biz hep kızlarımızın namus bekçiliğini iyi yaptığımızda meseleyi basit yoldan çözebileceğimizi zannına kapıldık ya da oğlumuza-kızımıza uyguladığımız çifte standartımız bizi böyle düşÃ¼nmeye zorladı. Bir ömür kendi kendimizi kandırdık yani. Bu ülkede örnekleri çoğaltmak o kadar kolay ki, size daha pek çok benzer olayı misal olarak arz edebilirim. Tamam, biz gerçekten fakir bir ülkeyiz, belki yasalarımız da ekonomik gücümüzü aşan, toplumsal karakterimizi zorlayan kurallarla dolu, kabul ediyorum. Ancak bunlar ne adalet ne eşitlik ne de mantıktan ve akılcılıktan ödün vermemizi şart kılmıyor. Yoksa kılıyor mu? Bu memleket artık mantıksız ve dengesiz insanların yuvası olmamalı. Tam da bu noktada kendini çevreye, trafiğe, etiğe ya da en azından birarada yaşama mefkuresine karşı duyarlı hisseden insanlar artık bıkmadan, usanmadan, yorulmadan kendini bir misyoner saymalı ve o yönde çalışmalı. Yaşlısı-genci, kadını-erkeği, yetkilisi-yetkisizinden korkmadan, çekinmeden doğruyu haykırabilmeli, yanlışlar söz konusu olduğunda uyarabilmeli, eleştirebilmeli… İnsanımız yapıcı eleştiriyi ve daha da mühimi özeleştiriyi öğrenmezse ve daha kötüsü belli başlı konularda şuur sahibi olan insanlar da bazı fedakarlıkların altına girmekten kaçınırsa, siz daha çok böyle saçma sapan yazılar okursunuz ve dahi çocuklarınız, torunlarınız da okur korkarım. O yüzden gücümüzün yettiğince elimizi taşın altına koymaktan çekinmeyelim. Emin olun bu, meydanlarda kuru milliyetçilik, vatanseverlik nâraları atmaktan çok daha fazla saygı ve takdiri hak eden bir fedakarlıktır. Daha yaşanabilir bir ülke için… alidoğan / 3 Mayıs 2008
