Baº¹m¹z Sa»olsun
Merhum Akif bize sesleniyor:
Âtiyi karanl¹k görerek azmi b¹rakmak… Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. ©mân¹ olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, “©ki el bir baº içindir.” Davransana… Eller de senin, baº da senindir! His yok, hareket yok, ac¹ yok… Leº mi kesildin? Hayret veriyorsun bana… Sen böyle de»ildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? Âtiyi karanl¹k görüvermekle ap¹ºt¹n? Esbâb¹ elinden atarak ye’se yap¹ºt¹n!
Karº¹nda ziyâ yoksa, sa»¹ndan, ya solundan Tek bir ¹º¹k olsun buluver… Kalma yolundan. Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk! Ey elleri bö»ründe yatan, ºaºk¹n adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayât¹n Varken, hani herkes gibi azminde sebât¹n? Ye’s öyle batakt¹r ki; düºersen bo»ulursun. Ümîde sar¹l s¹ms¹k¹, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaºar hep yaºayanlar; Me’yûs olan¹n rûhunu, vicdân¹n¹ ba»lar Lânetleme bir ukde-i hât¹r ki: çözülmez… En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez! Mâdâm ki alçakl¹»¹ bir, ye’s ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel’un daha çirkin Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman, Nevmid olarak rahmet-i mev’ûd-u Hudâ’dan, Hüsrâna r¹za verme… Çal¹º… Azmi b¹rakma; Kendin yanacaksan bile, evlâd¹n¹ yakma!
Evler tünek olmuº, ötüyor bir sürü baykuº… Sesler de: “Vatan tehlikedeymiº… Bat¹yormuº!” Lâkin, hani, milyonlar¹ örten ºu y¹»¹ndan, Tek kol da demiyor bir taraf¹ndan!
Sâhipsiz olan memleketin batmas¹ hakt¹r; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacakt¹r. Feryâd¹ b¹rak, kendine gel, çünkü zaman dar… U»raº ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulmas¹ me’mûl ise hayk¹r! Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir k¹r! ‘©º bitti… Sebât¹n sonu yoktur!’ deme, y¹lma. Ey millet-i merhûme, sak¹n ye’se kap¹lma.
Mehmet Akif Ersoy 14 Mart 1913
__________________________________________________ Do You Yahoo!? Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around http://mail.yahoo.com
WaLLPaPeR
__._,_.___
______________________________________________________________________
Ne PESPAYE muhabbetler,
Ne REZIL yöneticiler,
Ne CALINTI iletiler,
Ne de DEVSIRILMIS üyeler.
% 100 orjinal
% 100 kalite
% 100 üstün
% 100 TURKCOMIC
______________________________________________________________________
"-ONLARI ANLIYORUM…BENI DEGILSE, KIMI TAKLIT EDECEKLER???" TURKCOMIC
______________________________________________________________________
TurkComic maillerini TurkComic-nomail@yahoogroups.com adresine bos
bir mail atarak mailleri durdurabilirsiniz.
uye olmak icin TurkComic-subscribe@yahoogroups.com adresine bos bir mail atip yahoodan size gelecek maili reply edin.Soru, sorun ve onerilerinizi TurkComic-owner@yahoogroups.com adresine bildirebilirsiniz.
______________________________________________________________________
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch format to Traditional
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe
__,_._,___
Golge Oyunu :)
__._,_.___
______________________________________________________________________
Ne PESPAYE muhabbetler,
Ne REZIL yöneticiler,
Ne CALINTI iletiler,
Ne de DEVSIRILMIS üyeler.
% 100 orjinal
% 100 kalite
% 100 üstün
% 100 TURKCOMIC
______________________________________________________________________
"-ONLARI ANLIYORUM…BENI DEGILSE, KIMI TAKLIT EDECEKLER???" TURKCOMIC
______________________________________________________________________
TurkComic maillerini TurkComic-nomail@yahoogroups.com adresine bos
bir mail atarak mailleri durdurabilirsiniz.
uye olmak icin TurkComic-subscribe@yahoogroups.com adresine bos bir mail atip yahoodan size gelecek maili reply edin.Soru, sorun ve onerilerinizi TurkComic-owner@yahoogroups.com adresine bildirebilirsiniz.
______________________________________________________________________
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch format to Traditional
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe
__,_._,___
*
IRAK sinirina 470 km duvar!!!
Televizyonda terorle ilgili programlari seyrederken herkesin sonuca varmayacak tartismalar icerisinde oldugunu gordum ve aklima bir soru takildi: ” acaba Irak sinirimiz kac km dir? Buraya birseyler yapilamaz MI?” Internette arama yapinca karsima benim dusundugumle ayni paralelde birkac tane yazi cikti. Bir tanesini simdi buraya koyuyorum:
“Türkiye-Irak sınırına, daha doğrusu Türkiye ile Kuzey Irak arasına yüzlerce kilometre uzunluğunda duvar örülecek, Türkiye Kuzey Irak kaynaklı olarak algıladığı güvenlik tehdidini duvarla engellemeyi deneyecek desek her halde şaşkınlıkla karşılanır. O zaman, şaşkınlığı gidermek için bazı bilgiler aktaralım.
Birkaç haftadır İran ordusu Kuzey Irak’ı yoğun olarak bombalıyor. PKK’nın İran uzantısı PJAK mevzilerini vuruyor. Çatışmalar yaşanıyor, sınır köyleri boşaltılıyor. Bağdat ve K. Irak’lı kaynaklara göre, İran saldırılarına parallel biçimde Türkiye de Kuzey Irak’ın bazı bölgelerini bombalıyor. Türkiye ile ilgili iddialar o kadar ileri gitti ki, K. Irak yönetimi Türkiye’nin kimyasal silah kullandığını iddia etti. Aynı iddia DTP temsilcileri tarafından DA dile getirildi. Hem iddiayı gündeme getirenler, hem de bu ağır iddia hakkında soruşturma başlatıldı. ABD Başkanı George Bush’un gizlice Bağdat’a gidişinde, Bağdat yönetimi ve Kürt siyasi temsilciler Türkiye’yi ve İran’ı Bush’a şikayet etti.
Bölgedeki güvenlik karmaşası ve askeri operasyonlara ilişkin en son iddia İran’ın K. Irak’la arasındaki sınır bölgesine duvar örme kararı alması oldu. PJAK sızmalarını önlemek, sınır güvenliğini sağlamak için Hacıumran bölgesindeki sınıra 5 metre yüksekliğinde, 2.5 metre genişliğinde dört kilometrelik duvar örülecekmiş ve çalışmalar başlatılmış. K. Irak otoriteleri, duvar inşasının ve duvarla birlikte oluşturulacak tampon bölge uygulamasının engellenmesini istiyor.
İran’dan sonra Türkiye’nin “duvar projesi†uygulamaya geçer MI? Bu mümkün. Çünkü Türkiye’nin üzerinde çalıştığı proje, öyle dört kilometrelik bir şey değil. Çok daha büyük, pahalı, kapsamlı bir proje. Ãöyle:
Uzunluğu 470 kilometre. Kara Kuvvetleri ile Hava Kuvvetleri’nin ortak çalışması. Öneri Hava Kuvvetleri’nden gelmiş. Bütün sınır boylu boyunca bildiğimiz anlamda duvardan oluşmayacak. Duvar yapılamayan yerlere elektronik ve termal duvar kurulacak. Bütün duvar boyunca normal ve ultraviole kameralar yerleştirilecek. Sıkı bir denetim başlayacak. Deneme panelleri Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Ankara’daki lojistik dairesinde üretiliyor ve denemeler yapıldı. Hava Kuvvetleri’nin uçak hangarları için ürettiği sağlam bloklar şimdi Türkiye-Kuzey Irak sınırı için hazırlanıyor. Projenin toplam maliyetinin 2.3 milyar dolar olduğu belirtiliyor.
Berlin Duvar’ı yıkıldığında, yeni bir dünya ilan edilmişti. Soğuk Savaş döneminin silaha ve güce dayalı korkulu yılları sona ermişti. Adalet, özgürlük, refah öne çıkacaktı. Karşıt kamplar ve ulusal sınırlar arasındaki kalın duvarlar olmayacaktı. Tam tersi oldu. Savaşlar daha DA arttı, kaba güç kullanımı ve işgaller daha DA yaygınlaştı. Yeni bir sömürge dalgası başladı. Etnik çözülmeler, mezhep eksenli ayrışmalar tırmandı. Bütün olumsuzlukların en sert sonuçlar gösterdiği yer hep yaşadığımız coğrafya oldu. Berlin Duvarı’ndan sonra İsrail’in Filistin topraklarını çalmak için inşa ettiği 670 kilometrelik Utanç Duvarı’yla şehirlerin, ülkelerin, milletlerin, ailelerin bölünmesine hız verildi.
Suudi Arabistan, Irak sınırı boyunca, içinde karakollar ve gözlemevleri de bulunan 900 kilometrelik duvar inşa etme kararı aldı. Ben buna “Ãii-Sünni Duvarı†dedim, onlar “Güvenlik Duvarı†dedi. Altı yılda tamamlanacak proje için 12 milyar dolar harcanacak. Irak’taki ABD işgal yönetimi, Bağdat’ı ikiye bölen, Ãiilerle Sünnileri birbirinden ayıran duvar inşasına başladı. 5 kilometre uzunluğunda, 3.6 metre yüksekliğinde bir duvarla Bağdat parçalara ayrılacaktı. Bunun adı DA “Güvenlik Duvarı†oldu.
Afganistan/İran arasında, Lübnan topraklarında, Ürdün/Irak sınırında, Irak’ın orta yerinde yeni duvarlar örülecek….”
(Ibrahim Karagul un yazisindan alintidir)
Arkadaslarimiza gonderelim. Ne kadar cogalirsak, o kadar ses getirebilir bu proje. Siyah kurdeleyle falan olacak isler degil bunlar. Bu olmayacak bir proje degil.
| Televizyonda terorle ilgili programlari seyrederken herkesin sonuca varmayacak tartismalar icerisinde oldugunu gordum ve aklima bir soru takildi: ” acaba Irak sinirimiz kac km dir? Buraya birseyler yapilamaz MI?” Internette arama yapinca karsima benim dusundugumle ayni paralelde birkac tane yazi cikti. Bir tanesini simdi buraya koyuyorum: “Türkiye-Irak sınırına, daha doğrusu Türkiye ile Kuzey Irak arasına yüzlerce kilometre uzunluğunda duvar örülecek, Türkiye Kuzey Irak kaynaklı olarak algıladığı güvenlik tehdidini duvarla engellemeyi deneyecek desek her halde şaşkınlıkla karşılanır. O zaman, şaşkınlığı gidermek için bazı bilgiler aktaralım. Birkaç haftadır İran ordusu Kuzey Irak’ı yoğun olarak bombalıyor. PKK’nın İran uzantısı PJAK mevzilerini vuruyor. Çatışmalar yaşanıyor, sınır köyleri boşaltılıyor. Bağdat ve K. Irak’lı kaynaklara göre, İran saldırılarına parallel biçimde Türkiye de Kuzey Irak’ın bazı bölgelerini bombalıyor. Türkiye ile ilgili iddialar o kadar ileri gitti ki, K. Irak yönetimi Türkiye’nin kimyasal silah kullandığını iddia etti. Aynı iddia DTP temsilcileri tarafından DA dile getirildi. Hem iddiayı gündeme getirenler, hem de bu ağır iddia hakkında soruşturma başlatıldı. ABD Başkanı George Bush’un gizlice Bağdat’a gidişinde, Bağdat yönetimi ve Kürt siyasi temsilciler Türkiye’yi ve İran’ı Bush’a şikayet etti. Bölgedeki güvenlik karmaşası ve askeri operasyonlara ilişkin en son iddia İran’ın K. Irak’la arasındaki sınır bölgesine duvar örme kararı alması oldu. PJAK sızmalarını önlemek, sınır güvenliğini sağlamak için Hacıumran bölgesindeki sınıra 5 metre yüksekliğinde, 2.5 metre genişliğinde dört kilometrelik duvar örülecekmiş ve çalışmalar başlatılmış. K. Irak otoriteleri, duvar inşasının ve duvarla birlikte oluşturulacak tampon bölge uygulamasının engellenmesini istiyor. İran’dan sonra Türkiye’nin “duvar projesi†uygulamaya geçer MI? Bu mümkün. Çünkü Türkiye’nin üzerinde çalıştığı proje, öyle dört kilometrelik bir şey değil. Çok daha büyük, pahalı, kapsamlı bir proje. Ãöyle: Uzunluğu 470 kilometre. Kara Kuvvetleri ile Hava Kuvvetleri’nin ortak çalışması. Öneri Hava Kuvvetleri’nden gelmiş. Bütün sınır boylu boyunca bildiğimiz anlamda duvardan oluşmayacak. Duvar yapılamayan yerlere elektronik ve termal duvar kurulacak. Bütün duvar boyunca normal ve ultraviole kameralar yerleştirilecek. Sıkı bir denetim başlayacak. Deneme panelleri Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Ankara’daki lojistik dairesinde üretiliyor ve denemeler yapıldı. Hava Kuvvetleri’nin uçak hangarları için ürettiği sağlam bloklar şimdi Türkiye-Kuzey Irak sınırı için hazırlanıyor. Projenin toplam maliyetinin 2.3 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Berlin Duvar’ı yıkıldığında, yeni bir dünya ilan edilmişti. Soğuk Savaş döneminin silaha ve güce dayalı korkulu yılları sona ermişti. Adalet, özgürlük, refah öne çıkacaktı. Karşıt kamplar ve ulusal sınırlar arasındaki kalın duvarlar olmayacaktı. Tam tersi oldu. Savaşlar daha DA arttı, kaba güç kullanımı ve işgaller daha DA yaygınlaştı. Yeni bir sömürge dalgası başladı. Etnik çözülmeler, mezhep eksenli ayrışmalar tırmandı. Bütün olumsuzlukların en sert sonuçlar gösterdiği yer hep yaşadığımız coğrafya oldu. Berlin Duvarı’ndan sonra İsrail’in Filistin topraklarını çalmak için inşa ettiği 670 kilometrelik Utanç Duvarı’yla şehirlerin, ülkelerin, milletlerin, ailelerin bölünmesine hız verildi. Suudi Arabistan, Irak sınırı boyunca, içinde karakollar ve gözlemevleri de bulunan 900 kilometrelik duvar inşa etme kararı aldı. Ben buna “Ãii-Sünni Duvarı†dedim, onlar “Güvenlik Duvarı†dedi. Altı yılda tamamlanacak proje için 12 milyar dolar harcanacak. Irak’taki ABD işgal yönetimi, Bağdat’ı ikiye bölen, Ãiilerle Sünnileri birbirinden ayıran duvar inşasına başladı. 5 kilometre uzunluğunda, 3.6 metre yüksekliğinde bir duvarla Bağdat parçalara ayrılacaktı. Bunun adı DA “Güvenlik Duvarı†oldu. Afganistan/İran arasında, Lübnan topraklarında, Ürdün/Irak sınırında, Irak’ın orta yerinde yeni duvarlar örülecek….” (Ibrahim Karagul un yazisindan alintidir) Arkadaslarimiza gonderelim. Ne kadar cogalirsak, o kadar ses getirebilir bu proje. Siyah kurdeleyle falan olacak isler degil bunlar. Bu olmayacak bir proje degil. | ||
| |
__._,_.___
====================
http://www.CanimGrubum.com
HaYaT KiSa, DoLu DoLu Ya$a…
http://groups.yahoo.com/group/canimgrubum
==========
*** CaNiM GRuBuM: Yuzunuzu gulduren, gunluk stresten uzakla$tiran, gune guzel ba$lamanizi ve guzel devam etmesini saglayan, en yeni karikaturler, komik videolar, ilginc/komik fotograflar, evde/i$yerinde oynayacaginiz minik oyunlar, gunluk puzzle, ilginc linkler vs… kisacasi yeni ve kaliteli mesajlarin yayinlandigi EGLeNCe Grubudur… ***
BiZe KaTiLMaK iCiN:
canimgrubum-subscribe@yahoogroups.com adresine ici bo$ ve konusuz bir mesaj gonderin ve yahoogroups’tan gelen konfirme mesajini hic bir degi$iklik yapmadan reply (yanitla) yapiniz. YaHoo iD’si olanlar http://groups.yahoo.com/group/canimgrubum/join linkine tiklayarak uye olabilirler…
*** Grup kurallari, mesaj alma secenekleri, grupla ilgili soru/sorunlariniz icin haftalik olarak posta kutunuza gelen "Lutfen Okuyunuz!" baslikli mesaja bakiniz.
*** Grup Yoneticisine/Moderatorlere ula$mak icin : canimgrubum-owner@yahoogroups.com adresine yaziniz.
*** Bizden ayrilmak icin: canimgrubum-unsubscribe@yahoogroups.com adresine mesaj gonderip, gelen onay mesajini reply yapiniz.
============
Semazemce
http://semazemce.blogspot.com
============
Semazem görmüş, siz de görün.
http://sendegor.blogspot.com
============
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch format to Traditional
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe
__,_._,___
INTERNET DOST MU, DUSMAN MI?
.hmmessage P { margin:0px; padding:0px } body.hmmessage { FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY:Tahoma } .ExternalClass .EC_hmmessage P {padding:0px;} .ExternalClass EC_body.hmmessage {font-size:10pt;font-family:Tahoma;} From: YASEMIN TURAN To: ar_ataer@hotmail.com Subject: internet dostmu düşmanmÃâ€Ã‚± Date: Sun, 21 Oct 2007 18:29:26 +0000
internet dost mu dusman mi?†Uzm. Dr. Gokben HIZLI Kisi Internette yasak olana ulasabilir, risk alip heyecan duyabilir, oyun oynayabilir, tamamen bir baskasinin kimligine burunebilir. Ãâ€Ã‚°nsan yasamina getirdigi kolayligin yani sira verdigi bu haz sebebiyle de Internet giderek daha fazla kisiyi esir alan bir teknolojik tuzak haline gelmektedir. Kuskusuz herkesin “Chat” yapma, bilgisayar oyunu oynama ve Internette gezinme nedeni birbirinden farklidir. Internet iletisim kurmanin kolay bir yoludur, ancak sanal ortamda kurulan iliskiler cogu zaman sahtedir. Sanal ortamda bireyler kendilerini daha kolay ifade edebilirler, taninmak istedikleri gibi davranabilirler. Bireyler uye olduklari gruplar icinde bir yerleri oldugunu hisseder, bu grubun icinde deger gordukleri, onaylandiklari hissi ile daha rahat davranirlar. Internette yuzunu gormedikleri insanlarla dertlesmek daha kolay oldugu icin bireyler daha derin iliskiler kurabilir, gercek hayatta kimseye acamadigi sirlarini anlatabilir. Internette kurulan iliskiler kolay ve risksizdir. Kisinin bu iliskiye duygusal yatirimi az oldugu icin de degeri daha az olan bir iliskidir. Henuz tip literaturune girmemis olsa da Internet bagimliligi bir hastalik kategorisi olma yolunda hizla ilerliyor. Internette cok fazla zaman geciren bireylerin, Internetten uzaklastiklarinda ya da uzaklastirildiklarinda bagimli insanlarda gorulen arama belirtileri gosterdigi giderek daha fazla goruluyor. Internete her girisinde planladigindan daha uzun zaman geciren, diger sosyal aktivitelere ilgisi azalan ya da vakit bulamayan, gercek hayattaki aile ve arkadas iliskileri bozulan, meslek ya da okul hayatindaki islevselligi dusen, Internette gecirdigi zamanla ilgili kendisini savunmak icin yalan soyleme ihtiyaci duymaya baslayan, gece Internette gecirilen zamani uykusundan calan ve ertesi gun yorgun gezen, bu yorgunluga ragmen bir sonraki gece de Internette dolasma gucu bulabilen, cok onemli bir haber beklemedigi halde elektronik posta hesabini kontrol edemedigi gunler sikintili ve tahammulsuz hisseden, bilgisayar basinda gecirdigi uzun saatler sebebiyle sagligi bozulan, saglik sorunlarina ragmen bu tutumuna devam eden Kisiler Internet bagimliligi riski altindadir! Bagimlilik davranisinin ruhsal etkilerinin yani sira uzun sure bilgisayar basinda oturmanin getirdigi bedensel sorunlar da bulunmaktadir. Ornegin klavye ve fare ile ayni hareketlerin saatler boyu tekrarlanmasi ile el bileklerinde sinir sikismasi olabilmekte, kronik uykusuzluk ve bilgisayar basinda gecistirilen ogunler kisiyi gucsuz birakarak hastaliga davetiye cikarmakta, uygun olmayan monitorlerle gozler yorulmakta, saatlerce monitore bakar halde oturma kalici omurga egriliklerine sebep olabilmektedir. Internet bagimliligindan kurtulmak isteyenler gunluk kullanim icin bir sure belirleyip bunun disina cikmamak, bilgisayari aile bireylerinin ortak kullandigi bir alana tasimak, gun icinde Internete girdikleri saatleri degistirmek, sorun cozulemiyorsa bir psikiyatr ya da psikologdan profesyonel yardim alma yoluna gidebilirler. Cocuklari Internette cok zaman gecirdigi icin endiselenen binlerce aile bulunmaktadir. Bu gencler icin Internete girmeyi yasaklamak cozum olmadigi gibi gencin Internet kafeler gibi daha sagliksiz ortamlara yonelmesine sebep olabilecektir. Bu sebeple saat siniri koymak daha uygun olacaktir. Gencin arkadaslari ile Internet disi yollarla iletisim kurmasi ozendirilmelidir. Genclerin bilgisayar ve Internet disinda da hobi gelistirmeleri tesvik edilebilir, aile bu konuda saglikli yasam icin spor yaparak, kendileri icin kitap okuma saatleri belirleyerek gence ornek olabilir. Ayrica gence belirli sorumluluklar verilmeli, aile icindeki isbolumune aktif katilmasi istenmelidir. Interneti muhakkak yenilmesi gereken bir dusman olarak gormek yerine, dozunda ve etkili bicimde kullanildiginda bu cagin tum bilgisine ulasmayi ve ogrenmeyi kolaylastiran faydali bir egitim, iletisim ve eglence araci oldugunu da unutmamak gerekir.
ULKEMIZIN KALKINMASI ICIN BASTA FRANSIZ URUNLERI OLMAK UZERE YABANCI MALLARI ALMAYALIM, 869 BARKODU ILE BASLAYAN TURK MALI KULLANALIM.
__________________________________________________ Do You Yahoo!? Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around http://mail.yahoo.com
KIRMIZI POSTA “Can abi Anneme sen beni götür.. De ki “Bu oğlun Seloşun şehit oldu. Bu vatan için canını verdi.”
MEVLANA “TOREN” FOTOGRAFLARIMI SERGILEMEK ISTIYORUM.. YARDIMCI OLURMUSUNUZ..? TIKLAYINIZ… http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=1038&mid=8373&ItemID=6277&ItemIndex=2 MESAJLAR “KONUSMA ENGELLILER GRUBU” TARAFINDAN GONDERILMEKTEDIR..” OZEL MESAJLARINIZI LUTFEN CAN AKIN mr_canakin@hotmail.com ADRESINE GONDERINIZ…
__________________________________________________ Do You Yahoo!? Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around http://mail.yahoo.com
Nişanlısını genç yaşta kaybeden Giresun’un yitik şairi
MEVLANA FOTOÃÂRAFLARIMIN SERGÃÂLENDÃÂÃÂàGÃÂRESUN “CAN AKENGÃÂN” SANAT GALERÃÂSÃÂNDEN GÖRÜNTÜLER. http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=1038&mid=8373&ItemID=6503&ItemIndex=16 FOTOÃÂRAFLARLA GÃÂRESUN TIKLAYINIZ…
CAN AKIN - GÃÂRESUN CITY Views: 3,237 http://www.youtube.com/watch?v=dxbnP8WsL7s
CAN AKIN - MEVLANA Views: 11,198 Can AKENGiN : Giresun’un yitik şairi
Karadeniz bölgesinin kıyı kesiminde Arda’da dizilen kentlerin kültür kaynakları, birbirine benzer. Samsun belki biraz Anadolu’nun iç kesimlerine dönmüştür yüzünü, ama özellikle Ordu, Giresun ve Trabzon’un kültür tarihine şöyle bir bakıldığında, şaşırtıcı yakınlıklar ve etkilenmeler görülebilir. Cumhuriyet öncesine uzanan tiyatro çalışmaları, çeşitli adlarla etkinlik gösteren kültürel amaçlı dernekler ve spor kulüplerinin en az spor kadar yakın durdukları sanatsal uğraşlar, bu yakınlıkların birkaç örneğidir. Giresun, Trabzon ve Ordu arasında, bu kültür harmanına etkin olarak katılan bir kettir. ÃÂstanbul Darülbedayi kurucularından aktör Raşit Rıza’ nın anılarına göre, ülkemizin ilk şehir tiyatrosu bu kentte kurulmuştur. Raşit Rıza, anılarında, 1908′lerde eşi Suzan Hanımla birlikte bu kentte sahneye çıktığından söz eder. Bilgi Yurdu da Giresun’da Cumhuriyet öncesinde kurulan ve uzun yıllar nice kuşağı; kültürle, sanatla yoğuran bir dernektir. Sonradan Giresunspor adını alacak olan Akın Spor Kulübü de çeşitli sanatsal çalışmalara destek olur. Tüm bu birikimler, Cumhuriyetin atılım yıllarında Halkevi ile ışıltılı bir müzikten resme değin değişik alanlarda katılır bu aydınlanmaya. Bunların bir bölümü bir çıkış yolu bularak, coşkun ırmaklar gibi ulusal alana akarlar; kimisi yerel başarı ile yetinir. Bu ikinciler erken sönen yıldızlardır, bir kuyruklu yıldız belki. Bir an parlayan, çok az kişice görülebilen ve sonsuzlukta yitip giden. Bu sayfalarda böyle nice kuyruklu yıldızın boşlukta çakılı kalan solgun ışığını yakalamaya çalıştık. Bu ayki konuğumuz yine böyle bir kuyruklu yıldız: Giresunlu şair -yazar Can Akengin.
Yaşam öyküsü :
Can Akengin, 1892 yılında Giresun’un Sultan Selim Mahallesinde doğar. Babası Bayazıtoğullarından Mahmut Kaptan, annesi Hürmüz Hanım’dır. Çocukluğunda çevresinde Hacı Ömer ya da Ömer Avni adıyla bilinen -ki gerçek adı budur-Akengin, ÃÂlkokulu kapukahve ÃÂptidaisinde okur. Ortaöğrenimini Kale Camii civarında kurulu bulunan Rüştiye de tamamlar. Liseye ise, çevre il ve ilçelerin diğer gençleri gibi Trabzon Lisesi’nde başlar. Ancak bir yıl sonra ÃÂstanbul’a gider. Bu kentte Osmanlı’nın son yıllarına tanık olur. Lise öğreniminin ardından o zaman ki adıyla Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ne girer. Ancak, 1. Dünya Savaşı’nın ateş topu, nice genç gibi onun da kucağına düşer; okulunu bitiremez. Akrabalarının yerleşmiş olduğu Bursa’ya gider. Yıllarca bu kentte kalacaktır. Çeşitli işlerde çalışır. Bu sırada bütün yaşamını belirleyecek bir duyguyla tanışır: Aşk! Pek çok şiirler yazar, edebiyatın büyülü dünyasını aşkla yaşamaya başlar.¦¦¦ Bursa yıllarında sürekli yazan Akengin’in edebiyatla tanışması daha önceki yıllarına rastlar. 1910′larda “Giresun”, ardından da “Karadeniz” adlı gazetede A. Melih ve Can Akengin adıyla yazılar ve şiirler; “Projektör” imzasıyla gülmece ve eleştiri yazıları yazar. ÃÂlginçtir, bu şiir ve yazılarının bazıları latin harfleriyledir! Bunun nedeni konusunda herhangi bir kayıt yok. Ancak onun ÃÂs tanbul’daki yıllarında, Enver Paşanın bu tür bir çaba içinde olduğu biliniyor. Ola ki, genç şair de bu düşüncenin doğruluğuna inanmış ve denemelerde bulunmuştur. Bu dönemdeki takma adlarından olan Can Akengin, giderek Ömer Avni’nin önüne geçer ve yaşamı boyunca kullanacağı adı olur. Can Akengin yıllar sonra, 1919′da döner Giresun’a. Mütareke günleridir. Bir yandan Karadeniz sularını yaralayan işgalci donanmaları, öte yandan yüzlerce yıllık kardeşliği hançerleyen Rum çetecileri. ÃƒÂşte bu ortamda, Karadeniz bölgesinin her kentinde olduğu gibi Giresun’da da isyanı ateşleyen bir gazete vardır: Işık. Akgengin, şiir, anı, gülmece türünde çeşitli ürünlerle katkıda bulunur gazeteye. Bu çaba dört yıl kadar sürer. 1923, Karadeniz’in bir başka kentinden, Samsun’dan dört yıl önce çakan ilk kıvılcımın, çağdaşlık ateşiyle büyüdüğü yıllardır. Özgür bir yurt vardır artık, kentinden kentine rahatlıkla gidilebilen. Can Akengin de yıllar önce aşık olduğu kıza kavuşmak için, uçarı bir yürekle, Bursa yoluna düşer. Sevdiğiyle evlenecektir. Nişanlanırlar. Ama, kısa bir süre sonra ölür nişanlısı!
“Gökte dönen ak yumaktan Sağlanan gümüş kılaptan ÃƒÂşliyordu enginlere Rüyamsı bir sedef dere Ey bu yatkın, tenha suda Yüzen gölge! kan uykuda Dinlenirken bütün şehir, Uyuşmuşken dağ, taş.. sen, bir Birbu”Can”ı uyanık bil Yelkeni yok, ama mendil Açmış hicran denizinde Ağlar yiten yar izinde Sevinçliyse yolcuların Menziline yetiş, “yar”ın
Nişanlısını yitirmek, Can Akengin’in geleceğe ilişkin bütün düşlerini yıkar. Yaşama küskün bir yürekle döner Giresun’a. Ancak, onun yıkılan düşlerine, yaşama küsmüşlüğüne inat, Giresun, genç Cumhuriyetin yarattığı coşkuyla soluk alıp vermektedir. Akengin de bu küçük kentin önde gelen kültür adamlarındandır. Geri durmak olası mı? Kentin kültür / sanat yaşamının lokomotifi olan Bilgi Yurdu Derneği başkanı olur. Kendini yoğun bir çalışma temposu içinde avutur bir süre. Derneğin özellikle tiyatro etkinliklerinde öne çıkar. Yönetmenlikten dekorculuğa değin her alanda çalışır. Sanatseverlerin yeteneğine yönelen sevgisi giderek komşu kentlere de yayılır. Giresun gazetesinde 1926 yılında yazdığı “Giresun’da Eski Tiyatrolar” adlı anı, onun tiyatro sevgisinin bir göstergesidir:
GÃÂRESUN’DA ESKàTÃÂYATROLAR
Sahne; parterden fışkıran tavandan yanan bir ışık tufanı içinde canlanan peyzajı, can yakan aşüf-tesiyle göz alır, gönül avlarken biz; -Selahattin, Þükrü, ben- yalnız üçüncü mevki ile alakadar olurduk. Onların çoğunu köy bıçkınları teşkil ederdi. Ve, tahta peykelere öyle dik, tuhaf bir dizilişleri… Birbirlerini dürte dirsekliye, eğilip fısıldaştıkları öyle acayip bir ‘gizli işleri vardı ki, bayılırdık. Dilberliği çeşit çeşit boyaların marifeti… Dolgunluğu yığın yığın göğüs vatkalarıyla arşın arşın baldır bantlarının malı olan sahne sürtüklerine dikilen o yağlı bakışların, keskinliği, aç gözlülüğü, hart hart ısırganlığı ne idi, ne idi Yarabbi! (…) Bugün,şimdi bu anda, araya bir çok yılların girmesine rağmen, gözlerimi yummadan onları görebiliyorum ve sinsi, zalim senelerin benden uzaklaştırdığı o saygısız, engin şetaretimle, işte bakınız yine gülüyorum. (…) ÃƒÂşte işte biz, tiyatroyu böyle biliyorduk. Ve bunun için, siz muharrirler bu fikirleri tashih etmelisiniz. (…) Efendiler, tiyatro bizim bildiğimiz nesne değildir. Aktör ve aktristler bizim tanıdığımız serseri heriflere, sürtük karılara katiyyen benzemezler. Frenk illerinde mektep gibi, mabet gibi tiyatro da muhteremdir. Tiyatro binaları belediye binalarından daha muhteşem, belediyelerin tiyatro tahsisatı, bir çok hükümetlerin bütçesinden daha üstündür. Prensler, krallar aktörlerin dostluklarıyla iftihar ederler. Onları sofralarında sağlarına alırlar, resimlerini salonlarının göze çarpacak yerine asarlar, kartvizitlerini albümlerinin ÃÂlk sahifelerine iliştirirler.” Bir süre sonra Bilgi Yurdu Derneği’nin etkinlikleri tavsamaya başlar. Ancak bu birikimden bir sanat dergisi doğar: ÃÂZLER. Derginin öncülerinden biri de Can Akengin’dir. Derginin çıkışını bir yazısında şöyle anlatıyor: “(…) Biz Cebelihırayı (Çankaya) tercüme edenlerden… Vatana ve yaradana yarayıcı olmak için ant içenlerdeniz. Bulutlara basıp yükselen ak saçlı yaylalarımızın üstündeki şu derin berraklığa bak! Yüce Türk çini karlarının bulduğu ve en loş dehlizlerde bile, için için yanan Türk mavisine bak… işte bu ilahi renk dünyayı kamaştıran bir kudretle Çankaya’da ikizleşip çafcınca asırlardan beri yollarını kayıp eden Türk gençliği mefkureyi gördüler. Mefkureyi gören ona gönül bağlayan gençlerden üç arkadaş, Cemil, Hüseyin, NurÃÂahmet ve ben, mecmuamızı ana vatana layık bir şekle koymak, onun dertlerini, onun iyilik ve güzellik izlerini kucaklayıp dağıtmak için yola çıktık. (…) ÃÂzler için ÃÂç Anadolu’ya gidiyorduk: Þebin Karahisar, Alucra, Su Þehri, Zara, Hafik, Sivas, Yenihan, Tokat, Turhal, Amasya, Merzifon, Havza, Kavak ve … nihayet Samsun’dan yığın yığın hicranlarla döndük. Þimdi üç arkadaş bu güzel ve çok faydalı seyahatimizi başladığı yerde Işık yurdunda düğümlerken övünüyor, seviniyoruz. Çünkü, güzide arkadaşlarımız, vakitleri ve samimi alakaları ve masamızı dolduran olgun, özlü yazılarıyla yüzümüzü güldürdüler. Daha geniş, daha şümullü bir programla Anadolu’nun biricik mecmuası olmaya azmeden ÃÂZLER, hepsine hürmet, her birerlerine teşekkürler sunar.” ÃÂzler dergisine dört elle sarılan Can Akengin, romantizm, çılgınlık ve karamsarlığı birarada harmanlayan yüreğinin çağrısına uyarak bir süre sonra Giresun’u terkeder. Ancak yolu gurbete değildir bu kez. Ya da yüreğinin gurbetine düşer yolu. köylere çekilir. Giresun Halkevi tarafından sanatçının anısına yayımlanan “Can Akengin - Þiirler- Nesirler” adlı kitapta, onun kenti terkedişi şu tümcelerle anlatılır:”Çok hassas bir mizacı olduğundan, karışık meseleleri ve ihtirasları olan şehir insanlarından uzak bir yaşantıyı seçmiş, genellikle Giresun’un iç kazaları olan Þebinkarahisar ve Alucra’da, kâh han odalarında, kâh bir değirmenin bendine bakan çile odasında, çoğunlukla yalnız, bazen ‘dağlılar’ dediği ve içten adamlar olarak ayırdığı köylülerle hemhal olarak ömrünü sürdürmeyi tercih etmiştir.”
“GURBET ÃÂÇÃÂNDE
Vardıkça eşi yok beldeye gönlüm Unutur, aldırmaz adam tipiyim Koparken dostlardan… hep neye gönlüm Sen yetim gibisin? ben hor gibiyim? Kuş olup gövdemi göklere salsam Fındıktanfilizlenen sonlama olsam Köyünde dolaşsam, kentinde kalsam Bu gurbet ÃÂçinde ben kor gibiyim.
AÞlNA DAÃÂLAR
Gelen dağlar, sırt sırta… Geçen dağlar kolkola Dediler: Ey tedirgin! Yine mi düştün yola? Yetti, dedim, o Baküs sofrasındaki mola Daha bin kez kahırlar, kıranlar aşılacak, Bağrımın bir andı var: başla savaşılacak. Dağlar gibi sırt sırta… dağlar gibi kol kola
Can Akengin, yaşamını bundan sonra genellikle köylerde, derbeder bir biçimde sürdürür. Zaman zaman Giresun’a ziyarete gelen sanatçı; spor kulüplerinde, Halkevi’nde toplanan gençlerle söyleşir, şiirlerini okur ve ardından bir efsane gibi yine dağlara döner. 31 Ağustos 1942′de tedavi için götürüldüğü ÃÂstanbul’da yaşama veda eder. Giresun’da Yeni Mezarlıkta gömülür. Dostları, mezar taşına yalnızca iki dizesini kazıyarak, yaşamının anlamını özetlerler: “Asıl gücüme giden Ayrılmaktır sevgiden”
Sanatı :
Can Akengin’in ölümünden birkaç yıl sonra Giresun’a gelen şair Behçet Necatigil, arkada şlarından onun şiirlerini dinler. Onunla ilgili yayımlanacak kitabın düzenlenmesine yardımcı olur. Aynı günler Giresun Halkevi’nin yayın organı olan AKSU’da (cilt 5, sayı 52, Ağustos 1948) bir yazı yayımlar. ÃÂki bölümden oluşan “Can Akengin ve Eseri Hakkında Düşünceler” başlıklı yazının ikinci bölümünde, Akengin’in sanatçı kişiliğini irdeler: “Sanatkarın kendisini şiirlerinde malüm şekiller içinde yeni bir ruh sokmuş ve nesirlerinde bir realite içinde yıllarca kaynaştıktan sonra ruhta kendiliğinden doğacak köşeleri göstermiş gördüm. Kuvvetli bir etofun zinde bir yaşama sevgisinin beslediği bu ruh; şiirlerinde ‘hecenin beş şairi’ grubun muak-kipliğine (devamı) ceyyit bir ses sokmakla tebarüz ediyor. (…) Aşkın, yalnızlığın, tabiatın ve her şeyden önce elden kaçmış günlerin telkiniyle mustarip, fakat kuvvetlidir. (…) Can, kafiye ve vezin düşkünlüğünden kurtulsaydı bugünkü şiirimizin tabii deyişine yaklaşacaktı diyebilirim. Can, bir bakıma devrinin tesirine esir kalmış, ruhunun hürriyetine serbest ifadeyi reva görmemiştir. Þiirlerinde ve bazı nesirlerinde kendini kamufle etmeyi bir tenezzül saydığını gördüm. ÃÂnsanlığın bütün çehresini, bazen çirkinlikleriyle göstermekten çekinmiyordu. Belki bu lekeli tarafları bile haliyle veriştir ki; okuyucuya, yanlış anlaşılmayacağını bilerek kendini tamamen teslim etmiştir ki, Can’ı bütün bütün sevmemizi sağlıyor. Nesirleri içinde Servetifünuncuların, hele Halit Ziya ve Mehmet Rauf edasıyla yazılmış bir hayli yazı mevcut. (…) Ahmet Rasim’deki münakkahiyet ve enstantaneciliği kendi intibaklarına kuvvetle tatbik etmiş olan Çan’ın hususi nesri, kendini asıl böyle yerli yazılarda belli ediyor.” Behçet NecatigiÃÂl’in de belirttiği gibi, Can Akengin hemen bütün şiirlerinde hece Ölçüsüne ve uyağa sıkı sıkıya bağlı kalır. “Bir Çotanak”, “Paryanın Türküsü”, “Çakıl Toplayan Deli” gibi birkaç şiirinde ölçüden uzaklaşmayı yeğler, ama uyaklı söyleyişten ayrılmaz:
ÇAKIL TOPLAYAN DELÃÂ
ller tutarsız gönlümü hayalinle sara, yamaya Kıyıdan Taş toplayarak gidiyorum kıyıdan Batlama’ya Vapursuz limanda dönen martı hıçkırıkları Nemli kumsalda saman mırıkları Mercan kırıkları Yamaçlarda, tepelerde dağlarda Ürperdi, tiftiklendi Tutuşan batının kızıl havı Ve göklerin suya vuran tavı Can Akengin’in şiirlerine tema olarak seçtiği konuların başında genellikle kadınlar gelir. Kadın sevgilidir; ama çevresinde “hicran” halesiyle gezerler. Aşk kadar ayrılığı da büyütürler güzellikleriyle. Þairin kadınlara bakışında ortaya çıkan acı ve mutsuzluk, hiç kuşkusuz yitirdiği nişanlısının unutula mayışından kaynaklanmaktadır. Þairin sık sık kullandığı bir tema da doğadır. Özellikle deniz, dağlar ve akşam saatleri! Doğanın derin bir gözlemcilikle betimlenerek şiire sokulması, başarılı dizelerin de kaynağıdır:
KÖYDE BÃÂR AKÞAM Sönüyorken uzaklarda kıpkırmızı bir güneş Dönüyordu tarlalardan erkek, kadın birer eş Irmaklardan gümüş gibi şakırdayan bu sular Akıyordu birleşerek değirmene öteden Can Akengin şiirlerinde eleştiriye de sıkça yer verir. Bu eleştiriler genellikle toplumsal konulara ve yanlış insanlara yöneliktir. Yergi alanında gözle görülür bir başarıya ulaşan şairin dizeleri birden o romantizmini, yumuşaklığını yitirir, öfkeyle dolar:
AYNADAKÃÂNE Halkçı mı otlakçı mı? ben de bilmem necisin Tos vurana tas veren adamların çeçisin* Ne dümendeki dayı, ne de bir hamlecisin Ey dosta dünden çömez, düşküne imecesin
BÃÂR ANTRAK Devran ne düzenli oyun Belli belirsizdir eki Saydığına, deme “soyun” Tiksindirir içindeki Ağa çalar, ırgat oynar Sahne kızgın saç üstüdür Isa denlü yüreğin var Ey Can, yerin haç üstüdür
Hakkında yazılanlar
Can Akengin’in 1942′de ölümünden sonra Giresunlu dostları, saptayabildikleri şiirlerini ve gazete yazılarını bir araya getirerek bir kitap yayımlarlar. Çeşitli yıllarda da Giresun Halkevi’nin AKSU adlı yayın organında dostları ve tanıştığı sanatçılar onun hakkında çeşitli anılar ve yazılar yayımlarlar: “Can, hissin zincirlerini en sağlam bir şekilde kavramakla birlikte aynı zamanda lisanın züppelik taraflarına kaçanlardan da değildir. O, Türkçeyi en uygun şekilde telaffuz eden, kullanan ve ona layık olduğu yeri veren bir şairdir. On beş yıl önceki Can’dan dinlediklerimizi bugünkü cereyanlar önünde ilk safa sıralananlar arasında görmekle bugünkü Can’ın evvelki Can’la hiç de farklı olmadığını mükemmel bir surette seçebiliyoruz.” Enver Ko-nanç. “E. Cem (Eflatun Cem Güney) aynı zamanda Giresun’umuzun en sevdiği bir şair siması olan rahmetli Can Akengin’le de tanışmış, bana söylediğine göre, Can’ın neşretmekte olduğu bir dergide bundan 20 - 25 sene kadar önce şiirler yayımlamıştır. Gezgin ruhlu Can, bir gezisinde Sivas’a uğradığı zaman orada, E. Cem Bey’in folklorla uğraştığını “Canımız ÃÂçin: Yazan: Behçet Kemal Çağlar Aylar varki yazı masamın bir ucunda turuncu bir kitap du-ruyor. Üstünde çok sevdiğim bir şair arkadaşın resmi. Bana hem bir sanat değerini, hem bir arkadaşlık vefasını hatırlatıyor. Saim. Bozbağ’ın Ölen şair arkadaşı Can. Ahenginin şiirlerinden meydana getirdiği kitap . . (*) Yıllarca ev-vel, bir güzel yaz günü, Yeşil Giresun’a kavuşmuştum. Bir iki gün içinde Giresun tabiatı ve Giresun dostluğu beni bağrına bası vermişti. Hakkı Mahir, Nuri Çimşid, Saim Bozbağ. .. Hemen kaynaşı vermiştik. bir akşam Giresun’un Kalesinden eş-sîz akşamını seyre çıkarken Saim Hozbağ, bana ilk defa Can’dan bahsetmiş ondan bazı mısralar okumuş, hayatını anlatmıştı: Aşıklığı şairliğinden, şairliği aşıklığından üstün, görülüyordu. Hem şair ve aşık olmağa, hem uslu, mazlum şehirde pineklemek onun kârı değildi. O, ruhunun cihadını tamamlamak için dağlara düşmüştü. Aiucradatti bir kulübede konaklıyor, değirmen arklarında yıkanıyor, arada bir Giresun’a gelip göğnünden kopan mısraları dostlarının hafızasına emanet edip gidiyordu. Bîr gün kendisini de tanıdım. ÃÂri, güzel bir yüzü, koyu, biraz kıvırcık saçları, cefa ile çizgilenmiş geniş bir alnı vardı. Susup gülerken de konuşuyor, bakıp konuşurken de susuyordu. Anasından sair doğmuş insanlardandı. Başkasının güzel bulduğu şiirlerini öy- duyuyor ve çıkarmakta olduğu bir dergi için yazı hususunda yardımda bulunmasını istiyor. O da bunun üzerine ona birkaç şiir vermiş imiş. Ve ondan sonra bir daha da Can Bey’le görüşmek nasip olmamış. Eflatun Bey, bu hatırayı naklederken Can için: ‘Ateşli, halkiyatla uğraşan bir gençti.’ demişti. Ve Çan’ın şiirlerinden kendisine okuduğum zaman da: ‘Bu ve bunun gibi Anadolu’nun gerçek değerlerini ortaya çıkaracak münekkitler bizde yetişinceye kadar hazineler çok kimselere saklı kalacaktır.’ diye yerin-mişti.” M. Mustafa Çaldağ. “Giresun’a gelmeden önce Can Akengin’i bilmiyordum, bu benim kabahatim. Giresun’da ölümünden altı yıl sonra, şahsiyetinin her cephesiyle onu yaşayan bir insan gibi tanıdım. Bu tanımadan çok memnunum.” Behçet Necatigil. “… Muhitte efsaneleşen hayalı, bazılarının belki hoşuna gitmiyor ve hor görülüyordu- Bunlar, şairi anlayamayan ve maddi düşünen kimseler olabilir. Halbuki maddi bakımdan bir Can zaten yaşamıyordu. O, maddesiyle bir hiç, fakat ruhiyle büyük bir sanatkardı. Ve denilebilir ki, tamamen manevi bir alemde yaşıyordu. Onun kalbine erişip de hayranı olmamak bence mümkün değidir. (…) O, dünyada hırs ve cahtan tecerrüd eden, aşk, his ve sanat gibi en ince maddelerden kurulmuş tahtı üstünde senelerce hüküm sürmüş bir kudretti. Þimdi ise çok özlediği ebedi hayatı yaşamaktadır.” Muzaffer Akgün (Lüleburgaz Yargıcı). “Giresun tarihine ‘Ref’i'den sonra karışan Akengin Can, bize milli şiirin mahalli ifadelerle çerçevelediği orijinal örneklerini sundu. Milli vezin daha bizde hakim değilken o yazıyor ve kalem tecrübelerini yapıyordu. Fakat o zaman muhafazakar bir zümre onun yazılarını ‘Bir handei istihza’ ile karşılıyorlardı. Çünkü onlar, Can’ın görüş ve duyuşuna ulaşamamışlardı.”
Rahmi Korkut Öğütçü. “… Bir akşam Giresun’un kalesinden eşsiz akşamını seyre çıkarken, Saim Bozbağ, bana ilk defa Can’dan bahsetmiş, ondan bazı mısralar okumuş, hayatını anlatmıştı. Aşıklığı şairliğinden, şairliği aşıklığından üstün görülüyordu. Hem şair ve aşık olmaya, hem uslu, mazlum şehirde pineklemek onun kârı değildi. O, ruhunun cihadını tamamlamak için dağlara düşmüştü. Alucra’daki bir kulübede konaklıyor, değirmen arklarında yıkanıyor, arada bir Giresun’a gelip göğnünden kopan mısraları dostlarının hafızasına emanet edip gidiyordu. Bir gün kendisini de tanıdım. ÃÂri, güzel bir yüzü, koyu, biraz kıvırcık saçları, cefa ile çizgilenmiş geniş bir alnı vardı. Susup gülerken de konuşuyor, bakıp konuşurken de susuyordu. Anasından şair doğmuş insanlardandı. (…) Kendi tabiriyle (tışının dört ucunu sele vermiş) bir kalenderdi. Genç yaşında kaybettiği sevgilisine yanıyor, dağların karlarına yanan başını dayıyor, eski volkanların kraterlerinde biriken göllerde serinliyordu. (…) Sanatkarı tek kelimeyle tarif etmeye kalksak ‘tedirgin’den daha iyi kelime bulamayız. Can bir tedirgindi. Gönlünün havasına uymakla kalmamış, göğnü ile sözbirliği edip başıyla savaş açmıştı. Bu savaşta öldü. ‘Þehidi bade’ olan eski şairler vardır; bu, ondan ziyade ‘şehidi aşktır. Kendini kalenderliğe fazla bırakmasa, sanatına coşkunluk kadar ölçü de koymağa vakit bulabilseydi, bir büyük şair olacaktır. Ne yapsam, onun için soğuk kanlı bir tenkit yazmama, ukalaca hükümler vermeme imkan yok. Onu Giresun’la birlikte, Giresun dostları arasında her zaman sevecek ve anacağım.” Behçet Kemal Çağlar. Þiirlerinden ve düzyazılarından örnekler EY DOST Ruh: Özde nur, gözde menşur, kadehte şuur Dimyat Çin’de… Yeter rinde evindeki bulgur Kanıp gerçek bezme gelmek dilersen ey dost, Aynayı kır, takvimi yırt, saati durdur. BÃÂR YOLCUDAN Dama attım hırs pabucunu Sele verdim dışın ben dört ucunu Gönlümle girinip gurbet hurcunu Dağlılar içinde iç’imi yaptım Kalsam da bu yolda kemikle deri Hiç vahlamam… çünkü bir derbederim Yoğura yoğura küçük feneri Güneşten güçlünün biçimi yaptım BÃÂR YOLCUYA Yürü… yürü yoruldukça dayan için için vınlayan telgraf direklerine Onların fincan fincan eklerine Uydursan da adımlarını Yine bulamazsın yarını, Kal iyisi mi En kesimi: Kal bu handa Yâr değil, yurt değil, salt mezar var Yarından bu yana ASIL GÜCÜME GÃÂDEN Sağlıyorsa ne gam Dermanım yumak gibi. Ben ölümden hiç korkmam: Ölüm yumak gibi Değerlidir, tatlıdır. Ölüler sıhhatlidir Asıl gücüme giden Ayrılmaktır sevgiden Demem bir can için, hık Tanrım, ona el sürme! Burda hiç uzlaşmadık Orda olsun küstürme Çözmeyelim bu suçu Sana varıyor ucu Diledin dünya çattın Yoklan bizi yarattın Bunlar… belki de iyi Fakat niçin sevgiyi Senden büyük yarattın? Sağlıyorsa ne gam, Dermanım yumak gibi Ben ölümden hiç korkmam, Ölüm uyumak gibi. Değerlidir, tatlıdır, Kadavra sıhhatlidir Asıl gücüme giden Ayrılmaktır sevgiden GÃÂRESUN TERENNÜM EDÃÂYOR Kızgın ufuklar soğumuştu. Yıldızlar; güneşin (eskin iğneli ziyasiyle kamaşan, görünmeyen gözerini şurda, burda, tek tük açıyorlardı. ‘Kaldırımda’ çabuk çabuk giden güvezi yazma, mendili şişkin bir adamdan başka kimse yoktu. Her fırtınada örnek değiştiren kumsal, zarif, seyrek oymalarını çevire çize, sandalsız, tenha, yorgun uzanıyor; ‘Ali Bey Konağı’ harabesinde dirsek verip ‘Pa-şadede’de şöyle, bir fatihalık meksediyor. Sonra hafif, rüyamsı bir dönemeçle ‘Çıtlakkale’ içlerine doğru serilip eriyordu. Deniz bir göl hamuru donukluğu ile renksiz ve hareketsizdi. ‘Batlama’ koyunda kabara genişleye ‘Boztekke’ sırtlarını yığıp yaptıktan sonra ‘Þehitlik’ yamaçlarının ulu ağaçlarıyla sorguçlanarak ‘Dikmen’ otağını kurduktan sonra dünyanın hiçbir yerine nasip olmayan güzellikler, kavranılmaz inceliklerle ‘Ayvası!1 burnunda tükenen emsalsiz dekordan, şiir, mana sil-linmiş; acem sitampleri gibi gölgesiz, ölgün susuyordu. (…) Masallarda methini işittiğimiz iri, şahane mücevherler gibi, sihirli mavimtrak kıvılcımlarla ışıldayan akşam yıldızı kadar yalnız, bu ak benekli suskun tepelere o derece yakındı ki: Korkmuyor mu? Üşümüyor mu? diye, elimde olmayarak düşündüm. Baktım ki, hicran… Benim, bunca senedir hâlâ bir isim bulup da veremediğim irsi, şifasız hicranım yine damla damla sızmağa, sızıldamağa başlıyor, hemen döndüm. Limanda vapur vardı. ÃÂskele kaynaşıyor, karıncalanıyor, çarşı, kovanlar gibi uğul-duyordu… Pencereleri şen elektrik ışıklariyle perdeli, yüksek kargir hanlardan uc veren hakal katarları bu ılık akşam posarığında yassı, tıklım tıklım çuvallariyle, hiç görülmemiş bir halata benziyordu. (…) Tavşan kulaklı, tıknaz çaparlar da kendilerine bu fındık çuvallarından nisbetsiz güverteler kurarak birer birer, bodur bodur açılıyordu. Bir ışık-buhar sağnağı halinde takırdayan dev cüsseli frenk vapuruna rampa olup boca etmek için… Hamalların, yüke, yorgunluğa kafa tutan sırnaşık yarenliklerine hayran olarak… Mavunacıların en çetin hamlelere bile bana mısın demeyen kalaşlı, yakamozlu şakalarına imrenerek, bilmem ne kadar dolaştım. (…) Evet, Giresun’un şu göz alan, gönül avlayan güzelliklerini sezmek için, sezip de anlatamamak, kelimelerin kifayetsizliğinden, yavanlığından üzülmek, tıkanmak için uzun seneler ondan ayrı düşmek, hasretini çekmek lâzımdı. Yad ellerde kızgın, düşman çemberle kuşatılmış seneler… Hayata, haysiyete saldıran rnedetsiz, çaresiz istila seneleri geçirdiniz mi? Vapur ilanlarında ‘Giresun’ ismi geçtikçe sevgiliden bahsedilmiş gibi sarardığınız demler oldu mu? Söyleyiniz, söyleyiniz… Sayısına parmaklarınızın yetişemediği kadar çok, gurbet yıllarını, tahammül dağlayan sıla hummalanyla yana içlene geçirdiğinizi hatırlayabiliyor musunuz? ÃƒÂşte ey okuyucu, benim şu anda neler hissettiğimi, nasıl heyecanlarla kendimden geçtiğimi anlamak için bütün bu ateşler, bütün bu acılarla kıvranmış olmak, yıpranmış olmak lazımdır.” (1926) CAN AKIN
MEVLANA “TOREN” FOTOGRAFLARIMI SERGILEMEK ISTIYORUM.. YARDIMCI OLURMUSUNUZ..? TIKLAYINIZ… http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=1038&mid=8373&ItemID=6277&ItemIndex=2 MESAJLAR “KONUSMA ENGELLILER GRUBU” TARAFINDAN GONDERILMEKTEDIR..” OZEL MESAJLARINIZI LUTFEN CAN AKIN mr_canakin@hotmail.com ADRESINE GONDERINIZ…
__________________________________________________ Do You Yahoo!? Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around http://mail.yahoo.com
