Warning: mb_strtolower() [function.mb-strtolower]: Unknown encoding "" in /mnt/local/home/nurierdem/iskenderiye.net/wp-content/plugins/WP-SEO-Master/modules/seo-master.php on line 175
Gece | İskenderiye.net

Nişanlısını genç yaşta kaybeden Giresun’un yitik şairi

MEVLANA FOTOÃÂRAFLARIMIN SERGÃÂLENDÃÂÃÂàGÃÂRESUN “CAN AKENGÃÂN” SANAT GALERÃÂSÃÂNDEN GÖRÜNTÜLER. http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=1038&mid=8373&ItemID=6503&ItemIndex=16 FOTOÃÂRAFLARLA GÃÂRESUN TIKLAYINIZ…
CAN AKIN - GÃÂRESUN CITY Views: 3,237 http://www.youtube.com/watch?v=dxbnP8WsL7s
CAN AKIN - MEVLANA Views: 11,198 Can AKENGiN : Giresun’un yitik şairi
Karadeniz bölgesinin kıyı kesiminde Arda’da dizilen kentlerin kültür kaynakları, birbirine benzer. Samsun belki biraz Anadolu’nun iç kesimlerine dönmüştür yüzünü, ama özellikle Ordu, Giresun ve Trabzon’un kültür tarihine şöyle bir bakıldığında, şaşırtıcı yakınlıklar ve etkilenmeler görülebilir. Cumhuriyet öncesine uzanan tiyatro çalışmaları, çeşitli adlarla etkinlik gösteren kültürel amaçlı dernekler ve spor kulüplerinin en az spor kadar yakın durdukları sanatsal uğraşlar, bu yakınlıkların birkaç örneğidir. Giresun, Trabzon ve Ordu arasında, bu kültür harmanına etkin olarak katılan bir kettir. ÃÂstanbul Darülbedayi kurucularından aktör Raşit Rıza’ nın anılarına göre, ülkemizin ilk şehir tiyatrosu bu kentte kurulmuştur. Raşit Rıza, anılarında, 1908′lerde eşi Suzan Hanımla birlikte bu kentte sahneye çıktığından söz eder. Bilgi Yurdu da Giresun’da Cumhuriyet öncesinde kurulan ve uzun yıllar nice kuşağı; kültürle, sanatla yoğuran bir dernektir. Sonradan Giresunspor adını alacak olan Akın Spor Kulübü de çeşitli sanatsal çalışmalara destek olur. Tüm bu birikimler, Cumhuriyetin atılım yıllarında Halkevi ile ışıltılı bir müzikten resme değin değişik alanlarda katılır bu aydınlanmaya. Bunların bir bölümü bir çıkış yolu bularak, coşkun ırmaklar gibi ulusal alana akarlar; kimisi yerel başarı ile yetinir. Bu ikinciler erken sönen yıldızlardır, bir kuyruklu yıldız belki. Bir an parlayan, çok az kişice görülebilen ve sonsuzlukta yitip giden. Bu sayfalarda böyle nice kuyruklu yıldızın boşlukta çakılı kalan solgun ışığını yakalamaya çalıştık. Bu ayki konuğumuz yine böyle bir kuyruklu yıldız: Giresunlu şair -yazar Can Akengin.
Yaşam öyküsü :
Can Akengin, 1892 yılında Giresun’un Sultan Selim Mahallesinde doğar. Babası Bayazıtoğullarından Mahmut Kaptan, annesi Hürmüz Hanım’dır. Çocukluğunda çevresinde Hacı Ömer ya da Ömer Avni adıyla bilinen -ki gerçek adı budur-Akengin, ÃÂlkokulu kapukahve ÃÂptidaisinde okur. Ortaöğrenimini Kale Camii civarında kurulu bulunan Rüştiye de tamamlar. Liseye ise, çevre il ve ilçelerin diğer gençleri gibi Trabzon Lisesi’nde başlar. Ancak bir yıl sonra ÃÂstanbul’a gider. Bu kentte Osmanlı’nın son yıllarına tanık olur. Lise öğreniminin ardından o zaman ki adıyla Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ne girer. Ancak, 1. Dünya Savaşı’nın ateş topu, nice genç gibi onun da kucağına düşer; okulunu bitiremez. Akrabalarının yerleşmiş olduğu Bursa’ya gider. Yıllarca bu kentte kalacaktır. Çeşitli işlerde çalışır. Bu sırada bütün yaşamını belirleyecek bir duyguyla tanışır: Aşk! Pek çok şiirler yazar, edebiyatın büyülü dünyasını aşkla yaşamaya başlar.¦¦¦ Bursa yıllarında sürekli yazan Akengin’in edebiyatla tanışması daha önceki yıllarına rastlar. 1910′larda “Giresun”, ardından da “Karadeniz” adlı gazetede A. Melih ve Can Akengin adıyla yazılar ve şiirler; “Projektör” imzasıyla gülmece ve eleştiri yazıları yazar. ÃÂlginçtir, bu şiir ve yazılarının bazıları latin harfleriyledir! Bunun nedeni konusunda herhangi bir kayıt yok. Ancak onun ÃÂs tanbul’daki yıllarında, Enver Paşanın bu tür bir çaba içinde olduğu biliniyor. Ola ki, genç şair de bu düşüncenin doğruluğuna inanmış ve denemelerde bulunmuştur. Bu dönemdeki takma adlarından olan Can Akengin, giderek Ömer Avni’nin önüne geçer ve yaşamı boyunca kullanacağı adı olur. Can Akengin yıllar sonra, 1919′da döner Giresun’a. Mütareke günleridir. Bir yandan Karadeniz sularını yaralayan işgalci donanmaları, öte yandan yüzlerce yıllık kardeşliği hançerleyen Rum çetecileri. ÃƒÂşte bu ortamda, Karadeniz bölgesinin her kentinde olduğu gibi Giresun’da da isyanı ateşleyen bir gazete vardır: Işık. Akgengin, şiir, anı, gülmece türünde çeşitli ürünlerle katkıda bulunur gazeteye. Bu çaba dört yıl kadar sürer. 1923, Karadeniz’in bir başka kentinden, Samsun’dan dört yıl önce çakan ilk kıvılcımın, çağdaşlık ateşiyle büyüdüğü yıllardır. Özgür bir yurt vardır artık, kentinden kentine rahatlıkla gidilebilen. Can Akengin de yıllar önce aşık olduğu kıza kavuşmak için, uçarı bir yürekle, Bursa yoluna düşer. Sevdiğiyle evlenecektir. Nişanlanırlar. Ama, kısa bir süre sonra ölür nişanlısı!
“Gökte dönen ak yumaktan Sağlanan gümüş kılaptan ÃƒÂşliyordu enginlere Rüyamsı bir sedef dere Ey bu yatkın, tenha suda Yüzen gölge! kan uykuda Dinlenirken bütün şehir, Uyuşmuşken dağ, taş.. sen, bir Birbu”Can”ı uyanık bil Yelkeni yok, ama mendil Açmış hicran denizinde Ağlar yiten yar izinde Sevinçliyse yolcuların Menziline yetiş, “yar”ın
Nişanlısını yitirmek, Can Akengin’in geleceğe ilişkin bütün düşlerini yıkar. Yaşama küskün bir yürekle döner Giresun’a. Ancak, onun yıkılan düşlerine, yaşama küsmüşlüğüne inat, Giresun, genç Cumhuriyetin yarattığı coşkuyla soluk alıp vermektedir. Akengin de bu küçük kentin önde gelen kültür adamlarındandır. Geri durmak olası mı? Kentin kültür / sanat yaşamının lokomotifi olan Bilgi Yurdu Derneği başkanı olur. Kendini yoğun bir çalışma temposu içinde avutur bir süre. Derneğin özellikle tiyatro etkinliklerinde öne çıkar. Yönetmenlikten dekorculuğa değin her alanda çalışır. Sanatseverlerin yeteneğine yönelen sevgisi giderek komşu kentlere de yayılır. Giresun gazetesinde 1926 yılında yazdığı “Giresun’da Eski Tiyatrolar” adlı anı, onun tiyatro sevgisinin bir göstergesidir:
GÃÂRESUN’DA ESKàTÃÂYATROLAR
Sahne; parterden fışkıran tavandan yanan bir ışık tufanı içinde canlanan peyzajı, can yakan aşüf-tesiyle göz alır, gönül avlarken biz; -Selahattin, Þükrü, ben- yalnız üçüncü mevki ile alakadar olurduk. Onların çoğunu köy bıçkınları teşkil ederdi. Ve, tahta peykelere öyle dik, tuhaf bir dizilişleri… Birbirlerini dürte dirsekliye, eğilip fısıldaştıkları öyle acayip bir ‘gizli işleri vardı ki, bayılırdık. Dilberliği çeşit çeşit boyaların marifeti… Dolgunluğu yığın yığın göğüs vatkalarıyla arşın arşın baldır bantlarının malı olan sahne sürtüklerine dikilen o yağlı bakışların, keskinliği, aç gözlülüğü, hart hart ısırganlığı ne idi, ne idi Yarabbi! (…) Bugün,şimdi bu anda, araya bir çok yılların girmesine rağmen, gözlerimi yummadan onları görebiliyorum ve sinsi, zalim senelerin benden uzaklaştırdığı o saygısız, engin şetaretimle, işte bakınız yine gülüyorum. (…) ÃƒÂşte işte biz, tiyatroyu böyle biliyorduk. Ve bunun için, siz muharrirler bu fikirleri tashih etmelisiniz. (…) Efendiler, tiyatro bizim bildiğimiz nesne değildir. Aktör ve aktristler bizim tanıdığımız serseri heriflere, sürtük karılara katiyyen benzemezler. Frenk illerinde mektep gibi, mabet gibi tiyatro da muhteremdir. Tiyatro binaları belediye binalarından daha muhteşem, belediyelerin tiyatro tahsisatı, bir çok hükümetlerin bütçesinden daha üstündür. Prensler, krallar aktörlerin dostluklarıyla iftihar ederler. Onları sofralarında sağlarına alırlar, resimlerini salonlarının göze çarpacak yerine asarlar, kartvizitlerini albümlerinin ÃÂlk sahifelerine iliştirirler.” Bir süre sonra Bilgi Yurdu Derneği’nin etkinlikleri tavsamaya başlar. Ancak bu birikimden bir sanat dergisi doğar: ÃÂZLER. Derginin öncülerinden biri de Can Akengin’dir. Derginin çıkışını bir yazısında şöyle anlatıyor: “(…) Biz Cebelihırayı (Çankaya) tercüme edenlerden… Vatana ve yaradana yarayıcı olmak için ant içenlerdeniz. Bulutlara basıp yükselen ak saçlı yaylalarımızın üstündeki şu derin berraklığa bak! Yüce Türk çini karlarının bulduğu ve en loş dehlizlerde bile, için için yanan Türk mavisine bak… işte bu ilahi renk dünyayı kamaştıran bir kudretle Çankaya’da ikizleşip çafcınca asırlardan beri yollarını kayıp eden Türk gençliği mefkureyi gördüler. Mefkureyi gören ona gönül bağlayan gençlerden üç arkadaş, Cemil, Hüseyin, NurÃÂahmet ve ben, mecmuamızı ana vatana layık bir şekle koymak, onun dertlerini, onun iyilik ve güzellik izlerini kucaklayıp dağıtmak için yola çıktık. (…) ÃÂzler için ÃÂç Anadolu’ya gidiyorduk: Þebin Karahisar, Alucra, Su Þehri, Zara, Hafik, Sivas, Yenihan, Tokat, Turhal, Amasya, Merzifon, Havza, Kavak ve … nihayet Samsun’dan yığın yığın hicranlarla döndük. Þimdi üç arkadaş bu güzel ve çok faydalı seyahatimizi başladığı yerde Işık yurdunda düğümlerken övünüyor, seviniyoruz. Çünkü, güzide arkadaşlarımız, vakitleri ve samimi alakaları ve masamızı dolduran olgun, özlü yazılarıyla yüzümüzü güldürdüler. Daha geniş, daha şümullü bir programla Anadolu’nun biricik mecmuası olmaya azmeden ÃÂZLER, hepsine hürmet, her birerlerine teşekkürler sunar.” ÃÂzler dergisine dört elle sarılan Can Akengin, romantizm, çılgınlık ve karamsarlığı birarada harmanlayan yüreğinin çağrısına uyarak bir süre sonra Giresun’u terkeder. Ancak yolu gurbete değildir bu kez. Ya da yüreğinin gurbetine düşer yolu. köylere çekilir. Giresun Halkevi tarafından sanatçının anısına yayımlanan “Can Akengin - Þiirler- Nesirler” adlı kitapta, onun kenti terkedişi şu tümcelerle anlatılır:”Çok hassas bir mizacı olduğundan, karışık meseleleri ve ihtirasları olan şehir insanlarından uzak bir yaşantıyı seçmiş, genellikle Giresun’un iç kazaları olan Þebinkarahisar ve Alucra’da, kâh han odalarında, kâh bir değirmenin bendine bakan çile odasında, çoğunlukla yalnız, bazen ‘dağlılar’ dediği ve içten adamlar olarak ayırdığı köylülerle hemhal olarak ömrünü sürdürmeyi tercih etmiştir.”
“GURBET ÃÂÇÃÂNDE
Vardıkça eşi yok beldeye gönlüm Unutur, aldırmaz adam tipiyim Koparken dostlardan… hep neye gönlüm Sen yetim gibisin? ben hor gibiyim? Kuş olup gövdemi göklere salsam Fındıktanfilizlenen sonlama olsam Köyünde dolaşsam, kentinde kalsam Bu gurbet ÃÂçinde ben kor gibiyim.
AÞlNA DAÃÂLAR
Gelen dağlar, sırt sırta… Geçen dağlar kolkola Dediler: Ey tedirgin! Yine mi düştün yola? Yetti, dedim, o Baküs sofrasındaki mola Daha bin kez kahırlar, kıranlar aşılacak, Bağrımın bir andı var: başla savaşılacak. Dağlar gibi sırt sırta… dağlar gibi kol kola
Can Akengin, yaşamını bundan sonra genellikle köylerde, derbeder bir biçimde sürdürür. Zaman zaman Giresun’a ziyarete gelen sanatçı; spor kulüplerinde, Halkevi’nde toplanan gençlerle söyleşir, şiirlerini okur ve ardından bir efsane gibi yine dağlara döner. 31 Ağustos 1942′de tedavi için götürüldüğü ÃÂstanbul’da yaşama veda eder. Giresun’da Yeni Mezarlıkta gömülür. Dostları, mezar taşına yalnızca iki dizesini kazıyarak, yaşamının anlamını özetlerler: “Asıl gücüme giden Ayrılmaktır sevgiden”
Sanatı :
Can Akengin’in ölümünden birkaç yıl sonra Giresun’a gelen şair Behçet Necatigil, arkada şlarından onun şiirlerini dinler. Onunla ilgili yayımlanacak kitabın düzenlenmesine yardımcı olur. Aynı günler Giresun Halkevi’nin yayın organı olan AKSU’da (cilt 5, sayı 52, Ağustos 1948) bir yazı yayımlar. ÃÂki bölümden oluşan “Can Akengin ve Eseri Hakkında Düşünceler” başlıklı yazının ikinci bölümünde, Akengin’in sanatçı kişiliğini irdeler: “Sanatkarın kendisini şiirlerinde malüm şekiller içinde yeni bir ruh sokmuş ve nesirlerinde bir realite içinde yıllarca kaynaştıktan sonra ruhta kendiliğinden doğacak köşeleri göstermiş gördüm. Kuvvetli bir etofun zinde bir yaşama sevgisinin beslediği bu ruh; şiirlerinde ‘hecenin beş şairi’ grubun muak-kipliğine (devamı) ceyyit bir ses sokmakla tebarüz ediyor. (…) Aşkın, yalnızlığın, tabiatın ve her şeyden önce elden kaçmış günlerin telkiniyle mustarip, fakat kuvvetlidir. (…) Can, kafiye ve vezin düşkünlüğünden kurtulsaydı bugünkü şiirimizin tabii deyişine yaklaşacaktı diyebilirim. Can, bir bakıma devrinin tesirine esir kalmış, ruhunun hürriyetine serbest ifadeyi reva görmemiştir. Þiirlerinde ve bazı nesirlerinde kendini kamufle etmeyi bir tenezzül saydığını gördüm. ÃÂnsanlığın bütün çehresini, bazen çirkinlikleriyle göstermekten çekinmiyordu. Belki bu lekeli tarafları bile haliyle veriştir ki; okuyucuya, yanlış anlaşılmayacağını bilerek kendini tamamen teslim etmiştir ki, Can’ı bütün bütün sevmemizi sağlıyor. Nesirleri içinde Servetifünuncuların, hele Halit Ziya ve Mehmet Rauf edasıyla yazılmış bir hayli yazı mevcut. (…) Ahmet Rasim’deki münakkahiyet ve enstantaneciliği kendi intibaklarına kuvvetle tatbik etmiş olan Çan’ın hususi nesri, kendini asıl böyle yerli yazılarda belli ediyor.” Behçet NecatigiÃÂl’in de belirttiği gibi, Can Akengin hemen bütün şiirlerinde hece Ölçüsüne ve uyağa sıkı sıkıya bağlı kalır. “Bir Çotanak”, “Paryanın Türküsü”, “Çakıl Toplayan Deli” gibi birkaç şiirinde ölçüden uzaklaşmayı yeğler, ama uyaklı söyleyişten ayrılmaz:
ÇAKIL TOPLAYAN DELÃÂ
ller tutarsız gönlümü hayalinle sara, yamaya Kıyıdan Taş toplayarak gidiyorum kıyıdan Batlama’ya Vapursuz limanda dönen martı hıçkırıkları Nemli kumsalda saman mırıkları Mercan kırıkları Yamaçlarda, tepelerde dağlarda Ürperdi, tiftiklendi Tutuşan batının kızıl havı Ve göklerin suya vuran tavı Can Akengin’in şiirlerine tema olarak seçtiği konuların başında genellikle kadınlar gelir. Kadın sevgilidir; ama çevresinde “hicran” halesiyle gezerler. Aşk kadar ayrılığı da büyütürler güzellikleriyle. Þairin kadınlara bakışında ortaya çıkan acı ve mutsuzluk, hiç kuşkusuz yitirdiği nişanlısının unutula mayışından kaynaklanmaktadır. Þairin sık sık kullandığı bir tema da doğadır. Özellikle deniz, dağlar ve akşam saatleri! Doğanın derin bir gözlemcilikle betimlenerek şiire sokulması, başarılı dizelerin de kaynağıdır:
KÖYDE BÃÂR AKÞAM Sönüyorken uzaklarda kıpkırmızı bir güneş Dönüyordu tarlalardan erkek, kadın birer eş Irmaklardan gümüş gibi şakırdayan bu sular Akıyordu birleşerek değirmene öteden Can Akengin şiirlerinde eleştiriye de sıkça yer verir. Bu eleştiriler genellikle toplumsal konulara ve yanlış insanlara yöneliktir. Yergi alanında gözle görülür bir başarıya ulaşan şairin dizeleri birden o romantizmini, yumuşaklığını yitirir, öfkeyle dolar:
AYNADAKÃÂNE Halkçı mı otlakçı mı? ben de bilmem necisin Tos vurana tas veren adamların çeçisin* Ne dümendeki dayı, ne de bir hamlecisin Ey dosta dünden çömez, düşküne imecesin
BÃÂR ANTRAK Devran ne düzenli oyun Belli belirsizdir eki Saydığına, deme “soyun” Tiksindirir içindeki Ağa çalar, ırgat oynar Sahne kızgın saç üstüdür Isa denlü yüreğin var Ey Can, yerin haç üstüdür
Hakkında yazılanlar
Can Akengin’in 1942′de ölümünden sonra Giresunlu dostları, saptayabildikleri şiirlerini ve gazete yazılarını bir araya getirerek bir kitap yayımlarlar. Çeşitli yıllarda da Giresun Halkevi’nin AKSU adlı yayın organında dostları ve tanıştığı sanatçılar onun hakkında çeşitli anılar ve yazılar yayımlarlar: “Can, hissin zincirlerini en sağlam bir şekilde kavramakla birlikte aynı zamanda lisanın züppelik taraflarına kaçanlardan da değildir. O, Türkçeyi en uygun şekilde telaffuz eden, kullanan ve ona layık olduğu yeri veren bir şairdir. On beş yıl önceki Can’dan dinlediklerimizi bugünkü cereyanlar önünde ilk safa sıralananlar arasında görmekle bugünkü Can’ın evvelki Can’la hiç de farklı olmadığını mükemmel bir surette seçebiliyoruz.” Enver Ko-nanç. “E. Cem (Eflatun Cem Güney) aynı zamanda Giresun’umuzun en sevdiği bir şair siması olan rahmetli Can Akengin’le de tanışmış, bana söylediğine göre, Can’ın neşretmekte olduğu bir dergide bundan 20 - 25 sene kadar önce şiirler yayımlamıştır. Gezgin ruhlu Can, bir gezisinde Sivas’a uğradığı zaman orada, E. Cem Bey’in folklorla uğraştığını “Canımız ÃÂçin: Yazan: Behçet Kemal Çağlar Aylar varki yazı masamın bir ucunda turuncu bir kitap du-ruyor. Üstünde çok sevdiğim bir şair arkadaşın resmi. Bana hem bir sanat değerini, hem bir arkadaşlık vefasını hatırlatıyor. Saim. Bozbağ’ın Ölen şair arkadaşı Can. Ahenginin şiirlerinden meydana getirdiği kitap . . (*) Yıllarca ev-vel, bir güzel yaz günü, Yeşil Giresun’a kavuşmuştum. Bir iki gün içinde Giresun tabiatı ve Giresun dostluğu beni bağrına bası vermişti. Hakkı Mahir, Nuri Çimşid, Saim Bozbağ. .. Hemen kaynaşı vermiştik. bir akşam Giresun’un Kalesinden eş-sîz akşamını seyre çıkarken Saim Hozbağ, bana ilk defa Can’dan bahsetmiş ondan bazı mısralar okumuş, hayatını anlatmıştı: Aşıklığı şairliğinden, şairliği aşıklığından üstün, görülüyordu. Hem şair ve aşık olmağa, hem uslu, mazlum şehirde pineklemek onun kârı değildi. O, ruhunun cihadını tamamlamak için dağlara düşmüştü. Aiucradatti bir kulübede konaklıyor, değirmen arklarında yıkanıyor, arada bir Giresun’a gelip göğnünden kopan mısraları dostlarının hafızasına emanet edip gidiyordu. Bîr gün kendisini de tanıdım. ÃÂri, güzel bir yüzü, koyu, biraz kıvırcık saçları, cefa ile çizgilenmiş geniş bir alnı vardı. Susup gülerken de konuşuyor, bakıp konuşurken de susuyordu. Anasından sair doğmuş insanlardandı. Başkasının güzel bulduğu şiirlerini öy- duyuyor ve çıkarmakta olduğu bir dergi için yazı hususunda yardımda bulunmasını istiyor. O da bunun üzerine ona birkaç şiir vermiş imiş. Ve ondan sonra bir daha da Can Bey’le görüşmek nasip olmamış. Eflatun Bey, bu hatırayı naklederken Can için: ‘Ateşli, halkiyatla uğraşan bir gençti.’ demişti. Ve Çan’ın şiirlerinden kendisine okuduğum zaman da: ‘Bu ve bunun gibi Anadolu’nun gerçek değerlerini ortaya çıkaracak münekkitler bizde yetişinceye kadar hazineler çok kimselere saklı kalacaktır.’ diye yerin-mişti.” M. Mustafa Çaldağ. “Giresun’a gelmeden önce Can Akengin’i bilmiyordum, bu benim kabahatim. Giresun’da ölümünden altı yıl sonra, şahsiyetinin her cephesiyle onu yaşayan bir insan gibi tanıdım. Bu tanımadan çok memnunum.” Behçet Necatigil. “… Muhitte efsaneleşen hayalı, bazılarının belki hoşuna gitmiyor ve hor görülüyordu- Bunlar, şairi anlayamayan ve maddi düşünen kimseler olabilir. Halbuki maddi bakımdan bir Can zaten yaşamıyordu. O, maddesiyle bir hiç, fakat ruhiyle büyük bir sanatkardı. Ve denilebilir ki, tamamen manevi bir alemde yaşıyordu. Onun kalbine erişip de hayranı olmamak bence mümkün değidir. (…) O, dünyada hırs ve cahtan tecerrüd eden, aşk, his ve sanat gibi en ince maddelerden kurulmuş tahtı üstünde senelerce hüküm sürmüş bir kudretti. Þimdi ise çok özlediği ebedi hayatı yaşamaktadır.” Muzaffer Akgün (Lüleburgaz Yargıcı). “Giresun tarihine ‘Ref’i'den sonra karışan Akengin Can, bize milli şiirin mahalli ifadelerle çerçevelediği orijinal örneklerini sundu. Milli vezin daha bizde hakim değilken o yazıyor ve kalem tecrübelerini yapıyordu. Fakat o zaman muhafazakar bir zümre onun yazılarını ‘Bir handei istihza’ ile karşılıyorlardı. Çünkü onlar, Can’ın görüş ve duyuşuna ulaşamamışlardı.”
Rahmi Korkut Öğütçü. “… Bir akşam Giresun’un kalesinden eşsiz akşamını seyre çıkarken, Saim Bozbağ, bana ilk defa Can’dan bahsetmiş, ondan bazı mısralar okumuş, hayatını anlatmıştı. Aşıklığı şairliğinden, şairliği aşıklığından üstün görülüyordu. Hem şair ve aşık olmaya, hem uslu, mazlum şehirde pineklemek onun kârı değildi. O, ruhunun cihadını tamamlamak için dağlara düşmüştü. Alucra’daki bir kulübede konaklıyor, değirmen arklarında yıkanıyor, arada bir Giresun’a gelip göğnünden kopan mısraları dostlarının hafızasına emanet edip gidiyordu. Bir gün kendisini de tanıdım. ÃÂri, güzel bir yüzü, koyu, biraz kıvırcık saçları, cefa ile çizgilenmiş geniş bir alnı vardı. Susup gülerken de konuşuyor, bakıp konuşurken de susuyordu. Anasından şair doğmuş insanlardandı. (…) Kendi tabiriyle (tışının dört ucunu sele vermiş) bir kalenderdi. Genç yaşında kaybettiği sevgilisine yanıyor, dağların karlarına yanan başını dayıyor, eski volkanların kraterlerinde biriken göllerde serinliyordu. (…) Sanatkarı tek kelimeyle tarif etmeye kalksak ‘tedirgin’den daha iyi kelime bulamayız. Can bir tedirgindi. Gönlünün havasına uymakla kalmamış, göğnü ile sözbirliği edip başıyla savaş açmıştı. Bu savaşta öldü. ‘Þehidi bade’ olan eski şairler vardır; bu, ondan ziyade ‘şehidi aşktır. Kendini kalenderliğe fazla bırakmasa, sanatına coşkunluk kadar ölçü de koymağa vakit bulabilseydi, bir büyük şair olacaktır. Ne yapsam, onun için soğuk kanlı bir tenkit yazmama, ukalaca hükümler vermeme imkan yok. Onu Giresun’la birlikte, Giresun dostları arasında her zaman sevecek ve anacağım.” Behçet Kemal Çağlar. Þiirlerinden ve düzyazılarından örnekler EY DOST Ruh: Özde nur, gözde menşur, kadehte şuur Dimyat Çin’de… Yeter rinde evindeki bulgur Kanıp gerçek bezme gelmek dilersen ey dost, Aynayı kır, takvimi yırt, saati durdur. BÃÂR YOLCUDAN Dama attım hırs pabucunu Sele verdim dışın ben dört ucunu Gönlümle girinip gurbet hurcunu Dağlılar içinde iç’imi yaptım Kalsam da bu yolda kemikle deri Hiç vahlamam… çünkü bir derbederim Yoğura yoğura küçük feneri Güneşten güçlünün biçimi yaptım BÃÂR YOLCUYA Yürü… yürü yoruldukça dayan için için vınlayan telgraf direklerine Onların fincan fincan eklerine Uydursan da adımlarını Yine bulamazsın yarını, Kal iyisi mi En kesimi: Kal bu handa Yâr değil, yurt değil, salt mezar var Yarından bu yana ASIL GÜCÜME GÃÂDEN Sağlıyorsa ne gam Dermanım yumak gibi. Ben ölümden hiç korkmam: Ölüm yumak gibi Değerlidir, tatlıdır. Ölüler sıhhatlidir Asıl gücüme giden Ayrılmaktır sevgiden Demem bir can için, hık Tanrım, ona el sürme! Burda hiç uzlaşmadık Orda olsun küstürme Çözmeyelim bu suçu Sana varıyor ucu Diledin dünya çattın Yoklan bizi yarattın Bunlar… belki de iyi Fakat niçin sevgiyi Senden büyük yarattın? Sağlıyorsa ne gam, Dermanım yumak gibi Ben ölümden hiç korkmam, Ölüm uyumak gibi. Değerlidir, tatlıdır, Kadavra sıhhatlidir Asıl gücüme giden Ayrılmaktır sevgiden GÃÂRESUN TERENNÜM EDÃÂYOR Kızgın ufuklar soğumuştu. Yıldızlar; güneşin (eskin iğneli ziyasiyle kamaşan, görünmeyen gözerini şurda, burda, tek tük açıyorlardı. ‘Kaldırımda’ çabuk çabuk giden güvezi yazma, mendili şişkin bir adamdan başka kimse yoktu. Her fırtınada örnek değiştiren kumsal, zarif, seyrek oymalarını çevire çize, sandalsız, tenha, yorgun uzanıyor; ‘Ali Bey Konağı’ harabesinde dirsek verip ‘Pa-şadede’de şöyle, bir fatihalık meksediyor. Sonra hafif, rüyamsı bir dönemeçle ‘Çıtlakkale’ içlerine doğru serilip eriyordu. Deniz bir göl hamuru donukluğu ile renksiz ve hareketsizdi. ‘Batlama’ koyunda kabara genişleye ‘Boztekke’ sırtlarını yığıp yaptıktan sonra ‘Þehitlik’ yamaçlarının ulu ağaçlarıyla sorguçlanarak ‘Dikmen’ otağını kurduktan sonra dünyanın hiçbir yerine nasip olmayan güzellikler, kavranılmaz inceliklerle ‘Ayvası!1 burnunda tükenen emsalsiz dekordan, şiir, mana sil-linmiş; acem sitampleri gibi gölgesiz, ölgün susuyordu. (…) Masallarda methini işittiğimiz iri, şahane mücevherler gibi, sihirli mavimtrak kıvılcımlarla ışıldayan akşam yıldızı kadar yalnız, bu ak benekli suskun tepelere o derece yakındı ki: Korkmuyor mu? Üşümüyor mu? diye, elimde olmayarak düşündüm. Baktım ki, hicran… Benim, bunca senedir hâlâ bir isim bulup da veremediğim irsi, şifasız hicranım yine damla damla sızmağa, sızıldamağa başlıyor, hemen döndüm. Limanda vapur vardı. ÃÂskele kaynaşıyor, karıncalanıyor, çarşı, kovanlar gibi uğul-duyordu… Pencereleri şen elektrik ışıklariyle perdeli, yüksek kargir hanlardan uc veren hakal katarları bu ılık akşam posarığında yassı, tıklım tıklım çuvallariyle, hiç görülmemiş bir halata benziyordu. (…) Tavşan kulaklı, tıknaz çaparlar da kendilerine bu fındık çuvallarından nisbetsiz güverteler kurarak birer birer, bodur bodur açılıyordu. Bir ışık-buhar sağnağı halinde takırdayan dev cüsseli frenk vapuruna rampa olup boca etmek için… Hamalların, yüke, yorgunluğa kafa tutan sırnaşık yarenliklerine hayran olarak… Mavunacıların en çetin hamlelere bile bana mısın demeyen kalaşlı, yakamozlu şakalarına imrenerek, bilmem ne kadar dolaştım. (…) Evet, Giresun’un şu göz alan, gönül avlayan güzelliklerini sezmek için, sezip de anlatamamak, kelimelerin kifayetsizliğinden, yavanlığından üzülmek, tıkanmak için uzun seneler ondan ayrı düşmek, hasretini çekmek lâzımdı. Yad ellerde kızgın, düşman çemberle kuşatılmış seneler… Hayata, haysiyete saldıran rnedetsiz, çaresiz istila seneleri geçirdiniz mi? Vapur ilanlarında ‘Giresun’ ismi geçtikçe sevgiliden bahsedilmiş gibi sarardığınız demler oldu mu? Söyleyiniz, söyleyiniz… Sayısına parmaklarınızın yetişemediği kadar çok, gurbet yıllarını, tahammül dağlayan sıla hummalanyla yana içlene geçirdiğinizi hatırlayabiliyor musunuz? ÃƒÂşte ey okuyucu, benim şu anda neler hissettiğimi, nasıl heyecanlarla kendimden geçtiğimi anlamak için bütün bu ateşler, bütün bu acılarla kıvranmış olmak, yıpranmış olmak lazımdır.” (1926) CAN AKIN

MEVLANA “TOREN” FOTOGRAFLARIMI SERGILEMEK ISTIYORUM.. YARDIMCI OLURMUSUNUZ..? TIKLAYINIZ… http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=1038&mid=8373&ItemID=6277&ItemIndex=2 MESAJLAR “KONUSMA ENGELLILER GRUBU” TARAFINDAN GONDERILMEKTEDIR..” OZEL MESAJLARINIZI LUTFEN CAN AKIN mr_canakin@hotmail.com ADRESINE GONDERINIZ…
__________________________________________________ Do You Yahoo!? Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around http://mail.yahoo.com

Istiridyenin hikayesi

Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su uzerinden akip gecsin diye, kabugunu acmis. Su icinden gecerken, solungaclari yiyecek toplayip midesine gonderiyormus. Aniden, yakinindaki bir balik, bir kuyruk darbesiyle kum ve camur firtinasi yaratmis
Istiridye de kumdan nefret edermis; zira kum oylesine puruzluymus ki kabugunun icine kacarsa son derece rahatsiz olurmus. Istiridye derhal kabugunu kapamis ama cok gec kalmis;
Sert ve puruzlu bir kum tanecigi iceri girip, ic derisi ile kabugun arasina yerlesmis. Kum tanesi istiridyeyi ne cok rahatsiz ediyormus. Ama kabugunun icini kaplamasi icin kendine verilmis olan salgi hucresini hemen calistirarak, minik kum tanesinin ustunu kaplamaya baslamis; ta ki, nefis, parlak ve duzgun bir ortu olusana kadar…
Istiridye, yillar yili, minik kum taneciginin ustune katlar eklemeye devam etmis ve sonunda muthis guzel, parlak ve son derece degerli bir inci olusmus.
Kissadan Hisse……
Karsi karsiya oldugumuz problemler bu kum tanecigine benzer, bizi rahatsiz ederler.
Yasamda karsilasacagimiz her probleme gelismemiz icin bir firsat cercevesinde bakmaliyiz.
Azmin getirdigi cesaret ve kuvvetle, sorunlarimizin ve zayifliklarimizin ustesinden geliriz.
Gizli gucumuzle, yasamimizdaki puruzlu kum taneciklerini, bize kuvvet veren umit ve ilham kaynagi olan degerli incilere donustururuz.
Bize verilen en kiymetli seyin zaman oldugunu bilerek her anini degerlendirmeli, hayat okulundan alabilecegimizin en fazlasini alarak mezun olmaliyiz.
Nautilus’un kabugu dogadaki icsel guzellik ve oransal mukemmeliyetin semboludur.
Resimdeki gizemli nautilus’un merdiven basamaklarina benzeyen icyapisi gibi her problemi bir sinav olarak gorup; basamaklari tek tek cikmaliyiz.
Yasamda karsimiza cikan rehberler bize sadece kapiyi gosterir; oradan gececek, o deneyimi yasayacak olan bizleriz.
Montaigne’in de dedigi gibi : “Her seyden once ben kendimi arastiriyorum, benim fizigim de, metafizigim de budur”.
Sevgiyle,
ruyaname http://users3.nofeehost.com/ruyaname

Sevgi yaradilisin sirridir

Sevgi, butun insanligi ve evreni sevmektir. Insani cevreleyen her seyin tek anlamidir. Kim olursan ol, mutlak hâkim sevgidir. Sevgi yaradilisin sirridir.
Sozlukte sevgi; insani bir seye veya bir kimseye karsi yakin ilgi ve baglilik gostermeye yonelten duygu olarak gecer. Sevgi denildiginde genellikle akla ilk once, iki karsi cins arasindaki duygusal cekim gelmekteyse de, aslinda sevgi, yoneldigi hedefe ve bicimlerine bagli olarak buyuk cesitlilik gosterir.
Sevgi, tum insanligin uzun bir tekamul yolculugu ile ulasacagi ozdur. Ciktigi varliga yeniden kavusmasidir. Icindeki gizli Tanrisalliga ulasmasidir. Hayat ve olumsuzluktur. Sevgiyi benligine ve cevresine yaymak oz varligi ile bulusmaktir. Ilahilikle birlesmedir. En ustun suur haline gecmektir. Zamaninda soylemek, paylasmaktir.
Mevlana’nin dedigi gibi :
Beri gel beri; daha da beri. Ama lutfen sevgiyle gel; sevgiyle. Mademki, sen bensin, ben de senim. Niye, su senlik benlik bagi? Ne ben benim, ne sen sensin, ne sen bensin. Hem ben benim, hem sen sensin, hem sen bensin.. Ben seninle o hale geldim ki, sen ben misin, ben sen miyim diye sasiriyorum.
Yunus Emre’nin en onemli yonu; bilincli bir humanist olusudur. Yunus Emre’den sevgi uzerine bir ornek:
Ben gelmedim davi icin, Benim isim sevi icin, Dostun evi gonullerdir, Gonuller yapmaya geldim.
Sevginin boyutlari, gonul gibi sinir tanimazdir, evreni sarar sarmalar. Sevgi, koru korune olmayip bilincli oldugundan, sinirsizdir ve cok daha yuce boyutlara ulasir. Sevgi, duyup dusunerek ve anlayarak yasanan bir sevgi olup hicbir karsilik beklemez. Sevgi, evrenin ana maddesi, en temel ogesidir. Sevgi, DNA sarmalinda oldugu gibi Birlik’dir. Sevgi ozgurluktur. Sevgi evrenseldir. Ask ikidir, Sevgi bir!
Sevgiyle,
ruyaname http://users3.nofeehost.com/ruyaname

Åžimdi Roma’da Olmak Vardı

roma2Zengin tarihi kültürü ve eşsiz doğal güzellikleriyle yüzyıllardır şairlere ve ressamlara ilham veren Roma, bugün de pizzası, şarabı ve ünlü markalara ait butikleriyle seyahat tutkunlarını cezbetmeye devam ediyor..

Âşıklar şehri… Pizza, şarap, peynir ve dondurma cenneti… Ama en çok da alışveriş dünyasının kalbi… Roma’ya gidenler kentin tüm bu unvanların hakkını nasıl da verdiğini çok iyi bilirler. Çünkü sanatın, tarihin, dinin ve modanın iç içe yaşadığı yegâne şehirlerden biridir Roma. Bu yüzdendir ki bugün Katoliklerin ruhani lideri Papa da, modanın dahileri Dolce&Gabbana da hâlâ Roma’yı tercih ediyor. Tıpkı yüzyıllar önce Julius Cesar’ın ve Michelangelo’nun tercih ettiği gibi. Roma’ya her yıl tüm dünyadan milyonlarca turist akın ediyor. Kimi 1726 yılında yapımı tamamlanan ünlü İspanyol Merdivenleri’ni görmek, ünlü Aşk Çeşmesi’ne bozuk para atmak, Hıristiyan dünyası için büyük önem taşıyan Vatikan’ı ziyaret etmek için Roma’nın yolunu tutuyor, kimi sadece alışveriş yapmayı kendine hedef seçiyor. Ama geliş amacı ne olursa olsun, kimse ünlü İtalyan şarabının, peynirlerinin ve tabii ki dondurmasının tadına bakmadan buradan ayrılmıyor. Roma’nın en önemli yapıtlarının başında hiç kuşkusuz meydanları geliyor. Acı-tatlı birçok ana şahitlik yapan; şenliklerin, kutlamaların yaşandığı, isyanların çıktığı, idamların yapıldığı meydanlar, bugün de kafeleri, butikleri ve dükkânları ile şehrin en popüler yerlerini oluşturuyor. Tabii bu meydanların bir de kendi aralarında galibi var: Pizza Spagna. Birçok kişi gibi benim de favorim olan bu meydanda etrafı rengârenk çiçeklerle süslü İspanyol Merdivenleri de bulunuyor. 137 basamaktan oluşan, geniş basamaklarda grup halinde gençler piyasa yaparken, müzisyenler de gitarlarıyla marifetlerini sergiliyor. Ancak bu meydanda namı tüm dünyaya yayılan İtalyan yankesicilerin de cirit attığını hatırlatalım ve gerekli tedbirleri almanız için sizi şimdiden uyaralım.

roma1HADİ ÂŞIKLAR, ÇEÅžMEYE!
İtalyanlar da tıpkı bizim gibi gelenek ve göreneklerine bağlı kalıp yaşatma taraftarı. İtalya’da yeni evlenen çiftler, aşkları daim olsun diye gelinlikleri ve damatlıklarıyla soluğu çeşmede alıyor. Aşk Çeşmesi, aralarında en ünlüsü. Çeşmenin popüler kültürün bir parçası olmasında Fellini’nin meşhur filmi La Dolce Vita’nın da hakkını vermek lazım. Buradaki çeşmeye herkes ayrı bir dilekle para atıyor. Kimi sevdiğinden hiç ayrılmamayı diliyor, kimi en kısa zamanda bir kısmet bulmayı. Benim gibi şehre âşık olanlar ise bir kez daha gelebilmek için elindeki bozuk parayı suya fırlatıveriyor. Çeşmenin etrafında ise irili ufaklı birçok kafe sıralanıyor. Burada geceyi geçirmeseniz de yemek yemeden ve meşhur kırmızı şaraplarının tadına bakmadan sakın bir yere gitmeyin. Kafeler arasında hem en popüleri hem de fiyat bakımından en makulü Piccolo Arancio. Siz de benim gibi asparagus hayranıysanız tavsiyem pizza Asparagi’yi denemeniz. Taze meyvelerle sunulan creme brule ise gerçekten de bir kez daha Roma’ya gitmenize neden olacak kadar güçlü bir lezzete
sahip.

HAKİKİ ROMA DONDURMASI
Roma’nın en hareketli yerlerinden biri ise dikdörtgen bir meydan olan Campo de Fiori. Meydanın adı çiçeklerle dolu demek. Ortaçağ’da verilen bu isim şimdiki zamanı pek de yansıtmıyor. Meydanın etrafında boylu boyunca daracık sokaklar uzanıyor. Üstelik bu sokaklarda çiçekçiler, sanat galerileri, turistik dükkânlar, butikler ne ararsanız var. Tabii meşhur İtalyan dondurmasını da unutmamak lazım. Burası geceleri de bir açıkhava diskosuna dönüyor.

ALIŞVERİŞE HÜCUM
Alışverişin başkentine gelip de ünlü markaların mağazalarına göz atmamak olmaz. Armani, Bvlgari, Louis Vuitton, Dolce&Gabbana, Versace ve diğer tüm markaları İspanyol Merdivenleri’nin paralelindeki sokaklarda bulabilirsiniz. Üstelik temmuz sonunda tüm ülkede başlayan indirimler eylül sonuna dek devam ediyor. Tabii tüm bu indirim durumundan haberdar Japon ve Uzakdoğulu turistlerin mağazalara akın ettiğini göz önünde bulundurmayı ihmal etmeyin. Size tavsiyemiz saat 09.30’da alışveriş için otelden ayrılmış olmak. Bu arada pazar günleri birçok mağaza kepenklerini açmıyor, hatırlatalım. Modadan ve alışverişten bahsedip Valentino’nun şehirde açtığı sergiyi atlamak olmaz. Ünlü modacının dell’Ara Pacis Müzesi’nde 45 yıllık tasarım hayatı boyunca yaptığı elbiseler, çizimler ve fotoğraflar sergileniyor. Üstelik sergi 28 Ekim’e kadar açık. Pazartesi hariç her gün saat 09.00-19.00 arasında sergiyi gezebilirsiniz.

ÅžEHİR İÇİNDE BİR UFAK ÜLKE
Katolik dünyasının kalbi kabul edilen Vatikan da 930 vatandaşı, bir kilometrekareyi bile bulmayan yüzölçümü, üç radyo istasyonu, bir televizyon kanalı, bir helikopter pisti ile Roma’nın içinde ufak ama güçlü bir ülke olarak varlığını sürdürüyor. Katolik dünyasının ruhani lideri Papa, haftada bir kez ve genellikle çarşamba günleri San Pietro Meydanı’ndan halka sesleniyor. Vatikan’ın içerisindeki St. Peter Katedrali ise dünyanın en büyüğü olma özelliğine sahip. Üstelik katedralin içinde günah çıkarmak isteyenler için birçok farklı dilde günah çıkarma odası bulunuyor.

Technorati Tags: Gezi Eğlence, Seyahat, Åžehir Rehberi, Tatil Fırsatları

Mardin Turizmcilerin Yeni Gözdesi

mardinMardin’deki turizm potansiyelini keşfeden yatırımcılar otel açmak için sıraya
girdi. Ortalama her yıl 500 ile 700 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği
7 bin yıllık tarihi kent, kültürel yapısı ve mimari dokusu ile gondolları ile
meşhur İtalya’nın Venedik ve ünlü Kudüs kentinden sonra dünyanın üçüncü sit
alanı içinde yer alıyor..

Tarihi ve kültürel zenginliği ile dünyanın turizm merkezi haline gelen Mardin’de son yıllarda artan turist sayısı, turizm yatırımcıların iştahını kabarttı. Tarihi kentte otel ve butik evler açmak için özel müteşebbisler adeta birbiriyle yarışıyor.

Son dört yılda Mardin’de iki otel olmak üzere 3 de butik otel hizmete açılırken, son olarak, geçtiğimiz günlerde 11 milyon YTL’ye mal olan 250 yataklı Yay Grand Otel Mardin turizminin hizmetine girdi. Açıldığı günden beri rezervasyonları tamamen dolan otelin sahibi Mehmet Yay, otelin yatak kapasitesini artırmak için ek bina girişimlerine başladı.

Erdoba ve Artuklu kervansaray ardından Mardin’de üçüncü butik otel de açıldı. 540 yıllık tarihi geçmişi bulunan Tatlıdede butik oteli geçtiğimiz hizmetine girdi. Butik otelde şimdi den rezervazyonlar ekim ayına kadar doldu. 16 oda 40 yatak kapasitesine sahip olan butik otelin sahibi Mahmud Tatlıdede, Mardin’in turizm alanında son yıllarda kaydettiği gelişmeden sonra yıllardır yaşadığı Adana ilinden gelerek kendi memleketinde butik otel açtığını belirterek, bundan sonra turizm alanında Mardin’e hizmet vereceğini söyledi. Bir diğer önemli gelişme de Kosifler Group (BMW) Türkiye temsilcisi de Mardin’de 15 milyon YTL tutarında bir yatırım yaparak, 4 yıldızlı 350 yataklı otel ve alış veriş merkezi kurmak için girişimlere başladı. İlk etapta Mardin’de arsa keşfi yapan şirket önümüzdeki günlerde otel ve alışveriş merkezi için temel atma töreni düzenleyecek.

Vali Mehmet Kılıçlar, 2002 yılından beri yapılan pek çok etkinlikte Mardin’in dünyaya tanıtıldığını belirterek, 5 yıl içinde Mardin’i yaklaşık 2 milyon 500 bin kişinin ziyaret etmesinin sevindirici olduğunu söyledi. Mardin’in daha geniş kitleler tarafından ziyaret edilmesi için şimdiden tanıtım kampanyaları düzenlediklerini ifade eden Kılıçlar, "Özellikle dizi ve sinema filmleri Mardin’in tanıtılmasında önemli bir rol üstlendi. Mardin’in dünyanın misafir odası olarak kabul görmesi bizleri inanç ve kültür turizmi alanında mutlu etmiştir. Bu nedenle Mardinli iş adamlarını yatırım yapmaya davet ediyoruz. Bu alanda yatırım yapaçak müteşebbislere tüm kolaylığı sağlayacağız. 2007 yılında 1 milyon turistin Mardin’i ziyaret etmesini bekliyoruz." dedi.

"MARDİN DÜNYA TURİZM MERKEZİ HALİNE GELİYOR"

Mardin Kültür ve Turizm İl Müdürü Muhlis Hamidi, Mardin’in giderek dünya turizm merkezi haline geldiğini söyledi. Hamidi, "2006 yılında 400 bin yerli yabancı turist Mardin’i ziyaret ederken, 2007 yılının ilk 5 ayında bu rakam 350 bine ulaştı. Bunun 50 bini yabancı turistten oluşuyor. Sonbaharda yaklaşık 100 bin yabancı turist Mardin’e gelmesini bekliyoruz. Çünkü yaz aylarında ülkeye gelen yabancı turistler deniz kıyıları tercih ediyor. Sonbaharda ise özellikle tarihi yerleri gezmek için bölgemizi seçiyor. Yıl sonuna kadar toplam 1 milyon yerli ve yabancı turistin Mardin’i ziyaret etmesini bekliyoruz. Åžu anda Mardin’de bulunan bütün otellerin rezervasyonları yıl sonuna kadar tamamen doldu. Önümüzdeki yıldan itibaren turist sayısı ikiye katlanabilir." dedi.

Artuklu Kervansaray Butik Oteli sahibi Sabahattin Evrensel de, Mardin’in her geçen gün yıldızının parladığını belirterek, "Farklı dinler ve dinlerin merkezi haline gelen Mardin, inanç ve kültür turizminde son beş yılda önemli mesafeler kat etti. Yoğun turist akını nedeniyle otelimizde 2007 yıl sonuna kadar rezervasyonlarımız doldu. Özellikle, ABD, Fransa, Almanya, Danimarka, İngiltere, Japonya ve Çin gibi ülkelerden yoğun talep görüyoruz. Åžu anda yeni butik evleri açmak için girişimlerimiz devam ediyor. Her geçen gün Mardin turizmi gelişiyor. Yatak kapasitemiz dolu olduğu için gelen talebelere cevap veremiyoruz. Åžu anda yeni butik evler açmak için girişimler yapıyoruz." diye konuştu.

Mimarlar Odası Başkanı Yılmaz Altındağ ise, açılan butik evlerin ve otellerin tarihmirasın korunması ve dünya insanına tanıtılması açısından önemli bir fırsat olduğunu dile getirdi.

Technorati Tags: Seyahat, Åžehir Rehberi, Tatil Fırsatları

Sonbahara Amsterdam’da Girmek Lazım

amsterdam-tatilAmsterdam’da olduğumu söyleyince herkesin sorduğu ilk soru partilerin nasıl olduğu, ikinci soru ise Red Light District’te neler olup bittiğiydi. Pek çok kişinin aklında parti kültürü ve vitrinleri ’süsleyen’ kadınlarla iç içe girmiş olan Amsterdam şehri, bir yandan bunları içermekle birlikte, aslında gayet sessiz, huzurlu ve entelektüel bir yer. Åžehrin nüfusu 700 bin kadar; ancak Amsterdam’ı sürekli gezmekte olan turistlerle bu sayı neredeyse iki katına çıkıyor. Çünkü ilginç biçimde, belli bir anda Amsterdam’da bulunan her iki kişiden birinin turist olması gibi tuhaf bir durum söz konusu. Åžehirde yürürken fark edeceğiniz ilk şey de, muhtemelen, sizin de aslında bir üyesi olduğunuz bu turistler olacak: her tarafa yayılan otellerin girişlerinde, kafile halinde otobüse binerken, grup oluşturup alışveriş merkezi Kalverstraat’ı arşınlarken… Gözleriniz turistlere alıştıktan sonra, bu sefer burnunuz ortalıktaki yosun kokusuna alışacak. 12. yüzyılda bir balıkçı kasabası olarak kurulan Amsterdam, bugünkü yapısına büyük oranda Hollanda’nın altın çağı olarak adlandırılan 17. yüzyılda ulaştı. Zaten binaların pek çoğunun üzerinde ’ANNO’ ibaresiyle birlikte, 1600’lerden kalma bir tarih yazıyor ve bu da şehir merkezindeki neredeyse her sokakta, 400 yıllık binaların arasında yürüdüğünü insana hatırlatıyor. Amsterdam Üniversitesi de bu dönemde, 1632’de kurulmuş.

MÜZE KAÇAMAÄžI
Pek çok farklı müzeye sahip olan Amsterdam’ın en önemli iki müzesi aynı yerde, Museumplein’da yer alıyor. 2003 yılında restorasyon çalışmalarına başlanan ve 2010’a kadar bu yüzden ancak seçme bir koleksiyonla seyirci karşısına çıkacak Rijksmuseum’da, Rembrandt’ın Gece Bekçisi tablosunun yanı sıra Vermeer’in çeşitli tabloları da sergileniyor. Ancak bu ressamlara meraklı olanların iki saat mesafedeki Lahey’e gidip orada bulunan müzelerdeki koleksiyonları ziyaret etmeleri daha doğru olur. Van Gogh Müzesi ise şu anda Amsterdam’ın en ilginç sergilerine ev sahipliği yapıyor. Van Gogh’un yaptığı resimlerin neredeyse tamamını görebileceğiniz Van Gogh Müzesi’nde eylül sonuna dek ’Barcelona 1900’ isimli bir sergi var. Ayrıca Nazi işgali sırasında kendini askerlerden gizleyen Musevi kızı Anne Frank’ın evini ziyaret etmekte de fayda var. Hollandalılar Nazilere teslim etmiş, toplama kampına gönderilen 15 yaşındaki Frank burada ölmüştü.

CAZ KARARGÂHI
1973 yılında kurulan ve Amsterdam’daki emprovize müzik ve caz meraklıları için bir buluşma noktasına dönüşen Bimhuis geçtiğimiz yıllarda Piet Heinkade’deki yeni binasına taşındı. Sahnenin arkasındaki dev pencereden Amsterdam’ın gece manzarasının tadını çıkarabileceğiniz bir yer burası.Yaşayan en parlak gitaristlerden Bill Frisell de dünyadaki en iyi caz kulübünün ’Bimhuis’ olduğunu söylemişti.

SAHAFLAR VE KALVERSTRAAT
Üniversite şehirlerine hâkim olan özgür ve eğlenceli havayı bir öğrenci olarak tadarken, her cuma günü şehir merkezindeki Spui’de tezgahlarını açan sahaflara da uğrardım. Spui’nin çok yakınındaki Kalverstraat ise, şehrin en güzel İngilizce kitapçısı American Book Store kadar en güzel mağazaları da içinde barındıran bir sokaktı. Burada mücevher, kıyafet, oyuncak ve cep telefonu alanında en büyük markaların dükkanları yan yana dizilerek şehrin simgesi Dam’dan bir diğer uçtaki Munt Meydanı’na kadar devam ediyor. Art Deco tarzı olağanüstü sinema binası Pathe Tuschinski de, 1921’de inşa edilmiş muhteşem bir sinemada film izlemek isteyenler için ilginç olabilir. Åžehirde bir metro sistemi bulunmakla birlikte ulaşım için insanlar en çok bisikleti ve tramvayı tercih ediyor. Amsterdam’ın her sokağına girip çıkan tramvaylarla hem belki hiç uğramayacağınız bölgeleri görmek, hem de hızlıca istediğiniz yere gitmek mümkün.

Technorati Tags: Gezi Eğlence, Seyahat, Åžehir Rehberi, Tatil Fırsatları

Tatil Programınız Hazır Olsun

tatilGökçeada huzur vaat ediyor
Sakin ve huzurlu bir tatil isteyenler için Gökçeada, hoş bir seçenek olabilir. Adanın doğal ve tarihi güzellikleri içinde birkaç gün sizi kendinize getireceğine emin olun. Adanın balkonu olarak bilinen Masi Hotel Gökçeada, konuksever personeliyle ilgi çekiyor. 11-14 Ekim arasında konaklama ve zengin geleneksel köy kahvaltısı için çift kişilik odada kişi başı, KDV dahil 225 YTL ödemeniz gerekiyor. Tel: (0286) 887 46 19

Dileyene spor, dileyene SPA
Kempinski Hotel Barbaros Bay Bodrum’daki Asya kökenli Six Senses SPA tarafından işletilen otelin SPA merkezinde doğal aromalarla uygulanan terapilerle yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Sporla enerji yenilemek isteyenler, fitness, su sporları, koşu ve yürüyüş yapabilir. Tel: (0252) 311 03 03

Bodrum’da caz keyfi
Tüm Bodrum’u gören manzarasıyla The Marmara Bodrum, bayram boyunca Manu Le Prince’i ağırlayacak. Brezilyalı şarkıcıya Jazz Hot dergisi tarafından Avrupa’nın en büyük beş caz piyanisti arasında gösterilen Francis Lockwood ve Didier Lockwood müzik okulunda master class hocalığı yapan ve müziğin duayenlerinin albümlerinde emeği olan Carlos Carvalho bas gitarıyla eşlik edecek. Ücretsiz fitness center, Türk hamamı, sauna, jakuzi, açık yüzme havuzu keyfi sunan The Marmara Bodrum’da açık büfe kahvaltı dahil minimum dört gecelik konaklama fiyatı standart double odalarda, günlük, kişi başı 400 YTL. Tel: (0252) 313 81 30

Kıbrıs’ta yaz bitmedi
Girne’deki Merit Crystal Cove Hotel, bayramın ikinci günü misafirlerini Yeliz konseri ile ağırlıyor. Bayram süresince otelin açık büfesinde dünya mutfaklarından yiyeceklerin yanı sıra Kıbrıs mutfağının örneklerini de bulabilirsiniz. Bunaların arasında ceviz macunu, patlıcan macunu, mucendra pilavı, molohiya yemeği, gabbar turşusu, kereviz turşusu var. Ayrıca, otelde bayram boyunca hava durumuna göre yaz sezonunda olduğu gibi plajda ve havuzda da hizmet verecek. Bunun yanı sıra sağlık kulübünde Uzakdoğu masajı ve cilt bakımı yaptırabilirsiniz. Tel: (0392) 821 23 45

Her güne ayrı bir program
Etkileyici manzarasıyla dikkat çeken ’dönen otel’ The Marmara Antalya, 11-14 Ekim tarihleri arasında hazırladığı bayram programıyla konuklarının eğlenceli bir bayram tatili geçirmesini amaçlıyor. Arife günü neyzen ve tasavvuf musikisiyle başlayacak programda bayramın ilk günü sema gösterisi, fasıl ekibi ve oryantal dans gösterileri yapılacak. Bayramın ikinci gününde ise revü ve perküsyon şovları var. Açık büfe kahvaltı ve akşam yemeği dahil minimum üç gecelik konaklama fiyatı, standart çift kişilik odalarda, günlük 300 YTL. Tel: (0242) 249 336 00

keyifBeş çayı, ardından barbekü…
Divan Antalya Talya’nın bayram aktiviteleri arasında, plajda beş çayları, barbekü ve Kum Heykeller Festivali’ne giriş davetiyesi var. Deniz manzaralı odalarda yarım pansiyon, kişi başı 160 YTL’ye konaklayabilirsiniz. Divan Marmaris Mares’de ise üç günlük yarım pansiyon konaklama fiyatı 270 YTL. İki günlük konaklama 200 YTL, tek gecelik konaklama ise 150 YTL. Divan Antalya Talya Tel: (0242) 248 68 00, Divan Marmaris Mares Tel: (0252) 455 22 00

Hem tarihi hem de lüks bir tatil
Dedeman İstanbul, bayramda tatilini İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasını tanıyarak geçirmek isteyen konuklarına çok özel seçenekler sunuyor. Åžeker Bayramı’na özel tatil paketleri kapsamında, konuklar, odalara lokum ikramı ve yiyecek, içecek harcamalarında yüzde 10 indirim, Roof Bar’da alınacak olan ilk içki için yüzde 50 indirim, Life Style Health & Beauty Center’ın kapalı havuzunda yüzme, jakuzi, fitness ve sauna kullanımı, masaj, solaryum ve cilt bakımında yüzde 15 indirim gibi fırsatlardan yararlanıyor. Ayrıca Åžeker Bayramı’na özel olarak bir kişilik konaklama fiyatı ile iki kişi tatil yapma fırsatı buluyor. Dedeman İstanbul’da tek kişilik ya da iki kişilik odada konaklama ücreti, KDV dahil günlük 99 ile 109 avro arasında. Tel: (0212) 337 45 00

İstanbul’un keyfini çıkarın
İspanyol otel zincirlerinden biri olan Barcelo Hotels&Resorts’un Türkiye temsilcisi Barcelo Eresin Topkapı Hotel de Åžeker Bayramı’na özel tatil paketi hazırladı. 12-14 Ekim arasında geçerli olan bu paket, 223 avro+KDV. Konaklama süresince Aqua Life Club’da kapalı yüzme havuzu, çocuk havuzu, Türk hamamı, sauna, buhar banyosu gibi aktivitelerden sınırsız yararlanma imkânı var. Tel: (0212) 631 12 12

Technorati Tags: Seyahat, Tatil Fırsatları